Türkiye'de sanayi kuruluşlarının karbon salımına karşılık gelen haklarını alıp satabilecekleri piyasanın işleyişi netleşti. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) tarafından hazırlanan yeni yönetmelik, karbon tahsisatlarının nasıl işlem göreceğini, şirketlerin piyasaya hangi koşullarda katılacağını ve alım satım işlemlerinin nasıl yürütüleceğini düzenliyor. Sistem, özellikle yüksek miktarda sera gazı salımına neden olan üretim tesislerinin gelecekteki maliyetlerini doğrudan ilgilendiriyor.
21 Ekim 2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi Piyasasının İşletilmesine İlişkin Yönetmelik, yayımlandığı gün yürürlüğe girdi. Ancak düzenlemenin yürürlüğe girmesi, karbon tahsisatlarının gerçek para karşılığında alınıp satılmaya başlandığı anlamına gelmiyor. Piyasanın fiilen işlemlere açılması için ayrı uygulama süreçlerinin tamamlanması gerekiyor.
Yeni düzenlemeyle karbon piyasasında kullanılacak standart işlem birimi de belirlendi. Buna göre bir lot, 100 adet karbon tahsisatından oluşacak. Her tahsisat bir ton karbondioksit eşdeğerinde sera gazı salım hakkını temsil ediyor.
Böylece piyasada tekliflerin bildirilmesinde 100 ton karbondioksit eşdeğerine karşılık gelen işlem birimi kullanılacak. Ancak bu miktar, işletmelerin yıllık karbon salım sınırının 100 tonla kısıtlandığı anlamına gelmiyor. Lot büyüklüğü yalnızca piyasadaki alım satım işlemlerinin standartlaştırılmasını sağlıyor.
Sistemin temelinde, işletmelerin doğrulanmış sera gazı salımlarına karşılık belirli miktarda tahsisat teslim etmesi bulunuyor. İhtiyaç duyduğu tahsisatı elinde bulundurmayan işletmelerin, piyasa uygulamaya geçtiğinde eksik miktarı karşılaması gerekecek. Bu mekanizma, karbon salımını azaltan üretim yatırımlarının ekonomik önemini artırabilecek.
Karbon piyasasının işletilmesinden Enerji Piyasaları İşletme AŞ (EPİAŞ) sorumlu olacak. Sistem, tahsisatların ilk kez piyasaya sunulduğu birincil piyasa ile işletmeler arasında el değiştirdiği ikincil piyasa üzerinden işleyecek.
Birincil piyasada tahsisatlar ihale yöntemiyle satışa sunulabilecek. İkincil piyasada ise işletmeler, sahip oldukları tahsisatları diğer piyasa katılımcılarıyla alıp satabilecek. Alım satım işlemleri, belirlenen piyasa kuralları ve mali yükümlülükler çerçevesinde gerçekleştirilecek.
İşletmelerin karbon hakları, İşlem Kayıt Sistemi adı verilen elektronik altyapıda takip edilecek. Tahsisatların oluşturulması, hesaplarda tutulması, başka bir hesaba aktarılması ve yükümlülüklerin yerine getirilmesinde kullanılması bu sistem üzerinden yürütülecek.
Piyasadaki ödeme, teminat ve takas süreçleri de düzenlenen işleyişin parçaları arasında bulunuyor. Böylece karbon ticareti yalnızca çevresel yükümlülüklerin yerine getirildiği bir mekanizma olmaktan çıkarak işletmelerin finansal planlamasında dikkate almaları gereken bir alan haline gelecek.
Yönetmeliğin en önemli geçiş hükümlerinden biri sanal uygulamaya ilişkin. İşlem Kayıt Sistemi ile birincil ve spot karbon piyasası faaliyete başlayıncaya kadar işlemler sanal ortamda yürütülebilecek.
Bu aşamada gerçekleştirilen işlemler nedeniyle gerçek tahsisat teslimatı, faturalama veya ödeme yükümlülüğü doğmayacak. Sanal uygulamanın amacı, piyasa altyapısının ve işlem süreçlerinin gerçek ticaret başlamadan önce kullanılabilmesini sağlamak.
Dolayısıyla 21 Ekim'de yayımlanan düzenleme, sanayi kuruluşlarının bugünden itibaren belirli bir karbon bedeli ödemek zorunda olduğu şeklinde yorumlanmamalı. Fiilî maliyetlerin oluşması, uygulama takvimine, tahsisat miktarlarına ve piyasada belirlenecek fiyatlara bağlı olacak.
Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi'nin kapsamı, 27 Ağustos 2026'da yayımlanan temel yönetmelikle belirlenmişti. Sistem, ilgili faaliyetleri yürüten ve yıllık emisyon büyüklüğüne göre B ve C kategorilerine giren tesisleri kapsıyor.
Bu kapsamda yıllık emisyonu 50 bin ton karbondioksit eşdeğerini aşan tesisler, faaliyet türleri ve mevzuattaki istisnalar dikkate alınarak değerlendiriliyor. Kategori B tesisler 50 bin tonun üzerinde ve 500 bin tona kadar, kategori C tesisler ise 500 bin tonun üzerinde yıllık emisyona sahip tesislerden oluşuyor.
Pilot uygulama kapsamında elektrik üretimi, çimento, demir-çelik, alüminyum ve gübre sektörleri öne çıkıyor. Bu sektörlerde faaliyet gösteren ve belirlenen koşulları sağlayan işletmeler, karbon salımlarının izlenmesi ve raporlanması süreçlerine tabi tutuluyor.
Pilot uygulama 2026 ve 2027 sistem yıllarını kapsıyor. Belirlenen takvime göre 2026 yılı için raporlama yükümlülükleri uygulanırken, tahsisat teslim yükümlülüğünün ilk kez 2027 yılı emisyonları için başlaması öngörülüyor.
Karbon ticaretinin ekonomik etkisi, şirketlere ayrılacak ücretsiz tahsisatların miktarına ve piyasada oluşacak karbon fiyatına bağlı olacak. Karbon salımı yüksek bir işletme, yükümlülüğünü karşılamak için ilave tahsisat satın almak zorunda kalırsa yeni bir maliyetle karşılaşabilecek.
Buna karşılık üretim süreçlerinde karbon salımını azaltan şirketlerin tahsisat ihtiyacı daha düşük kalabilecek. Böylece enerji verimliliği, temiz üretim teknolojileri ve emisyon azaltım yatırımları, işletmelerin rekabet gücünü etkileyen unsurlar arasına girebilecek.
Sistemin Türkiye açısından bir başka önemi de Avrupa Birliği'nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ile bağlantılı. Özellikle Avrupa pazarına üretim yapan yüksek emisyonlu sektörlerde karbon maliyetleri, ihracat rekabeti bakımından giderek daha fazla önem kazanıyor.
Ancak Türkiye'deki karbon piyasasının kurulması, Avrupa Birliği kaynaklı karbon yükümlülüklerini kendiliğinden ortadan kaldırmıyor. Bunun için ilgili düzenlemelerdeki koşulların ve karbon fiyatlandırmasına ilişkin uygulamaların ayrıca değerlendirilmesi gerekiyor.
Yeni yönetmelikle karbon ticaretinin teknik ve mali işleyişine ilişkin önemli bir aşama tamamlanırken, şirketlerin karşılaşacağı gerçek maliyetlerin büyüklüğü henüz kesinleşmiş değil. Bundan sonraki süreçte piyasanın fiilen açılacağı tarih, tahsisatların dağıtımı ve karbon fiyatının oluşumu belirleyici olacak.
Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır; kişisel yatırım tavsiyesi değildir.
