Otomotiv sektörünü son zamanlarda etkileyen en önemli gelişmelerin başında elektrikli araçlar ve onların yaygınlaşmasını sağlayan teknolojileri saymak mümkün.Elektrikli araçlara yönelik küresel geçiş durdurulamaz gibi görünse de bu yol, kendi içinde bazı güçlükleri de barındırıyor. Yüksek satın alma maliyetinin yanı sıra sınırlı menzil ve uzun şarj süreleri bu taşıtlar için dezavantaj olmayı azalarak da olsa sürdürüyor. Ayrıca şarj altyapısı ve şarj istasyonları geliştirmeye açık alanlar arasında.
Buna karşın küresel risk yönetimi şirketi DNV’ye göre batarya ile çalışan elektrikli araçların küresel pazarlardaki birçok bölgede binek otomobil filolarında hâkimiyet kurması bekleniyor. Şirketin çalışmalarına göre elektrikli araçlar, 2050 yılına kadar Avrupa’dan Çin ve Güneydoğu Asya’ya doğru uzanan pazarlarda yüzde 90’ı aşan pay elde edecek. Ayrıca tahminlerine göre 2050 yılına kadar içten yanmalı motorlu araçlarda en büyük düşüşün yaşanacağı bölgenin Avrupa olması bekleniyor. Kıta genelinde geleneksel araç sayısı günümüz itibarıyla 284 milyona yakın ve 2050 yılına kadar yaklaşık 77 milyona gerilemesi öngörülüyor.
Kıtada geleneksel otomobillerin satışları, Avrupalı otomobil üreticilerinin ürettiği elektrikli araçların satışlarını hâlâ geride bırakıyor olsa da elektrikli ve hibrit araçların satış artış gösteriyor. Ayrıca bu araçların giderek daha uygun fiyatlı ve kullanışlı hale gelmesiyle birlikte Avrupalı müşterilerin elektrikli araçlara geçmeye istekli oldukları görülüyor. DNV’nin verilerine göre Avrupa’daki batarya ile çalışan elektrikli araçların toplam sayısı şu anda yaklaşık 12,5 milyon olmakla birlikte bu sayının 2035 yılına kadar 70 milyona, 2050 yılına kadar ise 177 milyona çıkması bekleniyor.
Ülke ihracatında güçlü konuma sahip Türkiye’nin otomotiv sektörünün en önemli pazarının Avrupa ülkeleri olduğu göz önüne alındığında sektör için elektrikli otomobiller ve buna bağlı şarj istasyonları teknolojisinin kazanacağı önem bir kere daha kendini gösteriyor. Bununla birlikte 2040 yılına kadar Çin ve Avrupa’daki binek araç filolarının en az yüzde 80’inin elektrikli olması beklenirken, diğer bölgelerin bu eşiğe 2045 civarında ulaşacağı öngörülüyor. Bir başka açıdan bakıldığında alternatif pazarlarda da elektrikli araç dönüşümünün etkili olacağı görülüyor. Türk otomotiv sektörünün uluslararası pazarlardaki konumunu koruması ve geliştirebilmesi için elektrikli araçlar evrenine de hakim olması gün geçtikçe bir mecburiyet halini alacak gibi görünüyor.
Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği (ODMD) verilerinden derlenen bilgilere göre Ocak-Eylül 2026 döneminde Türkiye’de 627 bin 977 otomobil satıldı. Tam elektrikli ve uzatılmış menzilli modelleri kapsayan elektrikli otomobil kategorisi, 121 bin 79 adetle söz konusu dönem için toplam otomobil satışlarında yüzde 19,3 pay aldı. Eylül ayında ise elektrikli otomobillerin payı yüzde 23,7’ye yükselerek 15 bin 128 adetlik satışa ulaştı. Bu gelişme, elektrikli otomobillerin pazar içindeki ağırlığının arttığını gösteriyor. Ancak aylık satışlar ile trafikteki toplam araç sayısını birbirinden ayırmak gerekiyor.
Satış verileri yeni araç talebini, trafikteki araç sayısı ise yıllar içinde biriken araç parkını ortaya koyuyor. Türkiye’de trafiğe kayıtlı taşıtlara bakıldığında da elektrikli araçlar dönüşümünün yaşandığı görülüyor. Ülkede 2015 yılında trafiğe kayıtlı elektrikli otomobil sayısı sadece 565 iken bu sayı, 2024 yılı sonunda 183 bin 776, 2025 yılındaysa 370 bin 591 adede ulaştı. Eylül 2025 itibarıyla 319 bin 155 olarak kayıtlara geçen elektrikli otomobil sayısı ise Eylül 2026 sonunda yüzde 52,4 artışla 486 bin 359 olarak hesaplandı. Öte yandan, elektrikli modellerin kayıtlı otomobiller içindeki payı yüzde 2,68 olarak kaydedildi.
Türkiye’de elektrikli otomobillere olan ilginin artmasını sağlayan nedenlerin başında tüketilen enerjinin daha uygun fiyatlı olması geliyor. Geleneksel taşıtların yüksek yakıt tüketimi maliyeti, ithal yakıta bağımlılıktan kaynaklanıyorken, elektrikli araçlar yerli enerjiyi kullanmaya olanak tanıyor. Üstelik enerji karmasında temiz enerjinin payını artıran Türkiye’de bu yolla emisyonların azaltılması sağlanıyor. Ayrıca Türkiye’de ithal otomobillere alternatif yerli marka varlığı, elektrikli otomobil şarj istasyonu altyapısının ülke genelinde yaygınlaşması, elektrikli araç talebinde yükselişi destekliyor.
Elektrikli araç satışlarının artması, yeni markaların pazara girmesi, yerli üretim girişimleri ve şarj ağı yatırımları sektörde yeni bir rekabet ve yatırım alanı meydana getiriyor. Ancak bu alanda kaydedilen gelişmelerin kalıcı olması elektrikli araç fiyatlarının makul bir seviyeye gelmesi, şarj süresinin kısalması ve menzilin uzamasıyla mümkün. Bunu sağlamak başta batarya teknolojilerinin gelişimiyle ilgili olsa da şarj istasyonlarının ülke genelinde yeterli sayıya ulaşması ve dağılımı da önemli. Şarj altyapısının konut, ofis ya da ticari alanlar gibi pek çok binaya entegre edilmesi de sistemin kullanıcı dostu yönünü destekleyecek.
Yeni yapılan binalardaki araç park alanlarına entegre edilecek soketlerle kullanıcıların tercihi elektrikli araçlara yönelebilir. Altyapı ve donanım yatırımlarının yanı sıra akıllı sistemlerin kurulması ve yazılım konusu da geliştirilmeye açık. Önümüzdeki dönemde pazarın seyrini belirleyecek başlıca unsurlar arasında fiyat rekabeti, yeni modellerin pazara girişi, batarya maliyetleri, tüketici finansmanı ve şarj hizmetlerinin yaygınlığı yer alacak. Ayrıca elektrikli otomobil pazarında büyümenin sürmesi, üreticiler kadar enerji şirketleri ve mobilite hizmeti sağlayıcıları için de yeni fırsatlar meydana getirebilir.
Eylülde elektrikli araçların şarj edilmesi için tüketilen elektriğin 51 bin 522 MWh’lik bölümü, Yenilenebilir Enerji Kaynak Garanti (YEK-G) belgeli yeşil şarj istasyonlarında gerçekleşti. Bu miktar, toplam şarj hizmeti tüketiminin yüzde 61,89’una karşılık gelirken, yeşil şarj istasyonları dışındaki elektrik tüketimi ise 31 bin 731 MWh ile toplam tüketimin yüzde 38,11’ini oluşturdu.
EPDK’nin verilerine göre şarj istasyonlarındaki elektrik tüketiminde ilk sırayı 22 bin 383 MWh ve yüzde 26,89 payla İstanbul aldı. İstanbul’u, 11 bin 57 MWh ile Ankara, 5 bin 94 MWh ile İzmir, 4 bin 299 MWh ile Bursa izledi.
Avrupa Birliği (AB) genelinde halka açık şarj noktalarının kurulumunun, Alternatif Yakıtlar Altyapı Tüzüğü (AFIR) sayesinde artması bekleniyor. Söz konusu tüzük, Trans-Avrupa Ulaşım Ağı (TEN-T) ana yol ağı boyunca her 60 kilometrede bir, otomobil ve hafif ticari araçlara yönelik en az 150 kilovat (kW) kapasiteli hızlı şarj istasyonlarının kurulmasını zorunlu kılıyor. Her bir istasyonun en az 400 kW toplam güç çıkışı sağlaması gerekirken, bu kapasitenin 2027 yılı sonuna kadar 600 kW’a çıkarılması öngörülüyor. Ayrıca konut ve ticari binalarda özel şarj imkânlarının yaygınlaştırılması, revize edilen AB Binalarda Enerji Performansı Direktifi kapsamına alınıyor. Bu direktif, gelecekte maliyetli olabilecek altyapı tadilatlarına ihtiyaç duyulmasını engellemek için otoparklarda ön kablolama yapılmasına dair kriterleri de belirliyor.
Şarj altyapısındaki büyüme Eylül 2026’da devam ederek, bir önceki aya kıyasla yüzde 2,2 artış gösterdi. Ağustos 2026’da 47 bin 908 olan toplam şarj noktası, eylülde 48 bin 971'e yükseldi. Bu noktaların 21 bin 307'sini DC, 27 bin 664'ünü ise AC şarj noktaları oluşturdu. Ağustosta 3 bin 773 MWh olan şarj istasyonlarının toplam kurulu gücü ise eylülde 3 bin 875 MWh’ye çıktı.
Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) tarafından, Eylül 2026’ya ilişkin yayımlanan “Şarj Hizmeti Piyasası Aylık İstatistikleri” raporuna göre ağustosta 97 bin 469 megavatsaat (MWh) olan elektrik tüketimi, eylülde yüzde 14,6 azalarak 83 bin 253 MWh’ye geriledi. Ayrıca ülke genelinde eylülde elektrikli araçlara 3 milyon 152 bin 733 şarj işlemi gerçekleştirildi. Şarj başına ortalama elektrik tüketimi 26,41 kilovatsaat olurken, toplam şarj süresi 3 milyon 548 bin 897 saate ulaştı.
Eylülde toplam elektrik tüketiminin 68 bin 637 MWh’lik bölümü hızlı şarj (DC), 14 bin 617 MWh’lik bölümü ise alternatif akımlı (AC) şarj noktalarında gerçekleşti. Böylece toplam elektrik tüketiminde DC şarj noktalarının payı yüzde 82,44, AC şarj noktalarının payı yüzde 17,56 oldu. Aynı dönemde şarj işlemlerinin yüzde 74,64'ü DC, yüzde 25,36'sı AC şarj noktalarında yapıldı. Eylül ayına ilişkin veriler zaman dilimine göre incelendiğinde elektrikli araçların şarj edilmesinde en yüksek tüketimin 17.00-18.00 saatlerinde gerçekleştiği görüldü. Bu saatlerde toplam 5 bin 730 MWh elektrik tüketildi. Saatlik bazda en yüksek tüketimde 18.00-19.00 saatleri 5 bin 607 MWh ile ikinci sırada yer alırken günün en düşük tüketimi 725 MWh ile 04.00-05.00 saatlerinde kaydedildi.
Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır; kişisel yatırım tavsiyesi değildir.
