İstanbul Finans Merkezi'nde düzenlenen "COP31'e Doğru Yatırım Zirvesi: Uluslararası Yeşil Yatırımları Harekete Geçirmek" başlıklı programa videokonferansla katılan Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı Fatih Birol, COP31'in hem Türkiye hem de dünya için "altın bir fırsat" olduğunu belirtti.

Birol, bugün dünyanın en önemli gündem maddesinin Hürmüz Boğazı'ndaki kriz olduğuna işaret ederek, bu durumun tarımdan enerjiye tüm ekonomik alanları etkilediğini ve etkilemeye devam edeceğini söyledi. Birol, "krizin ilginç şekilde COP31'in sonuçlarına katkı sağlayabilecek bir gelişme olduğu" düşüncesini paylaştı.

Batı Sibirya'dan Avrupa'ya uzanan devasa boru hatları ile Hürmüz Boğazı'ndan Asya'ya ve dünyanın geri kalanına gemilerle yapılan petrol ve doğal gaz sevkiyatının dünyaya enerji sağlayan iki ana hat olduğuna dikkati çeken Birol, bugün her iki hattın da "en hafif deyimle içinin kaynadığını" dile getirdi.

Birol, bu durumun hükümetleri, şirketleri ve yatırımcıları kısa ve uzun vadede yeni politikalar ve kararlar almaya yönelttiğini, 1973 ve 1979'daki iki büyük petrol krizine tepki olarak nükleer endüstrisinin doğduğunu, ülkelerin ayrıca otomobillerde verimliliği artırdığını ifade etti.

Hükümetlerin bugünkü krize de benzer şekilde yeni politikalarla yanıt verdiğini söyleyen Birol, ülkelerin durumu ve enerji politikaları düşünüldüğü zaman 2027'de enerji krizinin normalize olacağı konusunda iyimser olmadığını dile getirdi.

Birol, "İyimser bakmaya çalışsam bile kendimi ikna edebilecek bir argümanla gelemiyorum. Yani 2027'de bence bu durum şu ya da bu şekilde devam edecek. Hala bu krizin en azından yaralarını dünya sarmaya çalışacak" diye konuştu.

Birol, hükümetlerin enerji güvenliği risklerini azaltmak için yeni enerji türlerine ve yeni enerji ticaret ortaklarına yöneldiğini belirterek, bu politikaların başında ulaştırmadan ısıtmaya ve sanayiye kadar mümkün olan her alanın elektriklendirilmesinin geldiğini söyledi.

Bu nedenle COP31'in ana gündem maddesi olarak elektrifikasyonu önerdiklerini dile getiren Birol, şöyle devam etti:

"Bu yılın başında önce Cumhurbaşkanı'mız Sayın Erdoğan'ı, daha sonra da COP'u ortak düzenlediğimiz Avusturalya Başbakanı Albanese'yi ziyaret ettim ve her ikisi de bizi stratejik partner olarak ilan ettiler. Biz de dedik ki 'Şu anda dünyada elektriğin toplam enerji içindeki payı yüzde 23. Bunu 2035'te yüzde 35'e getirmek için bir taahhütname kuralım ve ülkeler bunu imzalasın.' Çünkü elektrifikasyon olunca hem enerji güvenliği artacak hem de emisyonlar azalacak. Bunu bizim önermemizin nedeni de hem çok önemli olması hem de dünyanın bu kadar bölündüğü, ülkelerin farklı düşünceler taşıdığı bir dönemde mümkün olan herkesin, büyük bir çoğunluğun imza atabileceği bir hedefle ortaya çıkmak."

Birol, COP'un başarılı sayılması için iki ölçüt olduğunu ifade ederek, bunlardan ilkinin organizasyona kaç ülkenin ve hangi temsil seviyesinde katıldığı olduğunu söyledi.

Birol, dünyanın dört bir yanındaki ülkelerle yaptığı görüşmelerin Antalya'daki katılımın hem hükümet sayısı hem de temsil seviyesi açısından oldukça iyi göründüğünü, bunun daha da iyi olacağını gösterdiğini belirtti.

İkinci ölçütün ise elektrifikasyon taahhütnamesinin Antalya'dan çıkması olduğunu dile getiren Birol, "Mesela şu anda 2015 yılında imzalanan Paris Anlaşması nasıl anılıyorsa inşallah Antalya da bu elektrifikasyonla anılacak. Tabii bunu çıkartabilir miyiz, çıkartamaz mıyız bilmiyorum ama bunun için çok çalışıyoruz" dedi.

Birol, kararın alınması halinde yatırımcılara ve sermayeye "enerjinin geleceği elektrifikasyonda" yönünde şüpheye yer bırakmayan bir işaret verileceğini belirterek, bu politik anlaşmanın finans çevrelerine yön göstereceğini, güneş, rüzgar ve nükleer gibi üretim kaynakları ile iletim hatlarından elektrikli araçlara, ısı pompalarından sanayide elektrik kullanımına kadar geniş bir alanda yatırımların teşvik edileceğini kaydetti.

Dünya ↗

Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır; kişisel yatırım tavsiyesi değildir.