ABD'nin temmuz ortasında yeniden başlattığı deniz ablukası, İran'ın petrol ihracatında kullandığı son önemli kanallardan birini de tükenme noktasına getirdi. Tahran yönetiminin daha önce yükleyerek abluka hattının dışına çıkardığı ve ağırlıklı olarak Çinli alıcılara sattığı petrol, tankerlerdeki stokların azalmasıyla birlikte neredeyse tamamen tüketildi. Gelişme, İran'ın dış ticaret gelirlerinde yeni bir daralmaya ve ülke ekonomisi üzerindeki baskının artmasına işaret ediyor.
İran, uzun süredir yaptırımlar nedeniyle petrol satışlarında geleneksel ticaret kanallarının dışında kalan tankerlerden ve gemiden gemiye aktarma yöntemlerinden yararlanıyordu. Petrolün bir bölümü, alıcı bulunana kadar özellikle Güneydoğu Asya açıklarındaki tankerlerde bekletiliyordu. ABD'nin deniz ablukası yeniden devreye girdikten sonra bu yöntem, yeni sevkiyatların yerini giderek mevcut stokların satılmasına bıraktı.
Deniz taşımacılığı verilerine göre İran'a ait denizdeki toplam petrol miktarı yaz aylarında 135 milyon varile kadar ulaşmıştı. Ancak bu rakam, farklı bölgelerde bulunan bütün tanker yüklerini kapsıyordu; abluka hattının dışında satılabilir durumdaki petrol miktarı daha düşüktü. Dolayısıyla bugün tükenme noktasına gelen stok, İran'ın bütün petrol rezervleri değil, özellikle Çin pazarına ulaştırabildiği denizdeki hazır sevkiyatlar.
İran'ın petrol ihracatında en önemli müşterisi Çin olmaya devam ediyor. Özellikle bağımsız Çin rafinerileri, yaptırım kapsamındaki İran petrolünü alternatif tedarikçilere göre daha avantajlı koşullarda satın alabiliyordu. İran ise bu ticaretten sağladığı döviz gelirleriyle ithalatını ve kamu harcamalarının bir bölümünü finanse ediyordu.
ABD ablukasının 14 Temmuz'da yeniden uygulanmaya başlamasının ardından İran'ın yüklediği yeni ham petrolün abluka hattını aşarak Çin'e ulaştığına ilişkin doğrulanmış bir sevkiyat kaydı ortaya çıkmadı. Bu nedenle Çinli alıcılara yapılan teslimatlar, büyük ölçüde abluka öncesinde bölgeden çıkabilmiş tankerlerdeki yüklere dayandı. Söz konusu yüklerin tüketilmesiyle İran'ın ihracatı sürdürme kapasitesi daha da daraldı.
Petrol, İran'ın başlıca döviz kaynaklarından biri olmasının yanı sıra kamu maliyesi açısından da kritik önem taşıyor. İhracatın durma noktasına gelmesi, yalnızca satılamayan petrolün değerini değil, ülkeye giren dövizin miktarını da etkiliyor. Bu durum, ithalat maliyetleri ile döviz kuru ve enflasyon üzerindeki baskıyı artırabilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
Ablukanın İran'a verdiği gelir kaybının en az 25 milyar dolara ulaştığına ilişkin tahminler bulunuyor. Bununla birlikte bu rakam doğrudan gerçekleşmiş ve kesinleşmiş bir bütçe kaybı olarak değil, engellenen veya yapılamayan enerji ticareti üzerinden hesaplanan bir tahmin olarak ele alınmalı. İran'ın sınırlı kara yolu sevkiyatları ve farklı petrol ürünlerindeki ticareti de sürdüğü için bütün enerji gelirlerinin tamamen sona erdiğini söylemek henüz mümkün değil.
Ablukanın etkisi yalnızca İran'ın petrolünü alıcıya ulaştırmasını engellemekle sınırlı kalmıyor. Yüklü tankerler deniz ablukası nedeniyle bölgeden ayrılamadığında ve boş tankerler geri dönemediğinde, petrolün depolanabileceği alan da daralıyor. Bu darboğaz, ihracat bağlantılı üretimin azaltılması riskini beraberinde getiriyor.
İran'ın önemli ihracat merkezlerinden Hark Adası'nda tanker hareketliliğinin ağustos sonundan itibaren büyük ölçüde durması, bu baskının üretim ve yükleme faaliyetlerine yansıdığını gösteriyor. Ancak İran'ın ülke içindeki tüketimi karşılamak için petrol üretmeye devam ettiği ve Körfez içindeki bazı tankerlerde hâlâ petrol bulunduğu unutulmamalı. Bu nedenle dış pazarlara ulaşabilen stokların tükenmesiyle ülkenin bütün petrolünün bittiği yönünde bir değerlendirme yapılmamalı.
İran'ın ihracat kanalındaki tıkanıklık, küresel petrol piyasasında arzın miktarı kadar hangi ülkeden, hangi güzergâhla ve hangi maliyetle sağlandığını da önemli hâle getiriyor. Çinli rafinerilerin İran petrolünün yerine Brezilya, Irak veya Batı Afrika gibi alternatif kaynaklara yönelmesi, ticaret rotalarını ve taşıma talebini değiştiriyor. Bu değişim, navlun maliyetleri üzerinden diğer petrol alıcılarına da yansıyabiliyor.
Enerji ithalatçısı Türkiye açısından gelişmenin önemi, yalnızca İran'dan çıkan petrol miktarıyla sınırlı değil. Körfez'de güvenlik riskinin sürmesi, tanker taşımacılığı maliyetlerinin yüksek kalması ve rafine ürün arzındaki sıkışıklık, uluslararası petrol fiyatları gerilese bile akaryakıt maliyetlerini etkileyebilecek unsurlar arasında bulunuyor. İran'ın denizdeki ihracata hazır stoklarının tükenmesi, bu nedenle hem bölgesel jeopolitik riskler hem de enerji fiyatları bakımından yakından izleniyor.
Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır; kişisel yatırım tavsiyesi değildir.
