Avrupa Birliği'nin 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya'da düzenlenecek COP31 iklim zirvesi için hazırladığı müzakere taslağı ortaya çıktı. AB, sera gazı emisyonlarının azaltılmasına yönelik Birleşmiş Milletler çalışma programının 2040 yılına kadar uzatılmasını isterken zirvede yeni iklim finansmanı taahhütleri verilmesine mesafeli duruyor. Bu yaklaşım, iklim değişikliğiyle mücadele için daha fazla kaynak isteyen gelişmekte olan ülkelerle yeni bir anlaşmazlığın habercisi olabilir.
12 Ekim'de ortaya çıkan ve AB dönem başkanı İrlanda tarafından hazırlanan taslak, Avrupa'nın Antalya'daki müzakerelere hangi önceliklerle katılacağını gösteriyor. Birlik, ülkelerin daha önce açıkladığı emisyon azaltım sözlerini somut uygulamalara dönüştürmeyi hedefliyor. Ancak aynı yaklaşımı yeni mali taahhütler konusunda benimsemiyor.
AB'nin taslağındaki en somut taleplerden biri, Birleşmiş Milletler bünyesinde yürütülen emisyon azaltım çalışma programının süresinin uzatılması.
2022 yılında başlatılan program, ülkelerin sera gazı salımını azaltmak için hangi önlemleri uygulayabileceğini değerlendirmesine ve yeni iş birliği alanlarını belirlemesine olanak sağlıyor.
Mevcut takvime göre programın 2026 sonunda tamamlanması öngörülüyor. AB ise bu görüşmelerin 2040 yılına kadar sürdürülmesini istiyor.
Böylece yalnızca ülkelerin açıkladığı hedeflerin değil, bu hedeflere ulaşmak için hayata geçirilen politikaların da uzun yıllar boyunca uluslararası gündemde tutulması amaçlanıyor.
Buradaki 2040 tarihi, ülkelerin emisyonlarını sıfırlaması için önerilen yeni bir son tarih değil. AB'nin uzatılmasını istediği emisyon azaltım çalışma programının süresini ifade ediyor.
Taslağın en tartışmalı bölümü ise iklim finansmanına ilişkin yaklaşım. AB, Antalya'daki zirvede yeni finansman taahhütleri verilmesi için alan bulunmadığı görüşünde.
Bu tutum, iklim değişikliğinin etkilerine uyum sağlamak ve enerji sistemlerini dönüştürmek için daha fazla dış kaynağa ihtiyaç duyan gelişmekte olan ülkelerle anlaşmazlık yaratabilir. Özellikle düşük gelirli ülkeler, daha sık yaşanan aşırı hava olaylarının yol açtığı zararlarla mücadele ederken yenilenebilir enerji, altyapı ve tarım yatırımlarını finanse etmekte zorlanıyor.
Bu ülkeler, emisyon azaltım yükümlülüklerinin artırılmasının daha güçlü finansman desteğiyle birlikte ele alınmasını istiyor. AB'nin taslağı ise önceliği yeni mali sözler vermekten çok, daha önce kabul edilen hedeflerin uygulanmasına ayırıyor.
Bununla birlikte taslak, mevcut iklim fonlarının kapatıldığı veya daha önce kararlaştırılan kaynakların iptal edildiği anlamına gelmiyor.
İklim finansmanında tarafların üzerinde daha önce uzlaştığı büyük bir hedef bulunuyor. 2024 yılında Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de düzenlenen COP29 zirvesinde gelişmiş ülkelerin öncülüğünde, gelişmekte olan ülkelere sağlanan yıllık iklim finansmanının 2035'e kadar en az 300 milyar dolara çıkarılması kararlaştırılmıştı.
Ayrıca kamu ve özel sektör dahil bütün finansman kaynaklarının katkısıyla yıllık tutarın 2035'e kadar 1,3 trilyon dolara yükseltilmesi yönünde çağrı yapılmıştı. AB maliye bakanları da 9 Ekim'de kabul ettikleri iklim finansmanı sonuç bildirgesinde, yıllık 300 milyar dolarlık uluslararası hedefe bağlılıklarını yeniden teyit etti.
Dolayısıyla Brüksel'in yeni bir finansman taahhüdüne mesafeli olması, 300 milyar dolarlık mevcut hedefinden vazgeçtiği anlamına gelmiyor. Ancak gelişmekte olan ülkeler açısından temel sorun, açıklanan hedeflerin ne kadarının gerçekten kullanılabilir finansmana dönüşeceği. Antalya'daki görüşmelerde bu ayrımın öne çıkması bekleniyor.
AB'nin hazırlığında emisyonların azaltılması kadar enerji dönüşümünün hızlandırılması da önemli yer tutuyor. Dönem başkanı İrlanda'nın İklim Bakanı Darragh O'Brien, ülkeler arasındaki ortaklıkları güçlendirerek özellikle fosil yakıtlardan uzaklaşma ve elektrikleşme alanlarında ilerleme sağlamayı amaçladıklarını belirtti.
Bu yaklaşım, ulaşım, sanayi ve binalarda elektrik kullanımının artırılmasını; kullanılan elektriğin giderek daha fazla temiz enerji kaynaklarından üretilmesini içeriyor.
Ancak fosil yakıt kullanımının azaltılmasına yönelik uluslararası kararlar, büyüme hedeflerini ve enerji arz güvenliğini önceliklendiren ülkeler arasında anlaşmazlıklara yol açabiliyor.
AB, geçen yıl Brezilya'da düzenlenen COP30'da yaşanan görüş ayrılıklarının Antalya'da tekrarlanmasını önlemek istiyor.
Bu nedenle yeni yaklaşımında ülkelerle açık çatışmalar yerine mevcut taahhütlerin uygulanmasına ve ortak projelere ağırlık vermeyi planlıyor.
Taslak, Avrupa Birliği Konseyi dönem başkanlığını yürüten İrlanda tarafından hazırlandı. AB çevre bakanlarının 12 Ekim'deki toplantısında COP31 hazırlıklarına ilişkin sonuçları değerlendirmesi ve ortak müzakere yaklaşımını ele alması öngörülüyor.
Toplantının gündeminde, AB'nin emisyon ticaret sistemiyle ilgili düzenlemeler de bulunuyor. Ancak bu düzenlemeler, Antalya'da önerilen emisyon azaltım çalışma programından ayrı bir süreç.
AB'nin COP31'e hangi ifadelerle gideceği, üye ülkelerin görüşmelerinin ardından netleşecek. Bu nedenle ortaya çıkan taslak, kabul edilmiş uluslararası bir anlaşma olarak değerlendirilmemeli.
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı COP31, 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya'da düzenlenecek. Türkiye zirveye ev sahipliği yapacak ve başkanlık görevini üstlenecek. Avustralya ise müzakerelerin yürütülmesinde başkanlık sorumluluğunu paylaşacak.
Türkiye'nin ev sahipliğinde yapılacak görüşmelerde iklim hedefleri, enerji yatırımları ve gelişmekte olan ülkelerin finansmana erişimi öne çıkacak. Bu başlıklar Türkiye açısından da önem taşıyor. Sanayide düşük karbonlu üretim yatırımları, yenilenebilir enerji kapasitesinin artırılması ve elektrik altyapısının güçlendirilmesi uzun vadeli finansman gerektiriyor.
Özellikle Avrupa pazarına ihracat yapan Türk şirketlerinin enerji dönüşümünü finanse edebilmesi, rekabet güçlerini korumaları bakımından önem taşıyor. Ancak AB'nin COP31 taslağı tek başına Türkiye'ye yeni bir vergi, ihracat yükümlülüğü veya finansman kısıtlaması getirmiyor.
Antalya'daki zirvenin asıl önemi, uluslararası iklim hedeflerinin hangi finansman koşullarıyla uygulanacağına ilişkin uzlaşma aranacak olması.
AB'nin 2040'a kadar uzatma talebiyle yeni finansman sözüne mesafeli yaklaşımı arasındaki fark, bu pazarlığın en dikkat çekici başlıklarından birini oluşturacak.
Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır; kişisel yatırım tavsiyesi değildir.
