Türkiye, Kasım ayında COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlanır­ken fosil yakıtlara bağımlılı­ğın hem ülke içinde hem de Doğu Akdeniz genelinde yol açtığı sağlık sorunları büyük bir ekonomik yük oluşturu­yor. Enerji ve Temiz Hava Araştırma Merkezi (CREA) ile Temiz Hava Hakkı Plat­formu’nun (THHP) yayınla­dığı kapsamlı rapor, bu yükün boyutlarını ortaya koyuyor. Fosil Yakıtların Türkiye’ye Ağır Faturası: Sağlık Yükü ve Ekonomik Maliyeti raporu­nun sonuçları, bugün İstan­bul’da düzenlenen basın top­lantısında açıklandı.

Araştırmaya göre Tür­kiye’de hava kirliliğinin (PM₂.₅) yüzde 52’si, kömür, petrol ve gaz gibi fosil yakıt­lardan kaynaklanıyor. Bu kirliliğin sağlık üzerinde­ki etkileri, Türkiye ekono­misine bir yılda yaklaşık 55 milyar dolara mal oluyor. Bu tutar, ülkenin 2024 yılı gay­risafi yurt içi hasılasının yüzde 4,1’ine karşılık geliyor. Fosil yakıt kirliliğinin yıllık ekonomik maliyeti, Sağlık Bakanlığı’nın tüm 2024 büt­çesinin yaklaşık 2,5 katı.

Fosil yakıt kaynaklı hava kirliliği, kalp ve damar has­talıkları, solunum yolu has­talıkları, akciğer kanseri, inme ve diyabet nedeniyle gerçekleşen ölümler dahil, Türkiye’de yılda yaklaşık 26 bin 500 ölüme yol açıyor.

Fosil yakıtlara bağımlılık, Türkiye’nin ekonomik yü­künü de katlayarak artırıyor. Fosil yakıtlarda büyük ölçü­de ithalata bağımlı olan Tür­kiye, uluslararası fiyat şok­larına açık hale geliyor. Ni­tekim Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı veri­lere göre Hürmüz krizi sıra­sında enerji ithalat faturası 2026’nın Ağustos ayında, bir önceki yılın aynı ayına kıyas­la yüzde 33,8 arttı.

Bununla birlikte PM₂.₅ kir­liliği, çalışanların sağlığını ve iş gücü verimliliğini de etkili­yor. Raporda, Türkiye’de yılda yaklaşık 8,5 milyon gün has­talık nedeniyle işten uzak kal­maya yol açtığı vurgulanıyor.

Ayrıca Türkiye’nin en bü­yük ticaret ortağı olan Avru­pa Birliği’nin Sınırda Kar­bon Düzenleme Mekanizma­sı (SKDM) da karbon yoğun sektörlerde faaliyet göste­ren Türk ihracatçılar için ek maliyetler yaratıyor. Karbon emisyonlarının da en büyük kaynağı fosil yakıtlar.

2024 verilerine göre kö­mür, Türkiye’nin elektrik üretiminin yüzde 35’ini, do­ğal gaz ise yüzde 19’unu karşı­lıyor. Karayolu ulaşımında tü­ketilen enerjinin yüzde 66’sı dizelden, yüzde 17’si LPG’den ve yüzde 16’sı benzinden geli­yor. Elektriğin payı yüzde 0,2 düzeyinde kalıyor. Sanayide ise fosil yakıtlar nihai enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 60’ını oluşturuyor.

Konuya ilişkin açıklamada bulunan CREA Analisti ve ra­porun başyazarı Vera Tattari, “Araştırmamız, Türkiye’nin fosil yakıt kaynaklı hava kir­liliğinin ülke sınırlarını aştı­ğını gösteriyor. Kara kaynak­lı fosil yakıt emisyonları hem Batı Asya’da hem de Avru­pa’da binlerce ölüme ve mil­yarlarca dolarlık ekonomik kayba yol açıyor. Bu rakam­ların arkasında, kirli havanın sonuçlarıyla yaşayan insan­lar ve aileler var. COP31 yak­laşırken Türkiye, bölge hal­kının sağlığını ve ekonomik refahını korumak için fosil yakıtlara bağımlılığını azalt­ma taahhüdünde bulunarak iklim liderliğini somut adım­larla ortaya koyabilir” dedi.

Türkiye’de kara kaynak­lı fosil yakıt emisyonlarının neden olduğu sınır ötesi hava kirliliği, bölgedeki beş ülke­de de binlerce ölüme yol açı­yor. Buna göre 2024 itibarıyla hesaplanan yıllık ekonomik yük; Mısır’da 2,1 milyar dolar, Suriye’de 200 milyon dolar, Irak’ta 800 milyon dolar, İs­rail’de 4,5 milyar dolar ve Yu­nanistan’da 1,5 milyar dolar.

Raporun açıklanmasının ardından düzenlenen panel­de konuşan Halk Sağlığı Uz­manı ve THHP Yürütme Ku­rulu Üyesi Prof. Dr. Çiğdem Çağlayan, “Sağlık üzerindeki olumsuz etkiler, anne karnın­da ve bebeklerde dahi görü­lüyor. Her yıl yaklaşık 8 bin erken doğum, 8 bin 200 bebe­ğin düşük doğum ağırlığı ile dünyaya gelmesi, çocuklarda 5 bin 100 yeni astım vakasına ve astım nedeniyle 6 bin 500 acil servis başvurusu, hava kirliliğine bağlanıyor” dedi.

“Fosil yakıtlar, Dünya Sağ­lık Örgütü’nün (DSÖ) tanım­ladığı sağlığın 4 ticari belir­leyicisinden biri; dolayısıyla tütün ve diğer sağlığa zararlı ürünler gibi, halk sağlığı açı­sından ele alınmalı ve sağlı­ğa zararlı ürünler olarak ta­nınmalı. Fosil yakıtların in­san sağlığı üzerindeki etkileri ve yol açtığı ekonomik mali­yetler, bu konuda acil adımlar atılmasını gerektiriyor. Dev­letlerin fosil yakıt şirketleri­ne sağladığı teşvikler sonlan­dırılmalı; halk sağlığını koru­yan, fosil yakıtlara bağımlılığı azaltan somut ve etkili politi­kalar hayata geçirilmeli.”

Raporu değerlendiren THHP Koordinatörü Deniz Gümüşel ise, “Türkiye fosil yakıtlardan çıkış için bir yol haritası hazırlayarak ve uygulamaya geçirerek, bu enerji türünün sağlık ve ekonomi üzerindeki yükünü azaltmayı başarabilir. Atılacak somut adımların ilki, elektrik üretiminde Afşin Elbistan A ve Cenalsantrallerindeki genişletme projeleri gibi yeni kömürlü santrallere izin verilmemesi. İkinci acil adım ise var olan santrallerin işçilerin ve bölge halkının ekonomik, sosyal ve sağlık haklarını güvence altına alan adil bir plan dahilinde mümkün olan en kısa vadede kapatılması olmalı. İklim krizi ile baş edebilmek için de bu zorunlu: COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un da yakın zamanda ifade ettiği gibi ‘Fosil yakıtlardan adil, düzenli ve eşitlikçi biçimde uzaklaşılması’ gerekmektedir” diye konuştu.

Jeopolitik krizler nedeniyle COP31’e en önemli iklim zirvelerinden biri olarak bakıldığını belirten Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü Dr. Ümit Şahin de, “Zirvenin başkanlığını ve ev sahipliğini üstlenmek, Türkiye’ye iklim konusunda yön gösterme ve kendi iklim politikalarını da ileri taşıma sorumluluğu yüklüyor. Elektriğin küresel nihai enerji tüketimindeki payını 2035’e kadar yüzde 35’e çıkarma hedefine ulaşılabilmesi için yenilenebilir enerjinin payının artması ve fosil yakıt kullanımının azaltılması şart” ifadelerinde bulundu.

Dünya ↗

Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır; kişisel yatırım tavsiyesi değildir.