Fransa'da öğrencilerin başlattığı protestolar, hayat pahalılığına yönelik tepkilerin de etkisiyle geniş çaplı gösterilere dönüştü. Ülkenin çeşitli bölgelerinde yaşanan olaylar, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron yönetiminin ekonomi politikalarını yeniden tartışmaya açtı.
Avrupa'nın en büyük ekonomilerinden biri olan Fransa'da kamu borcunun rekor seviyelere yaklaşması, yüksek kamu harcamaları ve düşük büyüme beklentileri, hükümetin üzerindeki baskıyı artırıyor. Uluslararası kuruluşların verileri de ülke ekonomisindeki sorunların boyutunu açıkça gösteriyor.
Fransa Ulusal İstatistik Kurumunun verilerine göre ülkenin kamu borcu haziran ayı sonunda yaklaşık 3,6 trilyon avroya yükseldi. Kamu borcunun gayrisafi yurt içi hasılaya (GSYH) oranı ise yüzde 119'a ulaştı.
Hükümet, bütçe açığının Avrupa Birliği'nin belirlediği sınırları yeniden aşacağını ve borcun milli gelire oranının yaklaşık yüzde 122'ye çıkabileceğini öngörüyor.
Macron'un yaklaşık 10 yıllık iktidarı boyunca büyüyen borç yükü, gelecek yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde ülkenin en önemli ekonomik sorunlarından biri haline geldi.
Neoma Business School Ekonomi Profesörü Gilbert Cette, borcun ulaştığı seviyenin ekonomi politikalarını ciddi şekilde sınırlandırdığını belirtti. Cette'ye göre hükümetin önünde kamu harcamalarını azaltmak veya vergileri artırmak dışında fazla seçenek bulunmuyor.
Avrupa Birliği İstatistik Ofisinin (Eurostat) verilerine göre Fransa'da kamu harcamalarının GSYH'ye oranı 2025 yılında yüzde 57,2 olarak kaydedildi. Aynı dönemde Avrupa Birliği ortalaması yüzde 50'nin altında kaldı.
Sağlık, emeklilik ve şirketlere sağlanan destekler gibi harcama kalemleri, kamu bütçesi üzerindeki yükü artırırken hükümetin mali hareket alanını daraltıyor.
Fransa, vergi yükünde de Avrupa'nın üst sıralarında bulunuyor. Ülkede vergi gelirleri ve sosyal güvenlik katkılarının GSYH'ye oranı 2024 yılında yüzde 45,2'ye ulaştı. Fransa bu oranla Danimarka'nın ardından Avrupa Birliği'nde ikinci sırada yer aldı.
Fransa ekonomisindeki belirsizlikler tahvil piyasasına da yansıdı. Ülkenin 10 yıllık devlet tahvillerinin getirisi salı günü yüzde 4,96 seviyesine yükseldi.
Avrupa Birliği'nin en büyük ekonomisi Almanya'da ise aynı vadeli tahvillerin getirisi yaklaşık yüzde 3,4 seviyesinde bulunuyor.
İki ülke arasındaki tahvil getirisi farkının açılması, Fransa'nın borçlanma maliyetlerinin Almanya'ya kıyasla daha yüksek olduğunu gösteriyor.
Artan faiz yükü, hükümetin eğitim, sağlık, emeklilik ve sosyal destek programlarına ayırabileceği kaynaklar üzerinde de baskı oluşturuyor.
Uluslararası Para Fonunun (IMF) tahminleri, Fransa ekonomisindeki durgunluk riskini ortaya koydu.
IMF, Fransa ekonomisinin bu yıl yalnızca yüzde 0,4 büyümesini beklerken, küresel ekonomi için yüzde 3,1, gelişmiş ekonomiler için ise yüzde 2,1 büyüme öngörüyor.
Fransa'nın büyüme tahmini, gelişmiş ekonomiler arasında en düşük seviyede bulunuyor. Almanya'nın büyüme beklentisinin yaklaşık üçte birine karşılık gelen oran, İtalya'nın da gerisinde kalıyor.
ING Bank Küresel Makroekonomi Başkanı Carsten Brzeski, Fransa'nın durumunu 2009 yılında Avrupa'yı sarsan Yunanistan borç kriziyle karşılaştırdı.
"Fransa, Yunanistan değil" diyen Brzeski, buna karşın ülkenin mali hedeflerine ulaşamamasının ekonomik güvenilirliği zayıflattığını vurguladı.
Brzeski, Yunanistan'ın güvenilirliğinin yanlış istatistiklerle sarsıldığını, Fransa'nın ise yerine getirilmeyen vaatler ve ertelenen reformlar nedeniyle benzer bir güven kaybıyla karşı karşıya olduğunu ifade etti.
Yüksek kamu borcu, Avrupa ortalamasının üzerindeki vergi yükü ve düşük büyüme beklentileri, Fransa hükümetinin ekonomik sorunlara çözüm üretmesini zorlaştırırken, ülkedeki protestoların yaşandığı dönemde ekonomi politikalarına yönelik tartışmaları da artırıyor.
Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır; kişisel yatırım tavsiyesi değildir.
