Küresel tahvil faizlerindeki yükselişin merkez bankalarına etkisi, Türkiye'de sanayi üretimindeki zayıflamaya rağmen güçlü seyreden perakende satışları, yüksek enerji maliyetleri, TL'nin carry trade cazibesi ve yapay zekâ yatırımlarının küresel büyümeye etkisi Paranın İzinde programında değerlendirildi.

Küresel tahvil faizlerindeki yükselişin başlı başına bir finansal sıkılaşma yarattığını belirten Doç. Dr. Hakan Bektaş, uzun vadeli faizlerdeki artışın hem iç talebi baskıladığını hem de kamunun borçlanma maliyetini yükselttiğini söyledi.

Bektaş, bu tablonun merkez bankalarının daha sınırlı faiz artışlarıyla daha güçlü bir sıkılaşma etkisi yaratmasına yardımcı olabileceğini ifade etti. Ancak yalnızca piyasa faizlerinin yükselmesine güvenmenin yeterli olmayacağını, merkez bankalarının beklenti yönetimi ve doğrudan politika araçlarıyla proaktif davranması gerektiğini vurguladı.

TÜİK'in açıkladığı verilere göre ticaret satış hacmi yıllık yüzde 0,6 artarken, perakende satış hacmindeki yıllık artış yüzde 10,1 oldu.

Bektaş, sanayi üretiminde özellikle imalat sektöründe görülen gerilemenin PMI verilerindeki daralmayla uyumlu olduğunu söyledi. Orta Doğu'daki gelişmelerin üretim ve dağıtım maliyetlerini artırmasının yanı sıra yeni siparişleri de baskıladığını belirtti.

Perakendedeki yüzde 10,1'lik artışın ise iç talebin hâlâ canlı olduğuna işaret ettiğini ifade etti.

Perakende satışlarındaki güçlü artışın detaylarının ayrıca incelenmesi gerektiğini belirten Bektaş, tüketimdeki canlılığın zorunlu harcamalardan mı yoksa diğer ürün gruplarından mı kaynaklandığının önemli olduğunu söyledi.

Toptan ticaretteki zayıflığın şirketler arası ekonomik aktivitede daralmaya işaret ettiğini ifade eden Bektaş, bu zayıflığın gecikmeli olarak perakende satışlara da yansıyabileceğini belirtti.

Programda ciro endeksleri ile ticaret satış hacmi arasındaki fark da ele alındı.

Bektaş, ciro endekslerinin fiyat artışlarından arındırılmadığını, bu nedenle enflasyonun şirketlerin nominal cirolarını yukarı taşıdığını söyledi. Ticaret satış hacminin ise fiyat etkisinden arındırılmış reel görünümü ortaya koyduğunu belirtti.

Bu nedenle yüksek ciro artışının aynı oranda daha fazla mal veya hizmet satıldığı anlamına gelmediğini vurguladı.

Enerji piyasalarında dizel arzındaki sıkıntıların yalnızca ulaştırma sektörünü değil ekonominin tamamını etkileyebileceği belirtildi.

Bektaş, tarımsal üretimden karayolu taşımacılığına kadar ekonomik aktivitenin birçok alanında dizelin kullanıldığını hatırlatarak, arz kısıtlarının maliyetleri artırabileceğini söyledi.

Rusya'nın ihracatı artırmasının küresel dizel piyasasını kısa sürede rahatlatmasının kolay görünmediğini belirten Bektaş, rafineri kapasitelerindeki sorunların da devam ettiğine dikkat çekti.

Petrol ve dizel fiyatlarındaki yüksek seyrin önümüzdeki dönemde daha geniş ürün gruplarına yansıyabileceği değerlendirildi.

Bektaş, enerji maliyetlerindeki artışın artık yalnızca belirli kalemlerde değil temel harcama gruplarında da hissedilmeye başladığını söyledi.

Bölgesel çatışmalar devam ettiği sürece merkez bankalarının yüksek faiz politikasından hızlı biçimde çıkmasının zorlaşabileceğine dikkat çekti.

Programda olası faiz indirimlerinin Türk lirasının yabancı yatırımcı açısından cazibesini nasıl etkileyeceği de değerlendirildi.

Bektaş, enflasyondaki gerilemenin faiz indirimi için alan oluşturabileceğini ve 100-150 baz puanlık indirimlerin konuşulabileceğini söyledi. Ancak yabancı yatırımcının kararının yalnızca Türkiye'deki faiz seviyesine bağlı olmadığını vurguladı.

Gelişmiş ülkelerde tahvil faizlerinin yükselmesi halinde yatırımcıların daha düşük riskli piyasalara yönelebileceğini belirten Bektaş, yüksek TL faizinin tek başına yabancı fonların Türkiye'de kalmasını garanti etmeyeceğini ifade etti.

Küresel piyasalarda yatırımcıların para piyasası fonlarına yönelmesi de programın dikkat çeken başlıklarından biri oldu.

7 Ekim ile biten haftada küresel fonlara yaklaşık 166 milyar dolarlık giriş olduğu, bunun 72 milyar dolarının ABD'deki para piyasası fonlarına yöneldiği aktarıldı. Aynı dönemde tahvillere 34 milyar dolar, hisse senetlerine ise 12,5 milyar dolar giriş olduğu belirtildi.

Bektaş, geleceğe ilişkin beklentilerin zayıfladığı ve belirsizliğin yükseldiği dönemlerde yatırımcıların hızla nakde çevrilebilen varlıklara yönelmesinin olağan olduğunu söyledi.

Türkiye'deki durumun ise güven kaybı nedeniyle farklılaştığını, yatırımcıların son dönemde hesaplarını kapatmasının sermaye piyasalarında yaşanan gelişmelerle bağlantılı olabileceğini ifade etti.

MKK verilerine göre fonlarda hesabını tamamen boşaltan yatırımcı sayısının 1.133, hisse senedi hesaplarında ise 50 bin 234 olduğu aktarıldı.

Küresel yatırımcıların belirsizlik nedeniyle nakde yöneldiği bir dönemde Türkiye'deki yatırımcı hareketinin ise fon krizinin ardından yaşanan güven kaybıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiği belirtildi.

Küresel ekonominin yüksek faiz, enerji maliyetleri ve jeopolitik gerilimlere rağmen büyümeyi sürdürmesinde yapay zekâ ve teknoloji yatırımlarının önemli rol oynadığı belirtildi.

Bektaş, ABD ve Çin'in yapay zekâ yatırımlarında frene basmadığını, bu yatırımların çevre sektörleri de besleyerek küresel ticaret hacminin devam etmesine katkı sağladığını söyledi.

Yapay zekâ yatırımlarının ciddi biçimde yavaşlaması halinde küresel ekonomide büyümenin daha fazla zayıfladığı ve enflasyonun yüksek kaldığı bir döneme girilebileceğini ifade etti.

Türkiye'nin yapay zekâ dönüşümündeki konumu da programın son bölümünde ele alındı.

Bektaş'ın aktardığı TÜİK verilerine göre işletmelerin yapay zekâ kullanım oranı geçen yıl yaklaşık yüzde 7,5 seviyesindeyken bu yıl yüzde 14'e yükseldi.

250 ve üzeri çalışanı bulunan büyük işletmelerde ise yapay zekâ kullanım oranının geçen yıl yaklaşık yüzde 25'ten yüzde 40'a çıktığı belirtildi.

Şirketlerin yalnızca geri kalma korkusuyla yapay zekâ yatırımı yapmasının yanlış olabileceğini belirten Bektaş, öncelikle işletmenin hangi problemini çözmek istediğini net biçimde tanımlaması gerektiğini söyledi.

Türkiye'deki şirketlerle yapay zekâ ve otomasyon çözümleri geliştiren yerli girişimlerin daha sistematik biçimde eşleştirilmesini öneren Bektaş, bunun katma değerli üretim ve ihracat açısından yeni fırsatlar yaratabileceğini ifade etti.

Yapay zekâyı yalnızca tüketen değil, kendi üretim süreçlerine entegre ederek ürün ve çözüm geliştiren ülkelerin yeni dönemde rekabet avantajı sağlayacağı vurgulandı.

Ekonomim ↗

Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır; kişisel yatırım tavsiyesi değildir.