ABD Başkanı Donald Trump’ın, Yemen’de Husilere karşı olası bir askeri müdahaleye Türkiye’nin katılmasını isteyebileceğini açıklaması, Suudi Arabistan’ın güvenliği konusunda Ankara’nın rolüne ilişkin tartışmayı yeniden gündeme taşıdı. Trump, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la ilişkisini överek Erdoğan’ın kendisinden istediğini yapacağını söyledi. Bu açıklama, Washington’ın Riyad’ın güvenlik yükünü paylaşabilecek ülkeler aradığının işareti olarak değerlendiriliyor. Suudi Arabistan’ın karşı karşıya olduğu riskler arasında Husilerin saldırıları, İran’la bölgesel rekabet ve ülke içindeki siyasi dengeler bulunuyor.
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türkiye’nin başka bir ülkenin topraklarına asker göndererek saldırı düzenlemeyeceğini söyledi. Bu yaklaşım, Ankara’nın hava savunma sistemleri, insansız hava araçları, elektronik harp kapasitesi, eğitim ve bakım desteği sağlayabileceği; ancak Yemen’de Husilere karşı doğrudan savaşan taraf olma konusunda daha temkinli durduğu şeklinde yorumlanıyor. Savunma desteği ile doğrudan askeri harekâta katılım arasında önemli bir fark bulunuyor.
Türkiye ile Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın kurumsal altyapısı henüz tamamlanmadı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 12 Ekim’de anlaşmanın yakında TBMM’ye getirileceğini ve kolektif savunma ile bölgesel işbirliğinin kalıcı bir çerçeveye oturtulması için çalışmaların sürdüğünü açıklamıştı. Ancak anlaşma metni hâlâ Meclis’e sunulmadığı için kapsamı kamuoyu tarafından bilinmiyor.
Husilerin havalimanlarını, hava sahasını ve enerji altyapısını hedef alan saldırılarının Suudi Arabistan’ın ihracat kapasitesi, ticaret dengesi ve savunma harcamaları üzerinde baskı oluşturduğu aktarılıyor. Petrol gelirlerine dayalı ekonomi üzerindeki bu baskı, ülke içindeki siyasi kırılganlıklarla birlikte değerlendiriliyor. Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın iktidarı merkezileştiren politikalarının geleneksel dini çevreler, kabileler ve kraliyet ailesinin bazı kesimleriyle gerilim yarattığı belirtiliyor.
İran Devrim Muhafızları’nın Umman gibi ülkelerde bazı Suudi kabile temsilcileriyle temas kurduğuna ilişkin iddialar da Riyad’ın karşı karşıya olduğu risklerin yalnızca dış saldırılarla sınırlı olmadığını gösteriyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Suudi Arabistan’a destek önerdiğine ilişkin haberler ise bölgesel denklemi daha da karmaşıklaştırıyor. İsrail’in olası müdahalesinin, Riyad’ı İbrahim Antlaşmaları’na dahil etme ve Körfez’deki güvenlik işbirliğini genişletme hedefiyle bağlantılı olduğu değerlendiriliyor.
Ekonomim ↗ · Başlık ve özet AI desteğiyle düzenlendi.
Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır; kişisel yatırım tavsiyesi değildir.