Sel suları çekildiğinde felaketin bittiğini sanırız; oysa yüzeye başka bir kriz çıkar: Sosyal adalet! Enkaz kaldırılır, çamur yıkanır, kameralar gider. Geride sessiz ve eşitsiz bir süreç başlar: İş kaybı, barınma ve temel ihtiyaçlar... Afetin görünmeyen bilançosu şudur: iklim krizi aslında bir sosyal adalet sorunudur.

Bir sel felaketini yalnızca iklim konusu olarak görmek etik bir hatadır. Sel doğaldır; felaket ise hem ekonomik hem sosyal hem de siyasaldır. İmar ve altyapı kararlarının getiri uğruna verildiği İstanbul’da sel felaketi; “sosyal adaletsizlik + ekonomik planlamasızlık + iklim değişikliği” üçlüsünün bir sonucu ve yeni ortaya çıkacak sosyoekonomik sorunların da sebebi olarak görülmeli. Üçünün de insan eliyle yapıldığını kabul edersek aslında bu, yine bir etik konusudur.

Yereldeki kaynakların dengesiz dağılımının, kentsel projelerde doğanın alanına saygı duyulmamasının ve sürdürülebilirlik ekosisteminin hesaba katılmamasının hem sebebi hem neticesi doğal değildir; yapısal, ekonomik ve politik bir sorun zinciridir. Bu bağlamda, krizlerin birbiriyle beslendiğini, örneğin iklim tahribatının üretim sistemlerini zayıflatıp ekonomik istikrarsızlığa yol açtığını hatırlayalım.

BM İklim Değişikliği Raporuna (IPCC, 2023) göre dünyada yaklaşık 3,3–3,6 milyar insan, iklim değişikliğine karşı yüksek kırılganlık gösteren koşullarda yaşamaktadır. En savunmasız kesimler

— düşük gelirli haneler, küçük esnaf ve küçük-orta ölçekli üreticiler vb.— bu durumdan orantısız biçimde etkilenmektedir. Rapor, bu orantısızlığın nedenini yalnızca coğrafi konuma değil; yoksulluk, eşitsizlik ve kurumsal destek eksikliği gibi toplumsal etkenlere bağlamaktadır.

Dünya Bankası İklim ve Kalkınma Raporu (2022) Türkiye’yi, on kırılganlık boyutunun dokuzunda yüksek kırılganlık kategorisinde değerlendirirken, diğer OECD ülkelerinde ortalamayı iki olarak göstermektedir*. Tarım, ormancılık ve balıkçılığın GSYH içindeki payı, varlıklara yönelik ortalama risk, maruz kalan nüfus, yerinden edilmiş nüfus gibi göstergelerin sosyal adalet açısından değerlendirilmesi gerekmektedir. Türkiye’nin de içinde bulunduğu Akdeniz Havzası’nın iklim değişikliğine duyarlıdır. Bunu değiştiremeyebiliriz ama kendi elimizle kurduğumuz düzeni değiştirebiliriz. Türkiye’nin coğrafi ve sosyoekonomik koşulları, ülkeyi çevresel tehlikelerin etkilerine karşı oldukça kırılgan hale getirmektedir.

Sel, herkesi aynı şekilde vurmaz. Büyük sermaye sigortalıdır, riskini dağıtır, devlet desteklerine hızla erişir. Oysa küçük esnaf dükkânındaki tezgâhıyla birlikte sermayesini de kaybeder. Mevsimlik tarım işçisi, gündelik, kayıtsız çalışan için bir haftalık iş kaybı bile açlık demektir. Tarımsal arazilerde verim düşer, gıda fiyatları artar. Kirada oturanlar ev sahibinin insafına kalır. Altyapının çökmesi gibi hasarların hazineye maliyeti, ekonomik kaybı dolaylı toplumsal borca dönüştürür. Zorunlu göç ve fakirlik ile gelen sosyal kriz çok daha derindedir;

Bir adalet teorisi açısından soru şudur: Toplumda en dezavantajlı olanların durumunu iyileştirmeyen bir düzen ne kadar adil olabilir?

Bir vatandaş, selden sonra sağlıklı barınma, düzenli kazanç ve insana yakışır bir yaşam sürdürebilme imkânından yoksun kalıyorsa, biz hangi krizden söz ediyoruz; iklim mi? Bu, yapısal bir sosyal adalet ve derininde bir etik değer sorunudur.

Etik açıdan mesele yardım değil, ödevdir; ödev ahlakıdır. Dayanışma, sadaka için koli dağıtmak değildir. Kurumların ve toplumun, kırılgan grupları felaketten önce koruyacak adil bir düzen kurma yükümlülüğü vardır. Dere yatağını imara açmamak, önlem ve uyarı düzenini kurmak, sigortayı lüks olmaktan çıkarmak, kira ve barınma güvencesini sağlamak birer siyasi kurum görevinin ötesinde ahlaki zorunluluktur.

Sular çekildikten sonra iklim krizini bir sosyal adalet krizi olarak kabul edip yoksulluğu afet politikasının merkezine koymak: Evet, zor; ama etik olan da, siyaseten doğru olan da budur.

https://www.worldbank.org/en/brief/2022/06/13/key-highlights-country-climate-and-development-report-for-turkiye

Ekonomim ↗

Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır; kişisel yatırım tavsiyesi değildir.