Ekonomi Masası’nın 16 Ekim tarihli yayınında fon tasfiyesi sürecinin piyasalara etkileri, MSCI’ın Türkiye kararı, 2027 bütçesi, eylül ayı bütçe açığı, tüketim davranışları ve Merkez Bankası’nın yaklaşan faiz kararı ele alındı. Yayında ayrıca İstanbul’daki sel felaketinin kentleşme politikalarına ilişkin ortaya çıkardığı riskler değerlendirildi.
MSCI, Türkiye hisse senedi piyasasına ilişkin endeks değişikliklerinin bir bölümünü geçici olarak dondurduğunu açıkladı. Kararın derhal yürürlüğe girdiği ve ikinci bir duyuru yapılana kadar geçerli olacağı belirtildi.
Nişantaşı Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zeynep Ökten, kararı Türkiye sermaye piyasaları açısından önemli bir uyarı olarak değerlendirdi. Ökten, fon krizinin doğru yönetilememesi halinde Türkiye’nin uluslararası endekslerdeki konumunun daha geniş biçimde tartışmaya açılabileceğini savundu.
Ökten’e göre piyasalardaki en sert dönem geride kalmış olabilir ancak yatırımcıların ekonomi yönetimine ve düzenleyici kurumlara duyduğu güvenin yeniden oluşması daha uzun sürebilir.
“Fon krizinde en kötüsü piyasalar için geride kalmış olabilir”
Ökten, fon krizinin yalnızca yatırım fonlarının performansını değil, piyasa yönetimine ve denetim sistemine duyulan güveni de sarstığını söyledi.
Gerçek sorumluların cezalandırılıp cezalandırılmayacağı, yeni bir krizi önleyecek düzenlemelerin yapılıp yapılmayacağı ve yatırımcı ödemelerinin hangi kaynaktan karşılanacağı konusunda hâlâ soru işaretleri bulunduğunu belirtti.
Ökten, piyasaların zaman içerisinde toparlanabileceğini ancak toplumsal güven kaybının ekonomik etkilerden daha uzun süre devam edebileceğini ifade etti.
MSCI kararının açıklandığı dönemde BIST 100 endeksinin 12 bin puan çevresindeki hareketi devam ediyor. Programın açılışında Borsa İstanbul’un önceki günü 12.070 puandan kapattığı aktarıldı.
Fon tasfiyesi kapsamındaki hisselerde ise birbirinden sert biçimde ayrışan hareketler görüldü. Bazı hisselerde taban serileri devam ederken, bazı hisselerde hızlı yükselişler yaşandı. Hedef Holding hisselerinin 1 Ekim’den itibaren yüzde 158,17 yükseldiği, aynı hissenin 15 Eylül ile 1 Ekim arasında yüzde 70,70 gerilediği belirtildi.
Piyasadaki sert dalgalanmalar, fiyatların şirketlerin temel değerlerinden çok tasfiye beklentileri ve kısa vadeli işlem davranışlarıyla şekillendiği yönündeki tartışmaları artırdı.
Cumhurbaşkanı ve ekonomi yönetiminden yapılan açıklamalarda, fon tasfiyesi için kamu kaynağı kullanılmayacağı belirtilmişti.
Şeref Oğuz ise yurt dışına veya farklı hesaplara aktarılan paraların tamamının sorumlulardan tahsil edilememesi halinde oluşacak açığın nasıl kapatılacağının açıklanması gerektiğini söyledi.
Kamu kaynağı kullanılmayacağı yönündeki açıklamaların somut bir finansman planıyla desteklenmemesinin güven sorununu büyütebileceğini savunan Oğuz, ödemelerin kaynağının şeffaf biçimde kamuoyuna anlatılması gerektiğini ifade etti.
Programda fon krizinin düzenleyici kurumlar açısından da bir dönüm noktası olması gerektiği vurgulandı.
Şeref Oğuz, Sermaye Piyasası Kurulu’nun yatırımcıyı korumak, hatalı işlemleri zamanında tespit etmek ve halka arz koşullarına uymayan şirketlere karşı önlem almakla görevli olduğunu hatırlattı. Denetim mekanizmalarındaki eksikliklerin yalnızca yatırımcı kaybına değil, piyasanın tamamında güven erozyonuna yol açtığını söyledi.
Ökten ise yeni bir kurum kurulmasının tek başına çözüm olmayacağını belirtti. Mevcut kurumların siyasi baskılardan uzak, bağımsız ve liyakatli yöneticiler tarafından yönetilmesi gerektiğini ifade etti.
Ökten’e göre düzenleyici kurumların bağımsızlığı, yöneticilerin görev güvencesi ve hesap verebilirliği açık kurallarla güvence altına alınmalı.
Fon krizinin etkilerinin finansal piyasaların dışına çıkarak ticari ödeme zincirine yayıldığı da programda ele alındı.
Piyasada üç aylık vadelerin peşin ödeme gibi görülmeye başladığını, dört, beş ve yedi aya uzayan tahsilat süreleriyle karşılaştığını belirten Oğuz, ödeme gücü bulunan şirketlerin de bu ortamı kullanmasının iş ahlakı açısından ciddi bir sorun yarattığını ifade etti. EKO 1610 EKO 1610
Ökten, gelir dağılımındaki bozulma nedeniyle tüketim ve yatırım kararlarının ağırlıklı olarak tasarruf yapabilen üst gelir grupları tarafından belirlendiğini söyledi.
Fonlardan yüksek getiri sağlayan kesimlerin gayrimenkul, otomobil, saat ve diğer lüks tüketim ürünlerine yöneldiğini belirten Ökten, kriz sonrasında otomobil ve konut satışlarında görülen yavaşlamanın bu gelir kaybıyla bağlantılı olabileceğini değerlendirdi.
Fonlardan çıkan paranın büyük ölçüde TL mevduata yöneldiğini, döviz mevduatındaki artışın ise beklenenin altında kaldığını söyledi. Mevduat getirisinin geçmişte fonlardan sağlanan yüksek kazançları karşılamaması halinde üst gelir grubunun tüketim davranışlarında yeniden değişiklik görülebileceğini ifade etti.
Programda Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 22 Ekim’de açıklayacağı faiz kararı da değerlendirildi.
Ökten, küresel borç yükü, enerji fiyatları, jeopolitik riskler ve ABD’de değişen faiz beklentilerine rağmen TCMB’nin 100 baz puanlık faiz indirimi yapabileceğini söyledi.
Son enflasyon verisinin sınırlı bir indirim için alan açtığını belirten Ökten, aralık ayında da 100 baz puanlık bir indirim yapılabileceği tahmininde bulundu.
Bununla birlikte küresel risklerin yüksekliği nedeniyle Merkez Bankası’nın hızlı ve kesintisiz bir faiz indirimi sürecine girmesinin zor olduğunu ifade etti.
Ökten, 2026 yılının yüzde 30’un altında bir enflasyonla tamamlanmasını beklemediğini söyledi.
Ökten ayrıca 2027’nin de ücretli çalışanlar ve emekliler açısından zor geçebileceğini belirtti. Seçim ekonomisinin 2026 içinde güçlü biçimde başlamasını beklemediğini söyleyen Ökten, ücret artışlarının beklenen değil, gerçekleşen enflasyon üzerinden yapılması gerektiğini savundu.
Eylül ayı merkezi yönetim bütçe açığının 532,2 milyar TL’ye ulaştığı programda aktarıldı.
Şeref Oğuz, bütçe açığının mevcut aşamada yönetilebilir görünmesine rağmen yaklaşan seçim süreci ve artabilecek kamu harcamalarının risk oluşturduğunu söyledi.
Enflasyonla mücadelede yalnızca para politikasının yeterli olmayacağını vurgulayan Oğuz, kamu harcamalarının kalıcı biçimde azaltılması ve göstermelik olmayan tasarruf tedbirlerinin uygulanması gerektiğini ifade etti.
2027 yılı bütçe kanun teklifine ilişkin takvim de yayında paylaşıldı.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın bütçe büyüklüklerini açıklamasının ardından Plan ve Bütçe Komisyonu görüşmelerinin 21 Ekim’de başlaması bekleniyor.
Görüşmelerde memur ve emekli ücretleri, vergiler, kamu tarafından belirlenen fiyatlar ve bu düzenlemelerin enflasyon hedefleriyle uyumu temel başlıklar arasında olacak. EKO 1610 EKO 1610
Yayında ekrana getirilen değerlendirmede, Türkiye’nin 2026 yılının ilk sekiz ayında 44 milyar dolarlık cari açık verdiği ve yıl sonu açığının 58-60 milyar dolar bandına çıkabileceği belirtildi.
Cari açığın bu seviyeye yükselmesinin tek başına kriz anlamına gelmediği ancak açığın ağırlıklı olarak rezervlerden finanse edilmesinin Merkez Bankası rezerv yönetimi üzerindeki stresi artırdığı ifade edildi.
Programın ilk bölümünde İstanbul’da yaşanan sel felaketi ve kent altyapısındaki sorunlar da konuşuldu.
Dere yataklarının yapılaşmaya açılması, su kanallarının kapatılması ve yağmur suyunun barajlara yönlendirilememesinin hem can kaybına hem de ekonomik zarara yol açtığını belirten Oğuz, sel felaketinden gerekli derslerin çıkarılmaması halinde benzer olayların devam edeceğini ifade etti.
Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır; kişisel yatırım tavsiyesi değildir.