Ekonomi Masası’nın 20 Ekim tarihli yayınında Merkez Bankası faiz kararı, fon tasfiyesindeki son durum, yatırımcılara yapılacak ara ödemeler, Borsa İstanbul’daki değer kaybı ve üçüncü çeyrek bilanço beklentileri değerlendirildi. Programda ayrıca Avrupa’daki hayat pahalılığı protestoları ve gelir dağılımındaki bozulma ele alındı.

38 kurumun katıldığı piyasa anketinde 37 kurum faiz kararına ilişkin tahmin paylaştı. Tahmin ileten kurumların 32’si Merkez Bankası’nın politika faizini 100 baz puan indirerek yüzde 37’den yüzde 36’ya çekmesini bekledi.

İki ekonomist faizin sabit bırakılacağını öngörürken, üç ekonomist sırasıyla 50, 150 ve 200 baz puanlık farklı indirim tahminleri paylaştı.

Anket sonuçlarına göre faiz indirimi beklentisi yalnızca ekim toplantısıyla sınırlı değil.

Aralık ayına ilişkin tahmin paylaşan 33 ekonomistin 29’u yılın son toplantısında da faiz indirimi yapılacağını öngördü. 2026 yıl sonu politika faizi beklentisi yüzde 35 seviyesinde korunurken tahmin aralığı yüzde 33-36 bandına geriledi.

2027 yıl sonu politika faizi tahmini ise yüzde 27’den yüzde 28,5’e yükseltildi. Bu değişim, faizlerin gelecek yıl daha önce düşünülenden yavaş gerileyebileceği beklentisine işaret etti. Önümüzdeki 12 aya ilişkin ortalama faiz tahmini yüzde 30 seviyesinde oluştu.

Ekonomistlerin 2026 yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 29,5 seviyesinde değişmedi. 2027 yıl sonu enflasyon tahmini ise yüzde 23’ten yüzde 23,5’e çıkarıldı.

Faiz indirimi beklentisinin güçlenmesinde eylül enflasyonunun beklentilerin altında gelmesi, iç talepteki yavaşlama ve hizmet enflasyonunda görülen iyileşme etkili oldu.

Buna karşılık çekirdek enflasyondaki katılık, enerji fiyatları ve jeopolitik riskler Merkez Bankası’nın önündeki temel belirsizlikler olarak gösterildi.

Merkez Bankası’nın ocak ayında politika faizini yüzde 37’ye çektiği ve ardından beş toplantıda değişikliğe gitmediği hatırlatıldı. Faiz kararının 22 Ekim’de saat 14.00’te açıklanması bekleniyor. Bir sonraki önemli gündem 12 Kasım’daki Enflasyon Raporu, yılın son faiz kararı ise 10 Aralık’ta olacak.

Şeref Oğuz, yalnızca eylül enflasyonuna dayanılarak yapılacak erken bir faiz indiriminin kur üzerinde baskı oluşturabileceği uyarısında bulundu.

Geçmişte piyasa koşulları uygun değilken yapılan faiz indirimlerinin kısa sürede sert kur hareketlerine yol açtığını hatırlatan Oğuz, benzer bir politika hatasının yeniden yaşanmaması gerektiğini söyledi.

Enflasyondaki iyileşmenin henüz kalıcı hale gelmediğini savunan Oğuz, ekonomideki sorunların yalnızca faiz üzerinden tartışılmasının üretim, finansmana erişim ve sanayisizleşme gibi başlıkları geri plana ittiğini ifade etti.

Fon krizindeki son duruma ilişkin aktarılan bilgilere göre toplam 131 fon tasfiye kapsamına alındı. Bu fonları yöneten yedi portföy yönetim şirketinin diğer fonları da TEFAS’ta alım satıma kapatıldı.

Kendi kaynaklarıyla ödeme yapabilecek üç portföy yönetim şirketinde olağan tasfiye süreci uygulandı. İlk aşamada 17 fondaki yaklaşık 43 bin yatırımcının ödemelerinin yapıldığı, daha sonra kalan 49 fonun da nakdi veya ayni yöntemle kapatıldığı belirtildi.

Böylece üç portföy yönetim şirketine bağlı toplam 66 fonun tasfiyesinin tamamlandığı aktarıldı. Ancak bu fonların toplam parasal büyüklüğün yarısını oluşturmadığı, krizdeki esas büyüklüğün Tera ve Pusula tarafında bulunduğu ifade edildi.

Programda Atlas Portföy ile olağan tasfiye sürecine geçilmesine yönelik görüşmeler yürütüldüğü de aktarıldı.

Olağan tasfiyeye geçilmesi halinde bu kapsamdaki yatırımcıların ödemelerini görece daha hızlı alabileceği belirtildi. Asıl belirsizliğin olağanüstü tasfiye kapsamındaki fonlarda devam ettiği ifade edildi.

Taslak düzenlemenin ilk aşamada her yatırımcıya 1 milyon TL ödeme yapılacak şeklinde anlaşıldığı ancak bazı fonlarda yatırımcı başına bu tutarı karşılayacak varlık bulunmadığı belirtildi.

Düzenlemeye göre ara ödeme öncesinde yatırımcının fon payının değeri hesaplanacak. Ödeme, hesaplanan pay değerini aşamayacak.

Örneğin ara ödemeden 1 milyon TL’ye kadar yararlanma hakkı bulunan bir yatırımcının pay değeri 150 bin TL olarak hesaplanırsa, yatırımcı bu aşamada en fazla 150 bin TL alabilecek. Nihai ödeme ise tasfiye sürecinin ilerleyen aşamalarında belirlenecek.

Fon yatırımcılarının merak ettiği başlıklardan biri, tasfiye kararı öncesinde satış talimatı verenlerin öncelikli alacaklı kabul edilip edilmeyeceği oldu.

Programda, takas kesinliği ve öncelikli alacaklılara ilişkin bazı hükümlerin taslak metinde açık biçimde yer almadığı değerlendirmesi yapıldı. Bu nedenle yatırımcıların hak sıralamasının Meclis sürecinde veya uygulama düzenlemelerinde netleştirilmesi gerektiği belirtildi.

Fon mağdurlarının sosyal medya üzerinden düzenli toplantılar yaptığı ve ödeme takviminin açıklanmasını talep ettiği de aktarıldı.

Tasfiye sürecindeki en büyük sorunlardan birinin şeffaf ve ayrıntılı bir takvimin bulunmaması olduğu vurgulandı.

Yatırımcıların hangi tarihte ara ödeme alacağı, fonların elindeki varlıkların ne kadarının nakde çevrildiği, ne kadarlık bakiyenin kurtarılabileceği ve ek ödemelerin ne zaman yapılacağı konusunda açıklama beklediği belirtildi.

Fonlara duyulan güvenin yeniden kurulabilmesi için tasfiye sürecindeki bütün adımların açık, adil ve düzenli biçimde kamuoyuyla paylaşılması gerektiği ifade edildi.

Borsa İstanbul’da satışların piyasanın geneline yayıldığı haftada 532 hissenin değer kaybettiği aktarıldı.

15 Eylül’den bu yana BIST 100’de yaklaşık 2 trilyon TL, BIST 30’da 1,7 trilyon TL, BIST Tüm Endeksi’nde ise 3,5 trilyon TL piyasa değerinin silindiği belirtildi.

BIST 100’ün dolar bazında Haziran 2025’ten bu yana en düşük seviyesine gerilediği, piyasa değeri/defter değeri oranının ise bire düştüğü kaydedildi.

Piyasadaki genel düşüşe rağmen yabancı yatırımcıların BIST 30 kapsamındaki 15 şirkette paylarını artırdığı belirtildi.

Yabancı payının en fazla yükseldiği şirketler arasında SASA, Astor Enerji ve Türk Altın İşletmeleri öne çıktı. Ancak fon krizinin yarattığı güven kaybı ve tasfiye kapsamındaki hisselerden gelebilecek yeni satışlar, piyasanın geneli üzerinde baskı oluşturmaya devam etti.

Üçüncü çeyrek bilanço döneminde ilk açıklamanın 21 Ekim’de TAV Havalimanları’ndan gelmesi bekleniyor.

Bankacılık sektöründe ilk sonuçların 27 Ekim’de Akbank, 28 Ekim’de ise Garanti BBVA tarafından açıklanacağı aktarıldı. Sigortacılık tarafında Aksigorta’nın 22 Ekim’de finansal sonuçlarını paylaşması bekleniyor.

Türkiye Sigorta’nın daha önce planlanan bilanço açıklamasını genel müdür değişikliği nedeniyle ertelediği belirtildi.

Aracı kurumların ilk tahminlerine göre üçüncü çeyrek bilançolarında şirket ve sektörler arasında belirgin ayrışma bekleniyor.

Bankacılık sektöründe fonlama ve kredi risk maliyetlerinin kârlılığı baskılayabileceği, buna karşılık büyük bankaların yüksek net kâr açıklayabileceği tahmin ediliyor.

Reel sektörde rafineri, havacılık, hayat sigortacılığı ve seçici perakende şirketlerinin olumlu ayrışması beklenirken dayanıklı tüketim ve giyim perakendeciliğinde zarar tahminleri dikkat çekiyor.

26 Ekim’de Arçelik, Brisa, Çimsa, TAV Havalimanları ve TürkTraktör’ün; 27 Ekim’de ise Aselsan’ın sonuçlarının izleneceği aktarıldı.

Programın Ankara bölümünde 2027 bütçesine ilişkin Meclis takvimi ile fon tasfiyesi düzenlemesi ele alındı.

Fon yatırımcılarına ara ödeme yapılmasını sağlayacak kanun teklifinin bu hafta Genel Kurul gündemine gelmesi ve hızlı biçimde yasalaşması bekleniyor. Düzenlemenin ardından tasfiye takvimi ve benzer krizlerin yeniden yaşanmaması için alınacak önlemlerin Ekonomik Koordinasyon Kurulu’nda da ele alınabileceği belirtildi.

2027 bütçesine ilişkin komisyon görüşmelerinin ise önümüzdeki dönemde başlaması ve yıl sonuna kadar tamamlanması planlanıyor.

Programda Fransa başta olmak üzere Belçika, Hollanda, İspanya ve Portekiz’de yaşanan protestolar da değerlendirildi.

Eğitim bütçelerindeki kesintiler, hayat pahalılığı, yükselen akaryakıt fiyatları ve konut sorunu toplumsal hareketlerin ortak nedenleri arasında gösterildi. Fransa’da öğrencilerin başlattığı eylemlerin daha sonra farklı toplumsal kesimlerin katılımıyla genişlediği belirtildi.

Gelir dağılımındaki bozulmanın ve orta sınıfın giderek zayıflamasının toplumsal gerilimi artırdığı, çözümün yalnızca güvenlik önlemleriyle değil gelir uçurumunu azaltacak politikalarla aranması gerektiği ifade edildi.

Ekonomim ↗

Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır; kişisel yatırım tavsiyesi değildir.