Küresel ekonomide birikmiş devasa borç stokunun çevrilmesi giderek zorlaşırken, Avrupa'daki sosyal ve ekonomik çalkantılar dikkat çekiyor. Fransa'daki bütçe açıkları ve borç yükünün 2012 yılında Yunanistan'da yaşanan krize benzer bir tablo oluşturabileceğini belirten Prof. Dr. Alçın, böyle bir bunalımın tek bir ülkeyle sınırlı kalmayıp tüm Avrupa Birliği'ni (AB) etkisi altına alabileceğini vurguladı.
Rusya-Ukrayna savaşının tetiklediği enerji krizinin sanayi lokomotifi olan ülkeleri zayıflattığına işaret eden Prof. Dr. Alçın, 1990'lardan bu yana daralan sosyal devlet şemsiyesi, esnek istihdam modelleri ve tırmanan genç işsizliğinin derin bir beklenti kırılması yarattığını kaydetti. Mevcut borç yükü ile geniş kesimleri yoksullaştıran üretim politikalarının sürdürülemez hale geldiğini ifade eden Prof. Dr. Alçın, Fransa'da sokaklara yansıyan huzursuzlukların bu sürdürülemezliğin ilk kırılma noktalarından biri olduğunu dile getirdi.
Küresel piyasalarda ham petrol fiyatlarının 100 dolar seviyesinin üzerine demirlemesi, merkez bankalarının enflasyonla mücadelesini zorlaştırıyor. Petrolün bu seviyelerde yılı kapatmasının önümüzdeki yıl için 125 dolar seviyelerini yeni normal haline getirebileceği uyarısında bulunan Prof. Dr. Alçın, bu durumun 1974 petrol krizindekine benzer bir "stagflasyon" (yüksek enflasyon eşliğinde ekonomik durgunluk ve artan işsizlik) riskini masaya getirdiğini ifade etti.
Savaş ve jeopolitik gerilimlerin devam etmesinin yanı sıra ülkelerin stratejik petrol rezervlerinin sonuna gelinmesinin piyasalardaki kırılganlığı artırdığını belirten Prof. Dr. Alçın, en ufak bir jeopolitik gelişmenin fiyatları hızla yukarı sıçratabildiğinin altını çizdi.
Türkiye'nin ekonomik göstergelerine değinen Prof. Dr. Alçın, brüt borç stokunun 16,2 trilyon liraya ulaştığını ve bu borcun yaklaşık %50,7'sinin döviz cinsinden olduğunu belirtti. Toplam borç stokundan ziyade esas riskin döndürülmesi gereken kısa vadeli borçta yattığını vurgulayan Prof. Dr. Alçın, 243 milyar dolara ulaşan kısa vadeli dış borç seviyesinin 2018 Rahip Brunson krizi dönemindeki 220 milyar dolar seviyesini aşarak ekonomi üzerinde ciddi bir stres oluşturduğunu söyledi.
Son dönemde uygulanan kontrollü döviz kuru tutulmasının sınırına doğru yaklaşıldığına dikkat çeken Prof. Dr. Alçın, Türk Lirası'ndaki değer kaybının önümüzdeki süreçte enflasyona yakınsayabileceğini dile getirdi. Bütçe üzerindeki faiz yükünün ve artan borçlanma gereksiniminin Merkez Bankası rezervleri üzerinde baskı yarattığını belirten Prof. Dr. Alçın, ekonomi yönetiminin çok daha temkinli hareket etmesi gereken bir dönemden geçildiğini vurguladı.
Üretim tarafında sanayicinin maliyet artışlarıyla boğuştuğunu aktaran Prof. Dr. Alçın, üretici fiyatlarındaki yıllık %29,5 ve enerjideki %44,5'lik artışın kalıcı bir durgunluğa yol açtığını söyledi. Sanayicilerin yeşil ve dijital dönüşümün gerekliliğinin farkında olduğunu ancak finansmana erişimde büyük zorluklar yaşandığını belirten Prof. Dr. Alçın, Merkez Bankası'nın selektif kredi politikalarıyla yüksek katma değerli dönüşüm projelerini desteklemesi gerektiğini savunarak sanayinin durmasının finans sektörünü de olumsuz etkileyeceğini ekledi.
Türkiye ekonomisinin karşı karşıya olduğu en temel riskin ödemeler bilançosu krizi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Alçın, uluslararası kurumların açtığı kredi pencerelerinin sürebilmesi için piyasa gerçekleriyle uyumlu adımların kararlılıkla atılması gerektiğinin altını çizdi.
Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır; kişisel yatırım tavsiyesi değildir.