Ekonomi Masası’nın 15 Ekim tarihli yayınında fon tasfiyesi teklifinin Meclis süreci, krizin reel sektördeki ödeme zincirine etkisi, ihracatçıların döviz dönüşüm desteği, Türkiye-Avrupa Birliği ticaret ilişkileri ve cari açıktaki bozulma ele alındı. Programda ayrıca Merkez Bankası rezervleri ile yüksek enerji fiyatlarının enflasyon üzerindeki etkileri değerlendirildi.
Tasfiye edilecek yatırım fonlarına ilişkin kanun teklifi TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edildi. Teklifin bundan sonraki aşamada Genel Kurul’a gelmesi, kabul edilmesinin ardından da Resmî Gazete’de yayımlanması bekleniyor.
Düzenlemenin yürürlüğe girmesiyle birlikte 1 milyon TL’ye kadar yapılacak ara ödemelerin başlaması öngörülüyor. Programda aktarılan bilgilere göre, ödemelerin ekim ayı içinde başlatılması temel hedef olarak belirlendi.
Üç portföy yönetim şirketine ait 66 fonda 45 bin 745 yatırımcıyı ilgilendiren toplam 40,5 milyar TL’lik ayni ve nakdi tasfiyenin hafta sonuna kadar tamamlanmasının hedeflendiği açıklandı.
Tasfiye sürecindeki idari ve hukuki incelemelerde Devlet Denetleme Kurulu raporunun önemli rol oynayabileceği belirtildi. Ancak DDK raporlarının tamamının kamuoyuna açıklanması yönünde bir zorunluluk bulunmadığına da dikkat çekildi.
Portföyünün tamamı ters repo işlemlerinden oluşan üç fona ise 119,5 milyar TL giriş olduğu belirtildi. Bu tablo, yatırımcıların fon piyasasından tamamen uzaklaşmak yerine daha kısa vadeli ve görece düşük riskli araçlara yöneldiğine işaret ediyor.
Fon krizinin finansal piyasaların dışına taşarak şirketlerin nakit akışına ve ticari ödeme zincirine yansımaya başladığı ifade edildi.
Ekonomim’e konuşan sektör temsilcileri, bazı şirketlerin fon krizini gerekçe göstererek tedarikçi ödemelerini ve çalışan maaşlarını ertelediğini aktardı. Vadelerin uzamasının ticari güveni zedeleyerek tedarik zincirinin farklı halkalarına yayılmasından endişe ediliyor.
İhracatçılar, yüzde 3’lük döviz dönüşüm desteğinin yeni koşullar nedeniyle etkisini büyük ölçüde kaybettiğini belirtiyor.
Bu durum, ihracat fiyatlarını destek beklentisine göre belirleyen şirketler açısından ek maliyet ve kârlılık baskısı oluşturuyor.
Türkiye-Avrupa Birliği ekonomik ilişkilerinde Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ve “Made in Europe” düzenlemesi öne çıkan başlıklar oldu.
Made in Europe düzenlemesinin ilk taslağında Türkiye kapsam dışında bırakılırken, 4 Mart’ta yayımlanan sonraki taslakta Gümrük Birliği ülkeleri ve Avrupa Birliği’nin serbest ticaret anlaşması yaptığı ülkeler kapsama alındı. Ancak kamu ihaleleri ve filo alımları gibi alanlardaki ayrıntıların Türk şirketleri açısından hâlâ risk oluşturduğu ifade edildi.
Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki otomotiv ticaretinin yaklaşık 54 milyar euroya ulaştığı, bunun 28 milyar eurosunun ithalat, 26 milyar eurosunun ise ihracattan oluştuğu aktarıldı.
Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin hem Türkiye hem Avrupa Birliği açısından ekonomik fayda sağlayabileceği ancak siyasi engeller nedeniyle sürecin kolay olmayacağı değerlendirildi.
Prof. Dr. Fatih Özatay, Türkiye’nin cari açığında iki yıldır devam eden bir artış eğilimi bulunduğunu söyledi.
Ağustos ayında aylık bazda cari fazla verilmesine rağmen 12 aylık cari açığın yaklaşık 42 milyar dolara ulaştığını belirten Özatay, bu tutarın milli gelire oranının yaklaşık yüzde 2,3 olduğunu ifade etti.
Cari açığın 50 milyar dolara çıkması halinde oranın yüzde 2,8 seviyesine yükselebileceğini belirten Özatay, mevcut görünümü “dikkat edilmesi gereken ancak ürkütücü olmayan” bir tablo olarak değerlendirdi.
Özatay, cari açıktaki artışın ekonominin ve sanayi üretiminin yavaşladığı bir dönemde gerçekleşmesinin olumsuz bir sinyal olduğunu söyledi.
Küresel uzun vadeli faizlerin ABD, Fransa, İngiltere, Almanya ve Japonya’da yükselmesinin cari açığın finansmanını da zorlaştırabileceğine dikkat çekti.
Merkez Bankası rezervlerindeki yaklaşık 30 milyar dolarlık azalmayı değerlendiren Özatay, düşüşün olumlu olmadığını ancak mevcut rezerv düzeyinin tek başına kritik bir tehlikeye işaret etmediğini söyledi.
Türkiye’nin risk priminin yaklaşık 240 baz puan seviyesinde olmasının rezervlerdeki düşüşü daha önemli hale getirdiğini belirten Özatay, güvenin ve politika öngörülebilirliğinin artması halinde aynı rezerv seviyesinin daha az sorun yaratacağını ifade etti.
Türkiye’nin enerji ve altın dışarıda bırakıldığında cari fazla vermeye devam ettiği ancak bu fazlanın giderek azaldığı belirtildi.
Özatay, enerji ve altın fiyatlarının doğrudan kontrol edilememesine rağmen bu ürünlerin ithalatı için döviz bulunması gerektiğini, dolayısıyla toplam cari denge ve çekirdek cari denge eğilimlerinin birlikte izlenmesinin önemli olduğunu söyledi.
Ham petrolün 100 doların üzerinde kalması ve rafine ürün fiyatlarının daha hızlı yükselmesi, enflasyon açısından önemli risklerden biri olarak değerlendirildi.
Özellikle motorin fiyatlarındaki artış ve arz sıkıntısının taşıma, üretim ve dağıtım maliyetlerinin tamamına yayıldığı belirtildi.
Yıl başında petrol fiyatı için 62-65 dolar civarında tahminler yapılmasına rağmen fiyatların 100 doların üzerinde kalması, hem cari açık hem de enflasyon görünümündeki risklerin artmasına neden oldu.
Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır; kişisel yatırım tavsiyesi değildir.