Sanayici üretmeye devam ediyor ama kazandığı para aynı hızla eriyor. Üretim maliyetleri artıyor, döviz kuru ihracatçının beklentilerini karşılamıyor, iç pazarda talep zayıflıyor. Finansmana erişimin pahalılaştığı bu tabloda sanayici yeni kapasite oluşturmaktan çok mevcut kapasitesini nasıl koruyacağının hesabını yapıyor.

Bursa Sanayicileri ve İşinsanları Derneği’nin (BUSİAD) 2026 yılı ikinci Ekonomik Gösterge ve Eğilim Anketi, sanayide yaşanan sıkışmayı rakamlarla ortaya koydu. Otomotivden tekstile, makineden metale kadar farklı sektörlerden firmaların katıldığı araştırma, üretim ve cirodaki zayıflamanın ötesinde, kârlılık ve yatırım iştahındaki gerilemeye de işaret ediyor.

İmalat sanayisinde kapasite kullanımının yüzde 50-65 bandında yoğunlaşması, mevcut potansiyelin ne ölçüde değerlendirilebildiği sorusunu gündeme getiriyor. Üstelik sorun yalnızca makinelerin tam kapasite çalışmaması değil. Asıl mesele, üretimin giderek daha yüksek maliyetlerle gerçekleştirilmesi ve ortaya çıkan maliyetin satış fiyatlarına aynı ölçüde yansıtılamaması. Sanayici üretiyor, istihdam sağlıyor, ihracat için mücadele ediyor. Ancak bütün bu çabanın sonunda elde edilen kâr, işletmenin yeni yatırım yapmasına, teknolojisini yenilemesine ve rekabet gücünü geliştirmesine yetecek düzeyde değil.

Küresel rekabetin giderek sertleştiği bir dönemde geçmişten gelen avantajlar tek başına yeterli olmuyor. Maliyetlerini kontrol edemeyen, finansmana uygun koşullarda erişemeyen ve kur hareketleri karşısında rekabet gücünü koruyamayan işletmeler için üretim hacmini artırmak da çözüm olmaktan çıkıyor, aksine üretirken batışa doğru sürüklüyor.

BUSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Tuncer Hatunoğlu’nun dikkat çektiği maliyet-kur dengesizliği, özellikle ihracatçı sanayicinin önündeki önemli sorunlardan biri. İşçilik, enerji ve hammadde giderleri yükselirken döviz kurunun bu artışların gerisinde kalması, ihracat gelirlerinin üretim maliyetlerini karşılama gücünü zayıflatıyor. Hatunoğlu’nun da ifade ettiği gibi, maliyetlerdeki artış ile döviz kuru arasındaki dengesizlik yalnızca kârlılığı değil, doğal olarak pazarları ve yatırım kararlarını da etkiliyor. Burada önemli bir ayrıntı var. İhracat rakamlarının artması, sanayicinin daha fazla kazandığı anlamına gelmiyor. Satış miktarı ve ihracat geliri yükselse bile maliyetler daha hızlı arttığı için işletmeler kar elde edemiyor. Karlılığın olmaması firmaların teknoloji yatırımlarını ve verimlilik projelerini finanse etmesini de imkansız hale getiriyor. Bugünün maliyet baskısı, yarının yatırım kapasitesini aşındırıyor.

Anketin ortaya koyduğu bir diğer önemli başlık finansman. Yüksek kredi faizleri, finansmana erişimde yaşanan güçlükler ve tahsilat vadelerinin uzaması, işletmelerin nakit akışını zorluyor. Sanayici bir taraftan üretimin devamlılığını sağlamak, diğer taraftan ücret, enerji ve hammadde giderlerini karşılamak zorunda. İç talebin zayıfladığı bir ortamda satış fiyatlarını artırmak da kolay değil. Maliyet artışını müşterisine yansıtamayan işletme, aradaki farkı kârından karşılıyor. Kârın daralması ise yeni yatırım kararlarını ertelenen dosyalar arasına taşıyor. Nitekim araştırmada yeni bina ve tesis yatırımlarına yönelik isteğin zayıfladığı, firmaların kapasite artırmaktan çok maliyet düşürme ve verimlilik artışına yöneldiği görülüyor. Bu yaklaşım kısa vadede rasyonel olabilir. Ancak yatırımın uzun süre ertelenmesi, üretim altyapısının yenilenmesini ve teknolojik dönüşümü yavaşlatır. Bugün yeni makine alamayan, üretim hattını modernize edemeyen veya dijital altyapısını geliştiremeyen bir işletmenin, yarın daha düşük maliyetle üretim yapan rakipleri karşısında mücadele etmesi hiç de kolay olmayacaktır.

BUSİAD araştırmasında sanayicilerin 2026 yıl sonu enflasyon beklentisinin Orta Vadeli Program’da yer alan yüzde 28,4’lük tahminin üzerinde yüzde 30-32,9 aralığında yoğunlaşması da dikkat çekiyor. Ankette yıl sonu politika faizi beklentisi yüzde 37 olarak öne çıkarken dolar/TL kurunun 51-53 lira, euro/TL kurunun ise 58-60 lira aralığında gerçekleşeceği öngörülüyor. Sanayici önünü göremediğinde uzun vadeli yatırım kararlarından söz edemeyiz. Finansman maliyetlerinin ne kadar süreceği, iç talebin ne zaman toparlanacağı ve kurun maliyet artışları karşısında nasıl seyredeceği konusundaki belirsizlikler, yatırım kararlarında ihtiyatlı davranılmasına neden oluyor. Ekonomi politikalarında öngörülebilirlik bu nedenle kritik önem taşıyor. Enflasyonla mücadele kadar üretim kapasitesinin, ihracat rekabetinin ve yatırımların sürdürülebilirliğinin de gözetilmesi gerekiyor.

BUSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Ekonomi Komitesi Sorumlusu Ali Kerem Alptemoçin’in dikkat çektiği verimlilik yaklaşımı önemli. Ankete göre yatırım planlayan firmalar, yeni kapasite oluşturmaktan ziyade mevcut kaynaklarını daha etkin kullanmaya öncelik veriyor. Yapay zekâ, veri analitiği, enerji verimliliği ve karbon emisyonlarının azaltılması gibi alanlara yönelik ilginin korunması da sanayicinin dönüşüm ihtiyacını gördüğünü ortaya koyuyor. Ancak bu dönüşümün gerçekleşmesi için işletmelerin yalnızca niyetli olması yeterli değil. Teknoloji yatırımlarını finanse edebilecek kaynaklara, nitelikli iş gücüne, öngörülebilir ekonomik koşullara ve uzun vadeli planlamaya ihtiyaç var. Sanayinin geleceği açısından bir başka konu da üretim miktarından çok üretimin niteliğine odaklanmak. Daha fazla enerji ve iş gücü tüketerek daha fazla ürün üretmek yerine, aynı kaynaklarla daha yüksek katma değer yaratabilen bir sanayi yapısına geçmek gerekiyor.

Sanayinin gücü yalnızca fabrika sayısıyla, ihracat rakamlarıyla veya üretim hacmiyle ölçülemez. Bu gücün sürdürülebilir olması için firmaların yatırım yapabilmesi, teknolojisini yenileyebilmesi, nitelikli çalışanlarını koruyabilmesi ve ürettiği değerden yeterli payı alabilmesi gerekir. BUSİAD’ın araştırması, sanayideki sıkışmanın geçici bir talep sorununun ötesine geçme riskini ortaya koyuyor. Kârlılık geriler, yatırımlar ertelenir ve rekabet gücü aşınırsa bunun etkisi yalnızca şirket bilançolarıyla sınırlı kalmaz. İstihdamdan ihracata, tedarik zincirlerinden bölgesel büyümeye kadar geniş bir alana yayılır.

Sanayicinin önümüzdeki dönemde ne kadar üreteceğinden çok ürettiği değeri ne ölçüde kâra, yatırıma ve kalıcı rekabet gücüne dönüştüreceğini konuşmalıyız. Çünkü sanayide üretimin devam etmesi önemlidir, ancak üretimin sürdürülebilir olması için kârın da sürdürülebilir olması gerekir. Kâr edemeyen sanayicinin yatırım yapması, yatırım yapamayan sanayicinin de rekabet yarışında yerini koruması beklenemez.

Ekonomim ↗

Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır; kişisel yatırım tavsiyesi değildir.