Bilindiği üzere daha önce adresinde bulunamama, hakkında sahte veya yanıltıcı belge düzenleme raporu ya da tespiti bulunan mükellefler, KDV Genel Uygulama Tebliği uyarınca “Kod” ya da “Özel Esaslar” olarak adlandırılan listeye alınmakta, söz konusu mükellefler ile bu mükelleflerden mal ve hizmet alanların KDV iade talepleri reddedilmekte ya da vergi incelemesi ve teminat gibi sıkı tedbirlere matuf tutulmakta idi.

Bu durum mükelleflerin ticaretlerini olumsuz etkilemekte, özellikle KDV iadesi talep eden firmalar, söz konusu kategoriye alınmış mükelleflerden mal ve hizmet almak istememekte, bunun sonucunda haksız yere itibar ve müşteri kaybına uğramakta, başka bir ifade ile de maddi ve manevi zarar görmekteydi.

Daha önce dava konusu edilen “Kod” ya da “Özel Esaslar” işlemleri ile ilgili olarak müstekar hale gelen yargı kararları özetinde; ”yasal dayanağı olmadan yapılacak bir sınıflandırma, vergi barışını bozucu etki yaratacağı gibi Anayasa’da güvence altına alınan temel kişi hak ve hürriyetlerine de aykırılık teşkil eder. Dolayısıyla, yasal dayanağı olmadan, hukuka aykırı bir biçimde idarenin kendi içinde oluşturduğu bir sınıflandırma ile davacının, hakkında olumsuzluk tespit edilen mükellefler listesi olarak adlandırılan listede yer almasına dair işlemin hukuka aykırı olacağı” gerekçesi ile mali idare aleyhine kararlar verilmiştir.

Danıştay’ın vermiş olduğu ve müstekar hale gelen kararlar neticesinde mali idare, daha önce “Kod” ya da “Özel Esaslar” adı altında kategorize ettiği ancak Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilen işlemler için yeni bir düzenleme yaparak “İade Talepleri Vergi İnceleme Raporuna Göre Yerine Getirilecek Mükellefler” adı altında yeni bir kategorik sınıflandırma yapmıştır. Aslına bakılırsa yeni düzenlemenin, 3065 sayılı Kanun’un 36. maddesi uyarınca “iade hakkı doğuran işlemlerden kaynaklanan iade taleplerinin vergi inceleme raporu sonucuna göre yerine getirilmesinin esas olduğu” hükmüne ve Anayasa’nın temel ilkelerinden olan “vergide yasallık” ilkesine uygun olduğunu söyleyebiliriz.

Ancak bu durum, mali idarenin KDV Kanunu’nun 36. maddesi ile hüküm altına alınan düzenlemeyi keyfi ve kıyas yolu ile genişleteceği anlamına gelmemektedir.

Tebliğ İle Getirilen Düzenleme Ne Diyor!

KDV Genel Uygulama Tebliği’nin IV/A2-1.3. İade Talepleri Vergi İnceleme Raporuna Göre Yerine Getirilecek Mükellefler başlıklı bendinde;

“Haklarında, düzenledikleri veya kullandıkları belgelerin gerçek duruma aykırı olduğuna ilişkin delil ve karineleri içeren rapor veya tespit bulunan veya bu mükelleflerle ilişkili olan aşağıdaki mükelleflerin iade talepleri vergi inceleme raporu sonucuna göre yerine getirilir.

“ - 213 sayılı Kanunun (153/A) maddesi kapsamına giren mükellefler,

- Sahte belge veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme fiiline iştirak eden mükellefler de dâhil olmak üzere sahte belge veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme ya da kullanma konusunda haklarında “olumsuz rapor” veya “olumsuz tespit” bulunan mükellefler,

- Sahte belge veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme konusunda haklarında “olumsuz rapor” veya “olumsuz tespit” bulunan mükelleflerin raporun ait olduğu dönemdeki ortakları, kanuni temsilcileri, bunların kurdukları veya ortak oldukları mükellefler ile kanuni temsilcisi oldukları mükellefler,

- Haklarında beyanname vermeme, defter ve belge ibraz etmeme ve adresinde bulunamama konusunda tespit bulunan mükellefler,

- Haklarında “olumsuz rapor” veya “olumsuz tespit” bulunan mükelleflerden doğrudan mal ve/veya hizmet alan mükellefler…”

Görüleceği üzere KDV Kanunu’nun 36. maddesine dayanarak tebliğ bazında yapılan düzenleme “KDV iadesi talep eden mükellefleri” kapsamaktadır. Dolaysıyla KDV iadesi talep etmeyen mükelleflerle ilgili tebliğ kapsamında eski adıyla “kod” ya da “özel esaslar” gibi kategorik bir listeleme öngörülmemiştir. Dolayısıyla KDV iadesi talep etmeyen bir mükellefin bu meyanda bir listeye alınması hukuken mümkün bulunmamaktadır.

KDV iadesi talep etmediği halde “iade talepleri vergi inceleme raporu sonucuna göre yerine getirilecekler” listesine alınan eski adıyla “Kod” ya da “Özel Esaslar” olarak kategorize edilen bir mükellefin yürütmeyi durdurma talepli olarak açmış olduğu bir davada İstanbul 7. Vergi Mahkemesi tarafından verilen 2026/1423 Esas No’lu Karar ile yürütmenin durdurulması talebi reddedilmiştir.

İlke derece vergi mahkemesinin yürütmenin durdurulmasının reddine ilişkin karar, itiraz yoluyla Bölge İdare Mahkemesi’ne taşınmış olup, İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Birinci Dava Dairesi’nin Y.D. İtiraz No’lu 2026/521 sayılı Kararı ile İstanbul 7. Vergi Mahkemesi'nce verilen 18/09/2026 tarih ve E:2026/1423 sayılı yürütmenin durdurulması isteminin reddine ilişkin kararın kaldırılmasına ve dava konusu işlemin açıkça hukuka aykırı olması ve uygulanması halinde telafisi güç ve imkansız zararlar doğuracak nitelikte bulunması nedeniyle 2577 sayılı Yasa'nın 27/2 maddesi uyarınca yürütülmesinin dava sonuçlanıncaya kadar teminat aranmaksızın durdurulmasına kesin olarak karar vermiştir.

Kararın gerekçesinde; “…Özel esaslar/3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 36. maddesi uyarınca iade talepleri vergi incelemesine göre sonuçlandırılacak mükellefler" kapsamına alınmaya yönelik işlem, ilgili mükellefin vergisel hak ve yükümlülükleri üzerinde hukuki etki ve sonuçlar doğurduğu, işlem sonucunda ticari ilişkileri ve itibarının zedelenebileceği, bazı ekonomik kayıplara uğramasına yol açılabileceği ve ticari ilişkide bulunduğu mükelleflerde tereddütlere yol açılarak ticari hayatının olumsuz etkilenebileceği dikkate alındığında, idari davaya konu edilebilecek kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem niteliğindedir.

Anayasanın "Çalışma ve Sözleşme Hürriyeti" ni düzenleyen 48. maddesinin 2. fıkrasında devletin, özel teşebbüslerin milli ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alacağı "Çalışma Hakkı ve Ödevi" başlıklı 49. maddesinin 2. fıkrasında, devletin çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alacağı hükmüne yer verilmiş; "Vergi Ödevi" başlığını taşıyan 73. maddenin 3. fıkrasında da, "Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağı" belirtilmiştir.

Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 36. maddesinin ikinci fıkrasında, bu Kanun hükümleri uyarınca iade hakkı doğuran işlemlerden kaynaklanan iade taleplerinin vergi inceleme raporu sonucuna göre yerine getirilmesinin esas olduğu, şu kadar ki, Hazine ve Maliye Bakanlığının; mükellefiyet süresi, çalışan sayısı, aktif ve özsermaye büyüklüğü, ödenen vergi tutarı, vergisel ödevlerin zamanında yerine getirilip getirilmediği, sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme veya kullanma yönünde olumsuz rapor ya da tespit bulunup bulunmadığı gibi kriterleri esas alarak mükelleflerin vergisel uyum seviyeleri ve bu uyum seviyelerine göre farklı iade yöntemleri tespit etmeye, iade alacağının mahsup edileceği vergi borçları ile iadeye ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye yetkili olduğu hüküm altına alınmıştır.

Anılan düzenleme ile mükelleflerin katma değer vergisi iade hakkı doğuran işlemlerden kaynaklanan iade taleplerinin vergi inceleme raporu sonucuna göre yerine getirilmesi, temel iade yöntemi olarak belirlenmiştir. Buna göre bütün mükellefler, ilke olarak bu yönteme tabidir. Bununla birlikte kanun koyucu, bütün mükelleflerin incelemeye alınmasını maddi olarak mümkün görmemiş, belirli ölçütlere göre olumsuzluk taşımayan mükelleflerin iade taleplerinin alternatif yöntemlerle yerine getirilmesine de imkân sağlamıştır. Ancak uyuşmazlık konusu olayda olduğu gibi davacının herhangi bir katma değer vergisi iadesi talebi olmadığı halde, idarece tek taraflı olarak tesis edilen işlemle yapılacak bir sınıflandırma, vergi barışını bozucu etki yaratacağı gibi Anayasa'da güvence altına alınan temel kişi hak ve hürriyetlerine de aykırılık teşkil edecektir.

Buna göre, hukuka aykırı bir biçimde İdarenin kendi içerisinde oluşturduğu bir sınıflandırma ile davacının sözü edilen listeye alınması açıkça hukuka aykırı olduğu gibi, dava konusu işlemin uygulanması halinde davacının ekonomik durumu ve mal varlığı üzerinde telafisi imkansız zararların doğacağı da ortadadır.”

Bu karar, aynı zamanda Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu’nun Esas No:2025-26, Karar No:2026-06 İçtihadı Birleştirme Kararıyla, mükelleflerin “özel esaslar/ KDV iade talepleri vergi incelemesine göre sonuçlandırılacak mükellefler” kapsamına alınmasına dair işlemlerin dava konusu edilebilir, kesin ve icrai bir işlem olduğuna hükmederek açılan davalarda davanın usulden (incelenmeksizin) reddedilemeyeceğine, uyuşmazlığın esastan incelenmesi gerektiğine ilişkinin kararının emsali niteliğindedir.

Ekonomim ↗

Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır; kişisel yatırım tavsiyesi değildir.