Piyasalarda Açılışa Doğru yayınında Borsa İstanbul’daki sert düşüş, üçüncü çeyrek bilançolarında izlenmesi gereken göstergeler ve küresel piyasalardaki yapay zekâ değerlemeleri ele alındı.
Halka arz endeksinin yaklaşık 440 bin puandan 153 bin puana gerilediği ve geçen yılın ekim ayındaki seviyelere döndüğü belirtildi. Bu hareket, endeksin bir ay içinde yaklaşık yüzde 65 değer kaybettiğini gösterdi.
Tasfiye kapsamındaki fonların portföylerinde bulunan hisselerin ne zaman ve hangi yöntemle satılacağının açıklanmaması, yatırımcıların yeni alım yapmasını zorlaştırıyor. Yayında, sert düşüş yaşayan şirketlerin tamamının finansal açıdan sorunlu olmadığı, güçlü şirketlerin de genel satış dalgasından etkilendiği vurgulandı.
BIST 100 dışındaki geniş hisse grubunu gösteren endekste kaybın yüzde 50-52 seviyesine ulaştığı aktarıldı. BIST 100’deki düşüşün ise yaklaşık yüzde 30 civarında olduğu belirtildi.
Bu tablo, ana endeksteki hareketin piyasanın genelinde yaşanan değer kaybını tam olarak yansıtmadığını gösteriyor. Özellikle halka arz hisseleri ile BIST 100 dışında kalan şirketlerde satışların daha sert gerçekleştiği ifade edildi.
BIST 100’de daha önce kritik destek olarak takip edilen 11.900-12.000 puan bölgesinin aşağı kırıldığı belirtildi.
Teknik görünümü değerlendiren Dr. Nuri Sevgen, ters flama formasyonunun işaret ettiği düşüş potansiyelinin 11 bin puan seviyesine kadar uzanabileceğini söyledi. Endeksin bu bölgeye doğru hızla ilerlediğini ancak teknik seviyelerin kesin sonuç değil, mevcut fiyat hareketlerinden çıkarılan olasılıklar olduğunu vurguladı.
Yayında, Sermaye Piyasası Kurulu başkanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı yönetiminde gündeme gelen istifa ve emeklilik haberlerinin ardından piyasadaki satışların hızlandığı aktarıldı.
Görev değişikliklerinin fon krizi ve tasfiye sürecine ilişkin belirsizliğin devam ettiği bir döneme denk gelmesi, yatırımcıların ekonomi yönetimindeki koordinasyona ilişkin soru işaretlerini artırdı.
Halka arz endeksindeki ve geniş piyasadaki sert kayıpların yalnızca şirket performanslarıyla açıklanamayacağı, güven kaybının fiyatlamalarda önemli rol oynadığı belirtildi.
Fon portföylerindeki hisselerin tasfiye kapsamında piyasaya ne kadar satış getireceğinin bilinmemesi, yatırımcıları beklemeye yöneltiyor.
Satış yapmak isteyen yatırımcıların karşısında yeterli alıcı bulunmaması, fiyatların düşük işlem hacmiyle hızla gerilemesine neden oluyor. BIST 30’daki yüksek likiditeli hisselerde dahi alış ve satış kademelerinin daraldığı belirtildi.
Sevgen, piyasanın yeniden toparlanabilmesi için yeni alıcının gelmesi gerektiğini, bunun da ancak güvenin yeniden sağlanmasıyla mümkün olacağını söyledi.
Yüksek frekanslı işlem algoritmalarının büyük satış emirleri geldiğinde alış emirlerini çok hızlı biçimde iptal edebildiği anlatıldı.
Bu işlemlerin milisaniyenin altında gerçekleşebilmesi nedeniyle yatırımcının ekranda gördüğü alış miktarı, satış emri piyasaya ulaştığında ortadan kalkabiliyor. Bu durum, alıcının az olduğu dönemlerde fiyatların aşağı yönlü hareketini hızlandırabiliyor.
Bununla birlikte algoritmaların tek başına manipülasyon anlamına gelmediği, büyük bölümünün arbitraj ve piyasa yapıcılık işlemlerinde kullanıldığı vurgulandı.
Borsa İstanbul’daki işlem hacminin sert biçimde gerilemesi, sermaye piyasası sektöründeki şirketleri de etkiliyor.
Bazı aracı kurumlarda işten çıkarmaların ve şube kapatmalarının başladığı, gelirlerinin önemli bölümünü alım satım komisyonlarından sağlayan kurumların düşük işlem hacmi nedeniyle maliyet azaltmaya yöneldiği aktarıldı.
Tasfiye sürecinin uzaması halinde krizin yatırımcı zararlarının ötesine geçerek sermaye piyasası sektöründe küçülmeye yol açabileceği belirtildi.
Üçüncü çeyrek bilanço döneminde yatırımcıların yalnızca şirketlerin açıkladığı net kâr rakamına odaklanmaması gerektiği ifade edildi.
Yüksek enflasyon, finansman maliyetleri ve ekonomik yavaşlama nedeniyle şirket kârlarının güçlü gelmeyebileceği belirtilirken, şirketin varlık ve borç yapısını gösteren defter değerinin daha belirleyici olabileceği vurgulandı.
Yayında, fiyat/kazanç oranı kira çarpanına benzetildi. Bir konut yatırımında satın alma bedelinin kaç yıllık kira geliriyle geri kazanılacağı hesaplanırken, fiyat/kazanç oranının da şirket yatırımının kâr üzerinden geri dönüş süresine işaret ettiği anlatıldı.
Defter değeri, şirketin toplam varlıklarından kısa ve uzun vadeli borçlarının çıkarılmasıyla bulunan öz kaynağın hisse sayısına bölünmesiyle hesaplanıyor.
Örneğin bir şirketin hisse başına defter değeri 10 TL olmasına rağmen hisse fiyatı 5 TL ise şirket piyasa değeri/defter değeri oranına göre defter değerinin yarısından işlem görüyor demektir.
Bu durum bir binanın yapım maliyeti 5 milyon TL iken piyasada 3 milyon TL’ye satılmasına benzetildi. Ancak düşük piyasa değeri/defter değeri oranının tek başına hissenin mutlaka yükseleceği anlamına gelmediği; şirketin faaliyetleri, borcu, nakit akışı ve gelecek beklentilerinin de incelenmesi gerektiği belirtildi.
Altı ve 12 aylık finansal tabloların bağımsız denetimden geçmek zorunda olduğu, denetim şirketlerinin hazırladıkları raporlardan sorumlu bulunduğu aktarıldı.
Dokuz aylık bilançoların ise aynı kapsamda bağımsız denetime tabi olmadığı belirtildi. Buna rağmen halka açık şirketlerin muhasebe standartlarının dışına sınırsız biçimde çıkmasının kolay olmadığı, SPK ve diğer düzenleyici kurumların denetim ve ceza yetkilerinin bulunduğu ifade edildi.
Küresel piyasalarda yapay zekâ şirketlerinin değerlemeleri ve borçlanarak finanse edilen yatırımlar da değerlendirildi.
S&P 500’ün uzun bir sakin dönemden sonra yüzde 1’in üzerinde düşüş yaşadığı, buna karşılık VIX korku endeksindeki pozisyonların daha önce yükselmeye başladığı belirtildi. Bu görünüm, piyasalar sakin görünürken yatırımcıların olası bir dalgalanmaya karşı korunma aradığını gösteriyor.
S&P 500’ün yaklaşık beşte birinin üç şirketten oluşması ve yapay zekâ yatırımlarında borcun payının artması risk işareti olarak değerlendirildi. Ancak teknoloji şirketlerinin kârlarının da büyümeye devam etmesi nedeniyle mevcut tablonun doğrudan 2000 yılındaki internet balonuyla aynı olmadığı ifade edildi.
Güney Kore’de yapay zekâ ve bulut altyapısı alanında faaliyet gösteren bir şirketin halka arzına 400 kattan fazla talep geldiği, ancak hissenin ilk işlem gününde yüzde 30 gerilediği aktarıldı.
Bu düşüşün diğer teknoloji şirketleri üzerinde de satış baskısı oluşturduğu, Güney Kore borsasının yüzde 4’ün üzerinde değer kaybettiği belirtildi. Gelişme, güçlü halka arz talebinin her zaman ilk işlem gününde fiyat artışı anlamına gelmediğini gösteren güncel örneklerden biri olarak değerlendirildi.
Borsa İstanbul’daki düşüşün durması için yalnızca şirketlerin ucuzlamasının yeterli olmadığı vurgulandı.
Tasfiye edilecek fonların elindeki hisselerin, ödeme takviminin ve olası yeni satışların açık biçimde duyurulması gerektiği belirtildi. Yatırımcının önünü görebildiği, şirketlerin finansal performanslarına göre ayrıştığı normal fiyatlama düzenine dönülmeden kalıcı bir toparlanmanın zor olduğu ifade edildi.
Yüzde 50 düşen bir varlığın eski seviyesine dönmek için yüzde 100, yüzde 75 düşen bir varlığın ise yüzde 300 yükselmesi gerektiği hatırlatılarak kayıpların telafisinin düşüşten çok daha zor olduğu vurgulandı.
Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır; kişisel yatırım tavsiyesi değildir.