Perşembe günü Para Politikası Kurulu (PPK) toplanacak ve faiz kararını açıklayacak. Merkez Bankası’nın bu ortamda işi çok zor. ‘Bu ortam’ derken kastettiğim elbette ki fon rezaleti. Gelin, “bu rezalet yaşanmamış olsaydı Merkez Bankası’nın dikkate alacağı ekonomik gelişmeler neler olurdu” sorusunun yanıtına bakalım.
6 Eylül’de açıklanan Orta Vadeli Program’da (OVP) 2027 sonu enflasyon hedefi yüzde 21’e yükseltildi. Oysa 12 Şubat 2026’da kamuoyuna duyurulan Enflasyon Raporu’nda 2027 sonu yüzde 9’du. O tarihteki politika faizi ise yüzde 37 idi. Hedefin 12 puan daha yüksek olduğu bugün politika faizi yine yüzde 37. Salt bu basit çerçeve bile politika faizinin düşürülmesi için önemli bir alan olduğuna işaret ediyor.
TEPAV uzunca bir süredir PPK toplantıları öncesinde Para Politikası Değerlendirme Notu yayımlıyor. 10 Eylül PPK toplantısından önce yayımlanan notta bu alana dikkat çekiliyordu. Ama faiz değişikliği önerilmemişti. Neden? Çünkü aylık enflasyon gerçekleşmeleri yüksek seyrediyordu. Eylül enflasyonunun da beklenmesi gerektiği üzerinde, not yayımlanmadan önce yapılan toplantıda anlaşmaya varılmıştı. Eylül enflasyonu düşük bir düzeyde gerçekleşti. Dolayısıyla, Perşembe günü PPK’nın politika faizini düşürmesi için önemli bir gerekçe oluştu.
Bir de şu olguya dikkat etmek gerekiyor: Kasım ve Aralık 2025’te aylık enflasyon değerleri, yıllık enflasyonun mevcut değerinden çok daha düşük olan yıllardaki gerçekleşmelerden belirgin biçimde düşük çıktı. Hem ‘mevsim normalleri’ hem de enerji fiyatlarındaki yüksek seyir dikkate alındığında, bu yılın aynı aylarında daha yüksek aylık enflasyonlara şahit olmamız ihtimali var. Farklı bir ifadeyle, ‘baz’ etkisi nedeniyle yıllık enflasyon sınırlı da olsa yükselebilir.
Bu değerlendirmeler ışığında, olası ‘baz’ etkisine karşın, Perşembe PPK toplantısında politika faizi 200 baz puan indirilerek yüzde 35 olarak açıklanabilirdi. Siz bu satırları okurken TEPAV Değerlendirme Notu da yayımlanmış olacak. O not, “ama politika faizi artık düşürülemez; yüzde 37’de sabit tutulmalı” diyor. Neden? Nedeni, elbette fon krizinin yarattığı ve artma ihtimali de olan riskler.
TEPAV’ın söz konusu notunun ‘Durum’ kısmından: “Son PPK toplantısının ardından ekonomiye duyulan güveni olumsuz etkileyen fon krizi yaşanmıştır. Finans piyasalarında bu tür krizlerin oluşmasını önlemekten sorumlu kurumların varlığına ve bu kurumların gerekli yasal yetkilere sahip olmalarına rağmen krizin yaşanmış olması üzerinde dikkatle durulmalıdır. Bu gelişmeler sonucunda, küresel portföy yatırımcılarının referans aldığı endeks sağlayıcısı MSCI 15 Ekim 2026’da Türkiye endekslerindeki belirli değişiklikleri dondurma kararı almıştır. Bir yandan fon krizinin üzerindeki sis perdesinin henüz kalkmamış olması diğer yandan MSCI’ın aldığı bu karar, ekonomimiz açısından yeni ve önemli bir risk kaynağı haline gelmiştir.”
Devam ediyor: “8 Eylül 2026’da yayımlanan 30. Para Politikası Değerlendirme Notu’nda ‘Bu şartlar altında Merkez Bankası, temel sorunun uygulanmakta olan ekonomi programının önemli eksiklikler içermesi ve mevcut programın sürdürülebilirliğine dair şüphelerin giderilememesi olduğunu dikkate almalıdır’ demiştik. Bu tarihten sonra ortaya çıkan fon krizi, bu temel sorunun yanı sıra, finans sisteminin sağlıklı işlemesine ilişkin önemli sorunlar yaşanabileceğini göstermiştir. Merkez Bankası kısa dönemde, piyasalarda güveni sağlamak için gerekli tedbirler alınıncaya kadar, bu olguyu da dikkate almalıdır.”
Peki, politika faizinin sabit tutulmasına ek olarak ne öneriyor? ‘Sonuç’ kısmından: “Merkez Bankası, fon krizi nedeniyle gelecekte daha da artma ihtimali olan geri dönmeyen krediler, şirketlerdeki likidite yetersizliği ve benzeri bilanço zafiyeti çıkarabilecek sorunların hafifletilmesi için gerekli ihtiyatı önlemleri Finansal İstikrar Komitesi’nde gündeme getirmelidir.”
Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır; kişisel yatırım tavsiyesi değildir.