Birçoğumuz, her sabah yataktan kalkarak nefes alır ve kimsenin desteği olmadan uyanırız… Elini, yüzünü yıkar belki sıcak bir çayını demleyip, güne merhaba deriz. Ancak bir kesim için her yeni gün, sıfırdan hayata yeniden ve yeniden başlamak olabiliyor.

Çoğumuz için sabah uyanmak, normal bir gün gibi gelebilir. Ancak engelli bireyler için sabah yataktan uyanmak, hayatın kendine bahşettiği yaşamı yeniden keşfetmek ve dünyaya meydan okumak olabiliyor.

Birçok kişi için birkaç katlı merdiven basamağının birine adım atmak bir dakikayı alabiliyorken, engelli için bu bir adımlık mesafe, inanılmaz bir enerji ve yaşama inatla sıkı sıkı sarılmanın bir başka yolculuğuna dönüşüyor.

Engelli için yüksek kaldırımlar, bozuk asansörde bekleyişler ve engelliyi düşünmeden sorumsuzca park edilen araç kuyrukları, mimari körlükler ile engellinin de yaşam alanını hesaba katmayan dünya düzeninde, engelliye en büyük engeli oluşturuyor.

Örneğin şehir içi yolculuklarda minibüslerde, engelliyi araca kimseye ihtiyaç duymayacağı şekilde binmesini düşünen bir kolaylık göremiyorum. Şehir içi otobüslerde, engelli bireylere otobüse rahatça binmesini sağlayan olanakların olduğunu görmek sevindirici.

Engelli vatandaş; sokaklarda ve yolculuk esnasında her bir birey gibi kimi zaman bastonuyla kimi zaman da tekerlekli sandalyesiyle hiçbir engele takılmadan rahatça seyahat edebilmek, eğitim, sağlık, ücret ve ekonomik refah düzeyinde, eşit ve adil bir yaşam istiyor.

Geçen hafta Üsküdar’da dolaşırken, bir engelli ile sohbet ettim. Cami duvarlarının birinin köşesinde oturmuş. Tekerlekli sandalyesi ve yanında mendil, çorap sattığı tezgâhı bulunuyordu. Ayağında terlik vardı ve hava soğuktu. Kaygılı gözlerle belki bir müşteri gelir de birkaç çorap satmak çabasıyla, etrafına bakıyordu. Yanına yaklaştım. Çok mahcup ve üzüntülü bir şekilde: “Buyur abla mendil var. Çorap var. Bugün hiç siftah etmedim. Birkaç çorap vereyim sana” dedi.

Sohbet etmeye başladım. Günlük yaşamını merak ederek, ne zamandan bu yana engelli olduğunu ve bir günlük yaşamını nasıl geçirdiğini sordum. Engelli vatandaş, çok üzüntülü ve kederli bir şekilde kendinden ve yaşamından şöyle bahsetti:” 48 yaşındayım. 8 yıldır engelliyim. Kireçlenme ve birçok sağlık sorunum nedeniyle, iki ayağımın da kesilme durumu var. Yürüyemiyorum. Hiçbir sosyal güvencem yoktu. Hiç olmadı zaten. Hep çalıştım ama. Sonra yeşil kart çıkarttık. Sağlık kontrolümü, yeşil kartlı olduğumdan dolayı yaptırıyorum. Yüzde 40 engelli ve çalışamaz raporu verildi ancak engelli maaşı bağlanmadı.”

Nerede yaşıyorsunuz ve anne baba var mı diye sorduğumda ise yaşamını şöyle anlattı:” Anne ve babam vefat etti. Bir tek ablam var. Onun da sosyal güvencesi yok. Çocuklar küçük olduğundan çalışamıyor. Ablam ev hanımı. İki küçük çocuğu var. Kirada oturuyorlar. Kira ücreti de 35 bin lira. Eşi, asgari ücret düzeyinde maaş alıyor. Benim de bu hayatta bir tek ablam var ve ben de onların yanına sığındım. Böyle her gün Güngören’den Üsküdar’a gelip, tezgâh üzerinde birkaç çorap ve mendil satarak, benim de eve katkım olsun diye çabalıyorum. Emekli maaşım olsun diye çok uğraştım ama engelli emeklilik hakkı verilmedi.”

Bu tezgâhı, Güngören’den Üsküdar’a her gün nasıl taşıyorsunuz diye sorduğumda ise şöyle cevapladı:” Sağolsun, bu tekerlekli sandalyeyi hayırsever birkaç insan bana aldı. Tezgâhımı taşıyamadığım için buradaki birkaç esnaf yardımcı oldu. Dükkânlarında, eşyalarım için bir yer ayırdılar. Esnafa bırakıyorum eşyalarımı. Her sabah, Güngören’den Üsküdar’a yol parası 300 lira tutuyor. Her gün buraya geliyorum ve günlük birkaç kuruş kazanmak için mücadele veriyorum. “

Engelli vatandaş, kaygıyla ve üzüntüyle anlattı bir günlük yaşamını. Çoğu zaman, hiç siftah bile edemeden büyük bir hüsranla, akşam Üsküdar’dan Güngören’e evine döndüğünü söyledi.

Engelli vatandaş, bedeninin getirdiği tüm engellere rağmen yaşam kaygısı içinde hayata sımsıkı sarılıyordu. En düşük emekli maaşı ve asgari ücretle, açlık ve yoksulluk sınırı altında yaşam mücadelesi verilen günümüzde, engelli vatandaşlar da temel asgari düzeyde insanca bir yaşamı ve sosyal refahını artıracak, hayat standardını hak etmiyor mu?

Engellinin yaşamını kolaylaştıran ve ona ekonomik gelirini hiç kimsenin bakımına ve desteğine ihtiyaç duymadan, gelecek güvencesi veren devlet destekli sosyal, ekonomik düzenlemelerin yapılmasına ihtiyaç var…

Engel, bedende ya da zihinde değil. Erişilebilir kılınmayan sokaklarda, caddelerde, binalarda ve zihinlerde… Engellilik, temel bir insan hakkı ve eşit bir yaşam meselesidir. Gerçek anlamda bir gelişmişlik; hiçbir bireyin geride bırakılmadığı, herkesin eşit bir yaşam alanı içinde olmasını sağlayan bir toplumla inşa edilebilir.

Asıl engel, zihinlerde mi kırılmayı bekliyor…Ne dersiniz?

Ekonomim ↗

Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır; kişisel yatırım tavsiyesi değildir.