17 Eylül’de kamuoyunun öğrendiği fon dolandırıcılığı hadisesinin içeriğinin geçen 1 ay neticesinde yatırım fonlarının ilk kuruluş tarihleri olan 2021 tarihine kadar uzanan bir zaman dilimine yayılmış nitelikli organize bir iş olduğu ortaya çıkmış oldu. Az sayıda kişinin herkesin hayatları boyunca bir arada göremeyecekleri milyonlarca, milyarlarca parayı çok sayıdaki yatırımcının tasarruflarını zimmetlerine geçirmek suretiyle bilinçli ortak bir eyleme imza attıklarını görüyoruz.

Geçtiğimiz haftaki yazımda olayların uzunca bir zaman dilimine yayılması esnasında sorumlu ilgili kamu kurum yetkililerinin mevcut düzenlemelere dayanarak zamanında tedbir almamalarının getirdiği etkinsizlikleri açıklamıştım. Olaydan direkt olarak etkilenen 455 bin fonzedenin %88’inin portföy büyüklüğünün %1 milyon TL’nin altında, %9’unun portföy büyüklüğünün 1-5 milyon TL arasında, %2’sinin portföy büyüklüğünün 5-25 Milyon TL arasında ve binde 5’inin portföy büyüklüğünün 25 milyon TL’nin üzerinde olduğunu öğrendik.

Bu veriler ışığında fon koordinasyon kurulu, TBMM’ye getirilen yeni kanun teklifinde SPK’nın tasfiye kararı aldığı fonlarda yatırımcılara ilk etapta maksimum 1 milyon TL’ye kadar bir ara ödeme yapılacağı kararına imza attı. Yatırımcılara ön ödeme şeklinde yapılacak olan avans miktarı yatırımcının portföyündeki net yatırım tutarını aşamayacaktır. Ayrıca belirlenen net yatırım tutarı herhangi bir alacak garantisi de vermemekte sadece yatırımcılara yapılacak olan üst sınır ödeme miktarını ifade etmektedir.

Otorite tarafından belirlenen 1 milyon TL sınırının doğru olmadığını, burada önemli olanın yatırımcıların tasfiye süreci öncesinde TEFAS üzerinden emir iletiminde bulunarak “PBLK” pay blokajı yani takas kesinliği hakkına sahip olan yatırımcılara yönelik öncelikli ödeme durumunun belirlenmesi gerektiğini önceki yazımda açıklamıştım. Ayrıca yatırımcıların en düşük fon risk yatırımına sahip olan para piyasası fonlarındaki yatırımlarının %100’e yakın miktarının (tasfiyeye konu ilgili fon varlıkları ilk etapta yeterli ise tamamı değil ise, tasfiye süresince kalan bakiyesi şeklinde ödenmelidir.) öncelikli olarak herhangi bir sınırlamaya tabi olmadan ödenmesi gerektiğini mevzuat gereğince kati bir durum arz ettiğini açıklamıştım.

Yaşanan fon olayının piyasalara olan etkisini para piyasası fonlarından geçen sürede yaklaşık 600 milyar TL (12 milyar dolar) çıkış şeklinde ve karşılığında çok büyük bir ölçüde bankalarda TL mevduat yatırımına yöneliş ile ve az bir düzeyde de döviz mevduatına kayış durumu yaşandığını gözlemledik.

Tasfiyeye konu olan yatırım fonlarında mağdur olanlar haricinde BİST piyasasında hisse senedi yatırımları bulunan 6.7 milyon civarındaki yatırımcılar da BİST.100 endeksinin son 1 ay içerisinde %15 gerilemesi ve BİST.100 harici XTUMY endeksinin %38 düzeyinde düşüşü neticesinde yatırımlarından Ekim itibarıyla 5.3 trilyon TL’nin üzerinde toplam portföy kaybı yaşamıştır. Tasfiyeye konu olan fonların içerisinde yer alan likiditesi düşük, fiili dolaşım oranı sahipliğinin büyük ölçüde bu fonların varlıklarında yer alan hisse senetlerinde son 1 aylık değer kayıp miktarlarının %87 düzeyine kadar ulaştığını görmekteyiz.

Yatırım fonu piyasasında tasarrufları bulunan 6 milyona yakın miktardaki yatırımcıların özellikle hisse senedi yoğun ve endeks bazlı fonların portföy değerlerinde borsadaki hisselerde yaşanan hızlı değer kaybı sebebi ile hem yatırımcı sayısında hem de portföy değerlerinde düşüş gerçekleşmiştir.

Bireysel emeklilik yatırımları içerisinde yurtiçi endeks ve hisse senedi yoğun emeklilik fonlarına yatırım yapmış olan bir kaç milyon yatırımcının da emeklilik portföylerinde varlık dağılım tercihlerine bağlı olarak kısa vadede portföylerinde gerilemeler yaşanmaktadır.

Para piyasası fonlarından geçtiğimiz 5 haftada yaşanan yüklü çıkış hamlesi sermaye piyasası üzerinden kısa vadeli özel sektör tahvili ve şirket finansman bonosu ihraçlarına yönelik talep daralması durumunu beraberinde getirecektir. Para piyasası fonları bu alandaki ihraçlara önemli ölçüde yatırımlarda bulunmaktaydı. Bu nedenle önümüzdeki süreçte şirketlerin banka harici refinansman ihtiyaçlarını sermaye piyasası yerine tekrar bankalar üzerinden karşılamak durumunda kalmaları beklenen bir gelişme olacaktır.

Fon piyasasında yaşananlardan olumsuz yönde etkilenebilecek bir diğer alan da şirket halka arzlarındaki gecikmeler olacaktır. 2023 yılında 54 adet şirket halka arz edilirken, 2024 yılında 34 adet şirket halka açılmıştı. 2025 yılında 18 adet şirket 45 milyar TL toplam büyüklük üzerinden borsaya açılmıştı. 2026 yılında ise, 28 adet şirketin halka arzından 63 Milyar TL büyüklüğünde bir piyasa oluşmuştu.

6 aylık fon tasfiye sürecinin tamamlanmasına kadar bu piyasada halka arz döneminin kapalı kalacağını tahmin ediyorum. Sürecin en kısa süre içerisinde şeffaf ve en adil bir şekilde yatırımcıların mağduriyetlerinin basiretli biçimde giderilmesi durumunda 2027 yılında ancak yolumuza yeni piyasa normali üzerinden devam edebileceğiz.

2027-2029 dönemini içeren Orta Vadeli Program’a (OVP) göre Türkiye’nin 2026 yılsonu GSYH tahmini büyüklüğü 85.346 milyar TL şeklinde belirlenmiştir. GSYH büyümesinin %3.3 olarak tahmin edilmiş olmasına karşılık 2026 yılının 2. Çeyrek döneminde yaşanan büyüme düşüşünün 2026 yılının 3. çeyreğinde belirgin bir daralmaya doğru evrildiğini tahmin etmek mümkündür.

En son açıklanan Ağustos ayına ilişkin sanayi üretimi aylık değişim mevsimsellikten arındırılmış eksi %1 düzeyinde olurken, imalat sanayisindeki daralma eksi %1,6 düzeyinde gerçekleşmiştir. İlgili verinin orta vadeli momentumunda da negatif görünüm devam etmektedir. Takvim etkisinden arındırılmış yıllık değişimler sanayi üretimi eksi %1.9 iken imalat sanayisi eksi %2.5 düzeyinde oldukça problemli bir görünüm sergilemektedir.

Makroekonomi tarafında iç talepte yaşanan soğumayı perakende satışlar ve yüksek frekanslı haftalık kredi kartı harcama verilerinden izlemek mümkündür. Dış talep koşullarında kısa vadede belirgin bir toparlanma emarelerinin gözlenmediğini dikkate aldığımızda 2026 büyümesinin %2,3 seviyesine yakın bir yerlerde gerçekleşmesi söz konusu olabilir.

2026 yılı 1. Çeyreğinde nihai tüketim harcamaları %4,8 artış gösterirken, 2026 yılı 2. çeyreğinde nihai tüketim harcamaları %3.5 düzeyinde artış kaydetmiştir. Fon olayı sebebiyle piyasalarda yaşanan servet etkisi kaynaklı gelen negatif şok özel tüketim harcamalarının yılın geri kalanında daha da aşağıya çekerek büyümeyi aşağı yönde baskılayacaktır. 2026 yılı ilk yarısında özel tüketim harcamaları ile GSYH arasındaki büyüme elastikiyeti %1,52-%1,92 arasındadır.

TCMB, iç talep koşullarındaki muhtemel geri çekilme trendinin yılın geri kalan aylarında da aynen devam edeceğini göz önüne alarak 22 Ekim tarihinde %37 seviyesindeki gösterge faizini 100 baz puan indirme fırsatını geri çevirmeyecektir. Bu ihtimali devre dışında bırakacak tek gelişme hâlihazırda 100 dolar üzerinde yer alan brent tipi petrol fiyatı ile jeo-ekonomik dış piyasa koşullarının (ABD tahvilleri başta olmak üzere yurtdışı gelişmiş ülke tahvil faizlerindeki yükseliş trendi) daha da olumsuz yönde ilerlemesi olacaktır.

ABD Merkez Bankası FED’in Aralık ayında tekrar faiz artırım beklentisi piyasalarda büyük ölçüde fiyatlanmakta iken TCMB’nin faiz indirimi için 10 Aralık toplantısına kadar bekleyeceğini düşünmüyorum. Zira o tarihe kadar Kasım ayındaki ABD Senato ve Temsilciler Meclisi seçimleri sebebiyle uluslararası piyasa koşullarının daha da olumsuz yönde bir seyir seyretme ihtimali bulunmaktadır.

Son 1 ay içerisinde içeride yaşadıklarımızdan sonra sağlık hariç kaybedilen paralar bir şekilde adil bir süreç işletilecek olursa yerine elbette ki konacaktır. Ancak piyasalarda kaybedilen güvenin tekrar geri kazanılması epeyce bir zaman alacaktır. Toplumsal ahlak seviyesinde yaratılan kalıcı hasarların ne kadar bir sürede geri yerine konulacağını ise tahmin etmek pek mümkün değildir.

Ekonomim ↗

Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır; kişisel yatırım tavsiyesi değildir.