AK Parti, yatırım fonlarında yaşanan gelişmelerin ardından, ödemelere ilişkin hukuki alt yapıyı hazırlamak amacıyla hazırladığı 9 maddelik yasa teklifini TBMM Başkanlığı’na sundu.

Sermaye piyasalarının güvenilirliği, yatırımcıların haklarının korunması ve hukukun üstünlüğü temel önceliklerin arasındadır vurgusu yapılan teklifin gerekçesinde, “ Sermaye Piyasası Kurulunun 17 Eylül 2026 tarihli kararıyla tasfiyesine karar verilen yatırım fonlarında yaşanan olağan dışı durumun, yatırımcıların ortak menfaatini gözeten, adil ve şeffaf bir yöntemle çözüme kavuşturulması amacıyla özel bir kanuni çerçeve hazırlanmıştır” denildi.

Meclis’te basın toplantısı düzenleyerek teklifin ayrıntılarını açıklayan AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, “Sermaye Piyasası Kurulunun 17 Eylül 2026 tarihinde müdahalede bulunduğu fonlar piyasalarımızın genel resmini asla temsil etmemektedir. Nitekim rakamlar da bunu açıkça ortaya koymaktadır. Tasfiyedeki fonların toplam portföy büyüklüğü, hane halkımızın finansal varlıklarının yalnızca yüzde 2,4’üne tekabül etmektedir” dedi.

Tasfiye halindeki 131 fonun, sistemdeki toplam fon sayısının yalnızca yüzde 4,6'sını oluşturduğunu aktaran Güler, “Yani sorun, fon piyasasının belirli ve sınırlı bir alanında yaşanmıştır. Ama bu demek değildir ki buna sessiz kalacağız, görmezden geleceğiz. Tam tersi. Üstüne gideceğiz, virüsü bünyeden söküp atacağız. İşte teklifimizle tam da bunu yapıyoruz ve bu hastalıklı unsurları tasfiye etmek için önemli ve kararlı bir adım atıyoruz. Meclis Başkanlığına sunduğumuz kanun teklifimizle piyasamızın sağlam gövdesini korumak, sermaye piyasalarımızı risklerden arındırarak yoluna çok daha güvenli bir şekilde devam etmesinin zeminini oluşturuyoruz” diye konuştu.

Sermaye Piyasası Kurulu’nun 17 Eylül 2026 tarihli kararıyla tasfiyesine karar verilen bu fonlarda yaşanan olağan dışı gelişmeler; klasik tasfiye usullerinin ötesinde, hak sahiplerini gözeten, adil ve şeffaf özel bir kanuni çerçeveyi zorunlu kıldığını vurgulayan Abdullah Güler, “Burada bir hususu özellikle vurgulamak isterim: Hazırladığımız bu kanun teklifi, sermaye piyasalarımız için genel veya sürekli bir tasfiye rejimi getirmemektedir. Yalnızca 17 Eylül 2026 tarihli Kurul kararı kapsamında bulunan ve kanunun yürürlüğe girdiği tarihte tasfiyesi tamamlanmamış olan fonlara özgü, istisnai bir düzenlemedir” ifadelerini kullandı.

Teklif de öne çıkan ve vatandaşları doğrudan ilgilendiren düzenlemelerin detaylarıyla şöyle:

Tasfiyenin yürütülmesine ilişkin genel esaslar ve hak sahipliğinin belirlenmesiyle, tasfiye iş ve işlemlerini Sermaye Piyasası Kurulu’nun sıkı gözetim ve denetimine bağlanıyor.

Merkezi Kayıt Kuruluşu, Takasbank, saklama ve dağıtım kurumlarının kayıtlarını birbiriyle mutabık hâle getirerek her bir fonun gerçek malvarlığını ve gerçek hak sahiplerini tek tek ve şeffaf biçimde belirleniyor.

Fonların portföyündeki varlıkların aceleyle ve değer kaybına yol açacak şekilde elden çıkarılması yerine, mümkün olan en yüksek ekonomik değerin elde edilmesi esas alınacak. Gerekli hallerde, Kurulun kararı ve denetimi altında hakim ortağa satma hakkı, toptan satış, özel emir, geçici farklı fiyat marjı ve borsa dışı satış imkanından yararlanılabilecek.

Yatırımcıların mağduriyetini önleyen "1 milyon TL ara ödeme" imkanı getiriliyor.

Bu çerçevede; fon varlıklarının tamamının henüz nakde dönüştürülemediği aşamada yatırımcılara ara ödeme yapılabilecek. Fon pay sahibinin fiilî nakit giriş ve çıkışlarını esas alan net yatırım tutarı üzerinden, belirlenen koşullarla kişi başına en fazla 1 milyon lira ara ödeme yapılabilmesi öngörülüyor. Bu tutar, herkese koşulsuz veya peşin ödenecek bir meblağ ya da nihai tazminat vaadi olmayacak. Dağıtılabilir nakdin yeterli olmaması hâlinde ödemeler, her fonun kendi kaynaklarıyla sınırlı olmak üzere oransal şekilde yapılacak.

Maddeyle, hukuka aykırı işlemlerde şahsi sorumluluk ve TMSF aracılığıyla cebri tahsilatı düzenlenerek açıklık getirildi.

Bu çerçevede; gerçeğe aykırı değerler üzerinden fonlardan çıkış yaparak olağan piyasa koşullarının üzerinde getiri elde edenlerin ve fiyatı gerçeğe aykırı oluşmuş paylardan olağan dışı kazanç sağlayanların, objektif emsal getiriyi aşan tutarları gönüllülük esasına göre iade edebilmelerine de imkan tanıyor.

Teklifle; fon malvarlığından hukuka aykırı biçimde çıkarılan değerlerin geri kazanılması için de özel hükümler öngörülüyor. Fonun kurucusu portföy yönetim şirketinin sorumluluğu esas alınmakta; tahsilin ondan sağlanamadığı durumlarda sorumluluğu belirlenen diğer gerçek ve tüzel kişilere başvurulabilme imkanı getiriliyor. Sermaye Piyasası Kurulu tarafından tespit edilen tutarların takibi ve tahsili Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından yürütülecek.

El konulan ve müsadere edilen varlıkların doğrudan fonlara iadesi ise teklifin 6. Maddesinde düzenlendi.

Buna göre; ceza soruşturmaları kapsamında el konulan veya yargılama sonucunda müsadere edilen ve ilgili fonla bağlantısı hukuken belirlenen malvarlığı değerlerinin de fon pay sahiplerinin yararına geri kazanılması amaçlanıyor. Geri kazanılan tutarlar, TMSF nezdinde her fon için ayrı hesaplarda izlenecek ve yalnızca ilgili fonun tasfiyesi ile fon pay sahiplerine yapılacak ödemelerde kullanılacak. Tasfiye tamamlandıktan sonra elde edilen tutarlar da belirlenen usulle yatırımcılara ulaştırılacak.

Olağan dışı kazançlarda isteğe bağlı iade zeminini düzenleyen madde ile; gerçeğe aykırı değerler üzerinden fonlardan çıkış yaparak veya suni fiyatlandırılmış paylardan piyasa koşullarının üzerinde olağan dışı kazanç sağlayanlar için nesnel bir çerçeve çiziliyor. Bu kişilerin, objektif emsal getirileri aşan tutarları açılacak özel hesaplara gönüllü olarak iade edebilmelerine yasal zemin oluşturuluyor.

Teklif ile Sermaye Piyasası Kanunu’nda yer alan piyasa dolandırıcılığı veya bilgi suiistimali gibi fiilleri işleyen veya bu fiilleri işleyenlerle birlikte hareket ettiği tespit edilen kişi ve kurumları bu mekanizmanın tamamen dışında tutuluyor. Suç işleyenin, suiistimal yapanın bu Kanunun sağladığı ödeme imkânlarından faydalanmasına yer verilmeyecek.

İşte Meclis'e sunulan teklifin tam hali...

MADDE 1- Maddeyle Kanunun amacı ve kapsamı belirlenmektedir. Düzenleme, Kurulun 17/9/2026 tarihli kararlarıyla tasfiyesine karar verilen 131 yatırım fonundan Kanunun yayımı tarihinde tasfiyesi devam eden yatırım fonlarıyla sınırlıdır. Amaç; bu fonların adil, şeffaf ve etkin biçimde tasfiye edilmesi, fon malvarlığından hukuka aykırı çıkarılan değerlerin geri kazanılması, fon kayıp veya zararının sorumlulardan tahsil edilmesi ve elde edilen değerlerin fon pay sahiplerine ulaştırılmasıdır.

İkinci fıkrayla düzenlemenin istisnai ve olaya özgü niteliği açıkça ortaya konulmakta; diğer yatırım fonları bakımından genel veya sürekli bir tasfiye ve sorumluluk rejimi oluşturulmadığı hükme bağlanmaktadır. Böylece Kanunun uygulama alanının sonradan ortaya çıkabilecek olağan fon tasfiyelerine kendiliğinden genişletilmesinin önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.

MADDE 2- Maddeyle Kanunun uygulanmasında kullanılacak temel kavramlar tanımlanmaktadır. “Fon” tanımıyla kapsam 17/9/2026 tarihli Kurul kararları ve yayım tarihinde tasfiyesi tamamlanmamış olma şartıyla sınırlandırılmaktadır. “Geri kazanım hesabı”, farklı hukuki kaynaklardan tahsil veya iade edilen değerlerin TMSF nezdinde TMSF’nin kendi malvarlığından ayrı ve fon bazında izlenmesini sağlayan özel hesap olarak tanımlanmaktadır. “Fon pay sahibi” tanımı ise tek bir kurum kaydına değil; MKK, Takasbank, TEFAS, portföy saklama kuruluşları, dağıtım kuruluşları ve tasfiye ile görevli kuruluş kayıtlarının mutabakatına dayandırılmaktadır.

MADDE 3- Maddeyle tasfiyenin Kurulun gözetim ve denetiminde, tasfiye ile görevli kuruluşlar tarafından yürütülmesi ve tasfiye sürecinin temel usul ve esaslarının belirlenmesi düzenlenmektedir. Kurula tanınan yetki; varlık tespiti ve nakde çevirme, değerleme, fon pay sahipliği mutabakatı, ara ve nihai ödeme ile dağıtım sırası gibi birbirine bağlı tasfiye aşamalarının tek bir idari çerçevede yürütülmesini sağlamaya yöneliktir.

Fon varlıklarının satışında temel ölçüt, yalnızca işlemin süratle tamamlanması değil, fon pay sahiplerinin ortak menfaati gözetilerek mümkün olan en yüksek ekonomik değerin elde edilmesidir. Özellikle borsa fiyatının gerçek ekonomik değeri yansıtmadığı veya olağan satışın tasfiyeyi gereksiz biçimde geciktirdiği durumlarda, geri alım, hâkim ortağa satma hakkı, toptan satış, özel işlem bildirimi, geçici farklı fiyat marjı ve sermaye piyasası mevzuatı ile Borsa mevzuatında yer alan diğer yöntemlerin kullanılabilmesi öngörülmektedir. Örneğin, likiditesi son derece düşük bir payın kısa sürede piyasaya yoğun biçimde satılması fiyatı daha da düşürerek doğrudan yatırımcı zararını büyütebilecekse, Kurul kontrollü bir satış yöntemi veya Borsa dışı satışa izin verebilecektir. Satın alanların belirli süre Borsada satış yapmasının sınırlandırılabilmesi de özel tasfiye yönteminin hemen ardından piyasaya satış yapılarak amacının etkisizleştirilmesini önlemeye yöneliktir.

Tasfiye sırasında tahsil edilen tutarların tasfiye malvarlığına, tasfiye tamamlandıktan sonra gelen tutarların ise mükerrer ödeme yaratmayacak şekilde geri kazanım hesabına alınmasıyla tasfiye sonrasında da yatırımcı lehine değer kazanımının sürdürülmesi amaçlanmaktadır. Dördüncü fıkrada öngörülen bilgi verme yükümlülüğü ise Kurul, YTM ve TMSF’nin görevlerini eksiksiz yerine getirebilmesi için gerekli veri akışını güvence altına almaktadır.

Maddeyle ayrıca fon pay sahipliğinin fon bazında ve farklı kayıt sistemlerinin mutabakatı sonucunda belirlenmesi esası getirilmektedir. Böylece ödeme yapılacak kişilerin yalnızca tek bir tarih veya tek bir kurum kaydına göre değil, MKK, Takasbank, TEFAS, portföy saklama ve dağıtım kuruluşlarının birbirini doğrulayan kayıtları üzerinden belirlenmesi amaçlanmaktadır.

Ayrıca, 6362 sayılı Kanunun 104, 106 veya 107 nci maddelerinde düzenlenen fiilleri işlediği veya bunlarla birlikte hareket ettiği Kurulca tespit edilen kişi ve kurumların, bu Kanuna özgü tasfiye ve geri kazanım mekanizmasından ödeme alamayacağı hükme bağlanmaktadır. Bu düzenleme, hukuka aykırı fiillerin oluşumuna katılan kişilerin, yatırımcıların korunması amacıyla kurulan özel geri kazanım sisteminden yararlanmasının önlenmesine yöneliktir.

MADDE 4- Maddeyle, tasfiye malvarlığının bütün fon pay sahiplerine ödeme yapılmasına yetecek ölçüde nakde dönüşmediği durumda uygulanacak ödeme sistemi düzenlenmektedir. Bu aşamada amaç; fonun kâğıt üzerindeki veya gerçeğe aykırı biçimde oluşmuş geçmiş değerini ödeme ölçüsü yapmak yerine, fon pay sahibinin fona fiilen koyduğu ekonomik değeri esas alan nesnel bir ara dağıtım zemini oluşturmaktır.

Net yatırım tutarı, fon pay sahibinin fona yaptığı nakit giriş ve çıkışların tasfiye tarihine kadar TÜFE ile Yİ-ÜFE değişim oranlarının aritmetik ortalamasıyla güncellenmesi ve çıkışların “ilk giren ilk çıkar” yöntemiyle mahsup edilmesi suretiyle MKK tarafından hesaplanacaktır. Örneğin farklı tarihlerde birden fazla giriş yapıp daha sonra kısmi çıkış yapan bir yatırımcı bakımından, çıkış tutarı önce en eski girişten düşülecek; kalan girişler tasfiye tarihine kadar belirlenen referansla güncellenecek, bu suretle yatırımın enflasyon karşısında korunması sağlanacaktır. Bu hesap, yatırımcının nihai alacağının yerine geçen bağımsız bir tazminat hesabı olmayıp, nakdin yetersiz olduğu aşamada ödeme için kullanılacak üst sınır ve dağıtım ölçütüdür.

İkinci ve üçüncü fıkralarla, maddede belirlenen sınır aşılmamak üzere kişi başına azami 1.000.000 TL ara ödeme yapılabilmesi; mevcut nakdin bu ödemelerin tamamına yetmemesi halinde ise net yatırım tutarı en düşük olan fon pay sahibinden başlanmak suretiyle ödeme yapılmasına ve/veya tüm fon pay sahipleri bakımından uygulanacak asgari bir ara ödeme tutarı belirlenerek bu tutara kadar ödeme yapılmasına Kurulca karar verilebileceği düzenlenerek en fazla sayıda fon pay sahibinin alacağının tam olarak ödenmesi amaçlanmaktadır.

Dördüncü fıkrayla iki ayrı isteğe bağlı iade alanı oluşturulmaktadır. Birincisi, gerçeğe aykırı değerler üzerinden fondan çıkış yapmış kişilerin, fiilî net yatırımları ile fonun türü ve yatırım stratejisine göre aynı veya benzer nitelikteki fonların olağan getirisi toplamını aşan kısmı gönüllü olarak iade edebilmesidir. Emsal hesabında tasfiye kapsamındaki fonların dışarıda bırakılması, olağan dışı değer artışlarının emsal getiriyi de yapay biçimde yükseltmesini önlemektedir. Örneğin para piyasası fonu niteliğindeki bir fon bakımından emsal grup aynı nitelikteki fonlardan, hisse senedi fonu bakımından ise aynı veya benzer yatırım stratejisine sahip fonlardan oluşturulabilecektir. İkinci isteğe bağlı iade alanı, fon portföylerinde bulunan ve fiyatlarının gerçeğe aykırı oluştuğu Kurulca tespit edilen paylardan elde edilen kazançlara ilişkindir. Burada da iade konusu, elde edilen kazancın tamamı değil; ilgili payın elde tutulduğu dönemde dâhil olduğu endeksin veya Kurulca belirlenecek diğer objektif piyasa ölçütünün sağlayacağı olağan getiriyi aşan kısımdır. Böylece genel piyasa yükselişinden kaynaklanan olağan kazanç ile gerçeğe aykırı fiyat oluşumundan kaynaklanan olağan dışı kazanç ayrıştırılabilecektir. Emsal fon grubu, dönem, endeks ve hesaplama yöntemlerinin Kurulca belirlenmesi, farklı fon ve payların özelliklerine uygun teknik hesaplama yapılabilmesini sağlar. İsteğe bağlı iade, ilgilinin hukuki veya cezai sorumluluğu hakkında sonuç doğuran bir af veya ibra mekanizması değildir; ilgili mevzuat hükümleri saklıdır. Diğer yandan, isteğe bağlı olarak yapılacak iadeler, herhangi bir hukuki yükümlülük, borç ikrarı veya sorumluluk kabulü anlamına gelmemek üzere ve tamamen gönüllülük esasına dayalı olarak yapılacaktır.

Nihai ödeme aşamasında ise tasfiye malvarlığı, geri kazanım hesabı veya diğer hukuki yollarla daha önce yapılan tüm ödemeler mahsup edilerek aynı zarar veya hak için birden fazla ödeme yapılması önlenmektedir.

MADDE 5- Maddeyle fon malvarlığından hukuka aykırı çıkarılan değerlerin kapsamı ve bu nedenle doğan zarar veya kayıptan sorumluluk düzenlenmektedir. Yalnızca açıkça mevzuata aykırı işlemler değil, şeklen mevzuata uygun görünmekle birlikte fonun menfaatine uygun gerçek bir ekonomik amacı bulunmayan karşılıksız veya muvazaalı işlemler de kapsama alınmaktadır. Kredi, borç, avans, teminat, devir, temlik, alım-satım, repo, ters repo gibi işlem türlerinin sayılması örnekleyici niteliktedir; ekonomik sonucu itibarıyla fon değerinin haklı bir neden olmaksızın üçüncü kişilere aktarılmasına yol açan benzeri işlemler de kapsam içindedir.

Sorumluluk bakımından öncelikle fonun kurucusu ve/veya yöneticisi portföy yönetim şirketine başvurulması; buradan tamamen veya kısmen tahsil sağlanamaması ya da tahsil edilemeyeceğinin açık olması halinde zarar veya kaybın oluşumunda sorumluluğu Kurulca belirlenen gerçek ve tüzel kişiler ile birlikte hareket edenlere gidilmesi öngörülmektedir. Görevden ayrılmanın geçmiş dönemdeki işlem ve kararlardan doğan sorumluluğu kaldırmaması da sürekliliği sağlamaktadır.

Kurulun denetim ve inceleme sonuçlarına göre fon bazında zarar veya kaybı ve sorumluları belirleyerek TMSF’ye bildirmesi; TMSF’nin de 6183 sayılı Kanun ile maddede belirtilen 5411 sayılı Kanun hükümlerine istinaden takip ve tahsil yapması öngörülmektedir. Böylece sermaye piyasası alanındaki teknik tespit Kurul tarafından, malvarlığına yönelik takip ve tahsil ise bu alanda kanuni yetki ve kurumsal altyapıya sahip TMSF tarafından yürütülecektir.

MADDE 6- Maddeyle ceza soruşturması ve kovuşturması kapsamında elkonulan veya müsadere edilen malvarlığı değerlerinin, fonla hukuki ve ekonomik bağlantısı bulunduğu ölçüde geri kazanım sistemine dâhil edilmesi düzenlenmektedir.

Elkonulan değerler arasında doğrudan fona iadesi hukuken mümkün para veya sermaye piyasası araçlarının bulunması halinde, Ceza Muhakemesi Kanununun 131 inci maddesi çerçevesinde Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından ilgili fona veya geri kazanım hesabına mağdura iade hükümlerine istinaden iade edilmesi öngörülmektedir. Böylece fonun kendisine ait olduğu belirlenebilen bir değerin ceza yargılaması nedeniyle gereksiz yere tasfiye dışında tutulmasının önüne geçilmesi amaçlanmaktadır. Kurulca yapılan suç duyurularına dayanak raporlar, 5271 sayılı Kanunun 128 inci maddesinde düzenlenen suçtan elde edilen değere ilişkin rapor sayılmaktadır.

Doğrudan fona devredilemeyen ve sorumlulara ait gayrimenkul gibi diğer malvarlığı değerleri bakımından TMSF’nin kayyım olarak atanabilmesine ve 5411 sayılı Kanunda tanınan yetkileri kullanarak bu değerleri dava sonucu beklenmeksizin satmasına veya tasfiye etmesine imkân sağlanmaktadır. Amaç, elkonulan malvarlığının ekonomik değer kaybına uğramasını önlemek ve mümkün olan en kısa sürede nakde dönüştürülerek fon pay sahiplerinin yararına tahsis edilebilir hale getirmektir.

Yargılama sonunda müsadere edilen bir değerin suçtan zarar gören fonun malvarlığından çıktığının veya fon zararının karşılığı olduğunun mahkemece belirlenmesi halinde, bu değerin Hazineye gelir kaydedilmek yerine ilgili fona; tasfiye tamamlanmışsa geri kazanım hesabına aktarılması öngörülmektedir. Burada belirleyici olan, malvarlığı değeri ile fon zararı arasındaki bağlantının mahkemece kurulmasıdır.

Maddeyle ayrıca geri kazanım hesabının hukuki ve mali rejimi düzenlenmektedir. Kanun kapsamında tahsil veya iade edilen tutarlar ile suçla bağlantılı malvarlığı değerlerinden ilgili fona veya fon pay sahiplerine aktarılmasına karar verilen tutarlar, TMSF nezdinde her fon için ayrı alt hesaplarda izlenecektir. Hesapların TMSF’nin kendi malvarlığından ayrı tutulması, geri kazanılan tutarların hangi fon ve fon pay sahipleri için tahsis edildiğinin açık biçimde izlenmesini sağlar.

Hesaptaki değerlerin yalnızca ilgili fonun tasfiyesi ve fon pay sahiplerine ödeme amacıyla kullanılabilmesi; başka amaçla kullanılamaması, teminat gösterilememesi ve kamu alacakları dâhil haciz, ihtiyati haciz veya ihtiyati tedbire konu edilememesi suretiyle bu değerlerin yatırımcıya tahsis amacı korunmaktadır.

Tasfiye devam ediyorsa biriken tutarlar zorunlu masraflar düşüldükten sonra tasfiye ile görevli kuruluşa; tasfiye tamamlanmışsa Kurulca bildirilen fon pay sahiplerine ödenmek üzere YTM’ye aktarılacaktır. Nihai dağıtım dışındaki küçük tutarlı ödemelerde işlem ve aktarım maliyetinin ödeme tutarına göre ölçüsüz hale gelmesini önlemek amacıyla Kurula asgari ödeme eşiği belirleme yetkisi tanınmakta; eşik altında kalan tutarlar fon pay sahibi adına kayden izlenerek sonraki dağıtımlara eklenmektedir. Böylece hak ortadan kalkmamakta, yalnızca ekonomik olmayan çok küçük transferlerin biriktirilerek yapılması sağlanmaktadır.

Bir malvarlığı değerinin veya tahsilatın birden fazla fonla bağlantılı olması halinde, tek bir fon lehine tahsis yapılmaması için fon türü, likidite yeterlik oranı, katılma payı sahipliği yapısı, yatırımcının korunması ve ilgili fonlardaki tasfiye oranı gibi nesnel ölçütler çerçevesinde dağıtım usulünü belirleme yetkisi Kurula verilmektedir.

MADDE 7- Maddeyle, tasfiye, takip ve dava süreçlerinin çok sayıda işlem, farklı uzmanlık alanları ve yoğun hukuki çalışma gerektirebilmesi nedeniyle, koşulları Kurul Karar Organınca belirlenmek üzere Kurul ve YTM’nin dışarıdan hizmet temin edebilmesine imkân sağlanmaktadır. Maddeyle ayrıca Kanunun uygulanmasına ilişkin ikincil düzenlemeleri yapma yetkisi Kurula verilmektedir.

Kanunda özel hüküm bulunmayan durumlarda 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu ve ilgili diğer mevzuatın bu Kanuna aykırı olmayan hükümlerinin uygulanması öngörülmektedir.

Ekonomim ↗

Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır; kişisel yatırım tavsiyesi değildir.