TÜRKİYE Sınai Kalkınma Bankası’na (TSKB) ait Yatırım Finansman Menkul Değerler A.Ş.’nin 50’nci kuruluş yıldönümü töreni sonrası konuklara şirketin 50 yıllık öyküsünü içeren “Yarım Asırlık İmza” kitabı hediye edildi.
Hakan Güldağ’ın önderliğindeki Nasıl Bir Ekonomi ekibinin hazırladığı kitapta Türkiye İş Bankası eski Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı, TSKB eski Yönetim Kurulu Başkanı Ersin Özince’nin anlattıkları, yakın tarihten örneklerle ortaya koyduğu görüşleri dikkatimi çekti.
İş Bankası’nı temsilen Yatırım Finansman Yönetim Kurulu Üyeliği de yapmış olan Ersin Özince, söze finans piyasalarının ve borsanın gerekliliğinden girdi:
- Unutmamak gerekir ki “ulusal devlet” tanımı oldukça ulusal ekonomi ve ulusal sermaye piyasası da olmalıdır. Ulusal mal borsamızın da olması gerekir.
Bu endişelerin tamamının Cumhuriyetimizin Kurucusu Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün olduğunu vurguladı:
- Çünkü, Atatürk, “Siyasi bağımsızlık, ekonomi bağımsız olmadan olmaz” diyordu. Dolayısıyla sermaye piyasası işleri sadece zarardan, kârdan, başarılı operasyonlardan ibaret değildir. Sermaye soluklu bir piyasa gerektirir.
Finans işlerine kısa vade ile bakmayan kuruluşlara ihtiyaç duyulduğunun altını çizdi:
- Yatırım Finansman’ın bu kimliği kendisine yakıştırması kadar hakkı olan bir konu yoktur. Çünkü, misyonunu Atatürk’ün “ekonomik bağımsızlık” görüşünden alır. TSKB de aynıdır, İş Bankası Grubu’ndaki sigorta şirketleri de aynıdır. Hepsi Cumhuriyet kurumudur.
Özince, Türkiye’nin özellikle İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nın (şimdiki adı Borsa İstanbul) kurulmasından sonra defalarca güven krizlerine uğradığını anımsattı:
- Güven krizleri bankacılık alanında da sermaye piyasası alanında da oldu. Türkiye, çok ciddi borsa usulsüzlükleri, sahtekarlıklar yaşadı.
Bunların sadece devletin gösterdiği denetsel çabalarla önlenemeyeceği üzerinde durdu:
- Bu, halkın gözünde güven, etik değerlerle bağdaşık bir performanstan, uygulamadan çıkartılabilir. Sermaye sıcak para değildir. Bir işe uzun vadeli sonuç almak için konulan bir paradır. Parayı o kuruluşun performansına bakarak koyarsınız.
Krizlerin, skandalların yalnızca bankacılık piyasasına ait olmadığını vurguladı:
- Borsa tarihinde de banker skandalları, borsa skandalları çoktur. Bu skandallarda o kurumların yöneticilerinin de sorumluluğu olduğunu düşünürüm.
Özince, halen bankacılık sektörünün de sermaye piyasasının da Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) ile orantılı “yeterli” denebilecek bir boyutunun olmadığını vurguladı:
- En az bankacılık sektörü kadar önemli olan sermaye piyasası, gayrimenkul piyasası, birkaç kata katlanmalıdır. Sıcak para bekleyerek olmaz, “Gelsin swap imkanı versin” denilerek olmaz.
“Taşıma suyla değirmen dönmez” deyimini kullandı:
- Kapitalist veya neokapitalist modeli izleyecekseniz bankacılıktan önce sermaye piyasanız olması gerekir. ABD borsalarının dünyadaki borsalara göre boyutunun ve derinliğinin incelenmesini öneririm. Fersah fersah ötededir.
Bunun bir kültür sorunu olduğunu kaydetti:
- Eğer Türkiye Cumhuriyeti neokapitalist ya da kapitalist modeli terk etmeyecekse- ki farklı bir model önerebilecek bir bilgim de kastım da yok, kimimizin hoşuna gitmese de bu model izlenmek zorunda- o zaman kapital piyasası lazımdır.
Bu noktada konuyu İstanbul Finans Merkezi’ne (İFM) taşıdı:
- İFM de tamamen buna dönüktü. Dubai’den çok daha başarılı bir finans merkezine, para ve sermaye piyasalarına sahip olmayı ve herkesin bir liman gibi gelip yükünü indireceği, yenisini alacağı, yatırımını yapacağı bir yer olmayı kastediyorduk.
- İFM, bir itibar, bir uzun vade tanımıdır. Bunun mutlaka başarılması lazım…
“Yarım Asırlık İmza” kitabı, Yatırım Finansman’ın 50 yıllık öyküsünü anlatmakla kalmıyor, borsanın “vur-kaç”, kısa sürede yüzde 1000’leri aşan kazanç alanı olmadığını, yatırımların uzun vadeli düşünülmesi gerektiğini deneyimli uzman ve yöneticilerin sözleriyle ortaya koyuyor…
TÜRKİYE İş Bankası eski Genel Müdürü ve eski Yönetim Kurulu Başkanı, TSKB eski Yönetim Kurulu Başkanı Ersin Özince, Yatırım Finansman Menkul Değerler’in 50 yıllık öyküsünü içeren “Yarım Asırlık İmza” kitabında mali sektörü şöyle tanımladı:
- Mali sektör ekonominin kalbi gibidir. Kaynağı alıp devreder, pompalar…
Türkiye’deki mali sektörle ilgili saptamasını paylaştı:
- Bu henüz Türkiye’yi tıknefes olmaktan öteye götüremeyecek boyutlardadır…
- Sadece ticari bankacılık sektörüne dönük olarak şirket finanse etmek, uzun vadeli, orta vadeli finansman sağlamaya kalkışmak, gayrimenkul finansmanı yapmaya kalkışmak…
- Bunların sektörleri henüz oturmamış, derinleşmemişken ticari bankaların orta vadeli kredi vermesi dahi kaynak yapısı nedeniyle imkansızdır. İşte burada aracı kurumlar, tahvil, bono, hisse senedi arzlarıyla bunu yapmalı.
Öncelikle devletin buna uygun yapıyı maddi ve manevi koşullarıyla sağlaması gerektiğini vurguladı:
- Atatürk’ün söylediği gibi, “Ulusal bağımsızlık, insanımızın refahı amaçlanıyorsa, ulusal ekonomiye ve piyasalara sahip olunması” gerekir. Yatırım Finansman gibi kuruluşların geleceğin inşasında çok rolü vardır.
- Günün keşmekeşinden kafayı kaldırıp geleceğin kurulması yönünde fikir geliştirilmesi gerekiyor.
TÜRKİYE Sınai Kalkınma Bankası (TSKB) eski Genel Müdürlerinden, 1990-1995 dönemi Yatırım Finansman Yönetim Kurulu Başkanı Metin Tokpınar, “Yarım Asırlık İmza” kitabında, TSKB Genel Müdürlüğü döneminden çarpıcı anılar aktardı:
Ben TSKB Genel Müdürü iken bir firmanın yetkilisi veya sahibi geliyor. Ben kendilerine, “Şunu yaparsanız kolaylık gösteririz” diyorum. Odamdan çıkıp asistanımın masasından Başbakanlığı, Süleyman Demirel’in Özel Kalem Müdürünü arayıp bilgi veriyorlardı.
Ondan sonra bana telefonlar geliyordu. Bir senede 13 telefon geldiği oldu. Hiçbir isteğini yapmadım. Çünkü, yapılabilecek olsa zaten görevimiz gereği yaparız. Nitekim kurallara uygunsa yapmak zaten TSKB’nin de menfaatine.
Turgut Özal Başbakan iken bana iki defa telefon etti. Kendisine durumu izah ettim, “Metin, anladım. Bu telefonu yok farzet” dedi.
Bize, yani TSKB’ye bu tutumumuz yüzünden, “kabız müessese” deniyordu. Herkes tarafından böyle davranılmasaydı, banka bugünlere gelemezdi. Şimdi gayet başarılı.
Metin Tokpınar, Reşit Egeli’nin TSKB Genel Müdürlüğü döneminden bir anıyı da paylaştı:
TBMM’de bir Tahkikat Komisyonu kurulmuştu. TSKB’den biri kolaylıkla kredi alırken, bir başkası alamamış, şikayet etmiş. Konu Süleyman Demirel’in kardeşi ile ilgiliydi.
Tahkikat Komisyonu üyeleri TSKB’ye geldi. Genel Müdürümüz çalışma koşullarımızı izah etti. Ondan sonra nasıl olduysa bana söz verdiler.
Ben de, “Yönetim Kurulu kararımızda ‘teminat mektubu geçici de olsa’ diye bir ibare yok. Ama akreditifler açılırken ben Süleyman Demirel’in kardeşinin kurduğu çimento fabrikası için teminat mektubu aldım” dedim.
Genel Müdürümüz dosyaları getirtti. İsmet İnönü’nün kardeşine de kredi vermişiz. İkisinden de teminat mektubu almışız.
O zaman hiç unutmuyorum, Tahkikat Komisyonu Başkanı masaya tak tak vurdu, “Arkadaşlar, biz yanlış kapıya gelmişiz” dedi.
ANADOLU Holding’e bağlı Efes Grubu’ndaki yöneticilik günlerinden tanıdığım Tuğrul Ağırbaş’tan “Köy Okulları Değişim Ağı” (KODA) ile ilgili mesaj geldi:
4 yıldır gönülden destek verdiğim ve bu yıl 10. yaşını kutlayan binlerce köy öğretmenine ulaşan KODA için birlikte koşuyoruz.
Bir köy öğretmeninin hayatına dokunalım, yüzlerce çocuğun geleceğini değiştirelim.
1 Kasım’da İstanbul Maratonu’nda KODA dostları, destekçi şirketlerin çalışanları ve köy öğretmenleri ile birlikte köy okullarındaki çocuklarımız için koşacağız.
Ağırbaş, KODA ile ilgili şu bilgileri verdi:
KODA, köylerde göreve başlayan köy öğretmenlerimizin ilk günden itibaren yanında oluyor. Onların mesleki gelişimlerine destek veriyor. İyi eğitim, iyi öğretmenlerle başlar.
Bir köy öğretmeninin sadece tek bir eğitim programına katılım maliyeti 1700 lira,
Bir köy öğretmeninin yıllık eğitim maliyetine destek olmak için 10 bin 200 lira,
5 öğretmenin yıllık eğitim maliyetine destek olmak için 51 bin 500 lira,
15 öğretmenin eğitim maliyetine destek olmak için 153 bin lira bağış yapabilirsiniz.
Hedefimiz KODA destekçileri olarak 4 milyon lira toplamak ve en az 400 öğretmenizin yıllık eğitimini desteklemek.
400 öğretmeni bir yıl desteklemek demek köylerde okuyan 8 bin çocuğun daha iyi eğitim alması demek.
Destek olmak için: http://ipk.adimadim.org/kampanya/CC150798
Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır; kişisel yatırım tavsiyesi değildir.