ABD 10 ve 30 yıllık tahvil faizlerindeki tırmanış, küresel piyasalarda finansal sıkılaşmanın önemli bir göstergesi olarak öne çıkıyor. Faizlerdeki bu yükselişin kamu harcamalarında kemer sıkma mesajı taşıdığını belirten Prof. Dr. Bektaş, yüksek tahvil getirilerinin merkez bankalarına hareket alanı açabileceğini ifade etti. Ancak günümüz koşullarında küresel borçluluk oranlarının yüksekliği ve bölgesel savaşların tedarik zincirlerinde yarattığı aksamalar nedeniyle sadece beklenti yönetimiyle piyasaları dengelemenin zorlaştığını vurgulayan Prof. Dr. Bektaş, merkez bankalarının daha proaktif davranması gerektiğini kaydetti.
TÜİK verilerini ve ekonomik göstergeleri değerlendiren Prof. Dr. Bektaş, özellikle imalat sanayideki kan kaybına ve perakende ile toptan ticaret arasındaki makasa dikkat çekti. Perakende satış hacminde yıllık %10,1'lik canlı bir artış görülmesine karşın, toptan ticaretteki zayıflık nedeniyle toplam ticaret satış hacminin yıllık yalnızca %0,6 oranında sınırlı kaldığını belirten Prof. Dr. Bektaş, ciro endekslerindeki yüksek artışların bir ‘ciro illüzyonu’ sunduğunu dile getirdi. Şirket kasalarına giren meblağların fiyat artışları nedeniyle nominal olarak yükseldiğini, ancak satılan reel mal miktarının ve üretimin sabit kaldığını vurguladı.
Dizel yakıtının ticaretin ve üretimin ana damarı olduğuna değinen Prof. Dr. Bektaş, enerji tarafındaki arz kısıtlamaları ve jeopolitik gerilimlerin enflasyonist baskıları canlı tuttuğunu ifade etti. ABD ara seçimleri öncesinde petrol fiyatlarını düşürmeye yönelik siyasi adımların piyasalardaki kalıcı belirsizlikleri çözmekte yetersiz kalabileceğini aktaran Prof. Dr. Bektaş, bölgesel risklerin sürmesi durumunda küresel ölçekte yüksek faiz döneminin kolay kolay sona ermeyeceğini vurguladı.
Türk lirasının carry trade imkanlarına ilişkin senaryoları yorumlayan Prof. Dr. Bektaş, enflasyondaki düşüşle birlikte olası faiz indirimlerine rağmen TL'nin reel getiri imkanıyla cazibesini koruyabileceğini belirtti. Buna karşın gelişmiş ülkelerdeki risksiz tahvil getirilerinin artmasının gelişmekte olan piyasalardan fon çıkışlarını tetikleyebileceğine işaret eden Prof. Dr. Bektaş, yarının bugünden daha iyi olmayacağına dair algının artmasıyla hem küresel ölçekte hem de yurt içinde yatırımcıların likit ve para piyasası fonlarına sığındığını kaydetti.
Küresel ekonomik büyümenin en önemli motorunun yapay zeka odaklı teknoloji harcamaları olduğunu belirten Prof. Dr. Bektaş, Türkiye'de girişimlerin yapay zeka kullanım oranının %14'e, büyük işletmelerde ise %40'a çıktığını hatırlattı. Şirketlerin sırf ‘fırsatı kaçırma korkusu’ (FOMO) ile harekete geçmek yerine, açık inovasyon anlayışıyla somut problemlerine odaklanmaları gerektiğini savunan Prof. Dr. Bektaş, yapay zekayı yalnızca bir tüketici olarak ele alan ülkeler ve kurumlar için ‘müziğin ilk susan taraf olacağı’ uyarısında bulundu.
Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır; kişisel yatırım tavsiyesi değildir.