Ursula von der Leyen’in dikkat çektiği en somut veri, iki blok arasındaki mal ticaretinde günlük açığın 1 milyar Euro eşiğini aşmış olmasıdır. Bu tablonun arkasında ise Çin iç pazarındaki zayıf tüketim talebi nedeniyle ortaya çıkan ve Pekin yönetiminin sübvansiyonlarla desteklediği ‘üretim kapasite fazlası’ yatıyor. Çin’in iç pazarda eritemediği bu ucuz ve sübvansiyonlu ürünleri küresel pazarlara sürmesi, Avrupalı üreticilerin kendi evinde rekabet gücünü eritirken, AB sanayisini ciddi bir üretim gerilemesi ve istihdam kaybı riskiyle karşı karşıya bırakıyor.
Brüksel yönetimi daha önce Çin menşeli hibrit otomobil ithalatını yarı yarıya düşürmeyi hedefleyen kısıtlı bir mutabakata varmıştı. Ancak otomotiv gibi tekil alanlarda atılan adımlar, Çin’in yeşil enerji teknolojilerinden ağır sanayiye, kimyadan elektronik bileşenlere uzanan geniş pazar hakimiyetini kırmaya yetmedi. Nokta atışı düzenlemelerin ticaret dengesizliğini gidermekte yetersiz kaldığını gören Komisyon, tekil sektörleri hedef almak yerine tüm ithalat rejimini kapsayacak daha radikal ve blok düzeyinde koruma mekanizmalarını masaya yatırmak zorunda kaldı.
Atılacak bu adımlar, küresel ticaret jeopolitiğinden bağımsız düşünülemez. ABD’nin Çin’e karşı uyguladığı sert gümrük duvarları, Pekin’in ihracat rotasını doğrudan Avrupa pazarında yoğunlaştırmasına neden olmuştu. Brüksel’in yeni yaptırım hazırlığı, bir bakıma Washington ile paralel bir koruma hattı oluşturma çabasıdır. Ancak AB’nin en büyük meydan okuması, bu yeni kısıtlamaları Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kurallarına ve ‘haksız rekabetle mücadele’ hukuki çerçevesine uygun biçimde tasarlamak olacaktır.
Önerilen paketin tüm AB üye ülkelerinden yeşil ışık alması, ticaret açığının artık sadece ekonomik bir pazar kaybı değil, blok genelinde sistemik bir güvenlik riski olarak görüldüğünü kanıtlıyor. Önümüzdeki süreçte AB’nin batarya teknolojileri, yenilenebilir enerji ekipmanları ve kritik ham maddelerde ek gümrük vergileri veya sert kotalar getirmesi bekleniyor. Pekin’in ise bu hamleye Avrupalı lüks tüketim, tarım ve otomotiv ihracatını hedef alacak misillemelerle yanıt vermesi muhtemeldir. Sonuç olarak Brüksel’in hazırladığı bu kalkan, sadece ikili mal akışını belirlemekle kalmayıp, küresel tedarik zincirlerinin yeniden haritalandırılmasında da anahtar rol oynayacaktır.
Nihayetinde, Brüksel’in devreye almaya hazırlandığı bu ithalat kalkanı, yalnızca teknik bir dış ticaret düzenlemesi değil; Avrupa’nın küresel güç rekabetinde ‘açık pazar’ olmaktan çıkıp ‘jeopolitik bir aktör’ olma yönünde attığı en radikal adımdır. Soğuk Savaş sonrası dönemin çok taraflı, kurallara bağlı ve küreselleşmeci ticaret mimarisi, yerini korumacı blokların ve ekonomik milliyetçiliğin yön verdiği yeni bir soğuk ticaret savaşına bırakmaktadır.
Önümüzdeki dönem, AB için Çin’e bağımlılığı azaltırken enflasyonist baskıları yönetme ve sanayisini ayakta tutma arasında bıçak sırtı bir dengeye sahne olacaktır. Bu kırılma hattı, Pekin ile Brüksel arasındaki ilişkileri gererken; küresel ticaretin yeni kurallarının Washington, Pekin ve Brüksel üçgenindeki bu sert güç mücadelesiyle yeniden yazılacağını tescillemektedir.
Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır; kişisel yatırım tavsiyesi değildir.