Yeşil dönüşüm, Türkiye için hem yüksek finansman ihtiyacı hem de ihracat pazarlarında rekabet baskısı yaratıyor. Cari açık nedeniyle dış kaynaklara bağımlı olan Türkiye, dönüşümü hızlandırmak için artan borçlanma ihtiyacıyla karşı karşıya kalırken, sürecin yavaşlaması da Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması nedeniyle ihracatı olumsuz etkileyebiliyor.

Tam iki ay olmuş. 13 Ağustos Perşembe günü yayımlanan yazımı “yeşil dönüşüm yüklü yatırım harcaması ve dolayısıyla bir ‘yatırım hamlesi’ gerektiriyor… Dönüp dolaşıp Birleşmiş Milletler Raporu’nda altı çizilen noktaya geliyoruz: Uygun koşullarda ve miktarda finansman nasıl sağlanacak? Devam edeceğim” diye bitirmişim. İki ay olduğuna göre pek de ‘devam etmiş’ sayılmam; ama hazır Antalya’da yapılacak COP31 Konferansı’nın eli kulağında iken, devam faslından kabul edin lütfen bu yazıyı.

Finansman açısından bakıldığında Türkiye’nin en büyük sorunu ne? Büyürken cari işlemler açığı veren bir ülke olduğu için dış borçlanmaya bağımlılığı. İklim değişikliği çerçevesinde yapılacaklar için finansmanla ilgili iki temel sorun var. Birincisi, yeşil dönüşüm sermaye yoğun bir süreç. Ek ithalat demek; dış kaynak (borçlanma) gerektiriyor. Yeşil dönüşümü ne kadar hızlı yapmaya kalkarsanız dış borcunuz kısa sürede o kadar hızlı artacak demek oluyor.

İkinci sorun, ihracat yaptığımız ülkelerin iklim değişikliği uygulamaları ile ilgili. Mesela, ihracatımızın yaklaşık yarıya yakınını Avrupa’ya yapıyoruz. Onların ‘Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM)’ olarak adlandırılan bir uygulamaları var. Ne anlama geliyor? Yeşil dönüşümü ne kadar yavaş yaparsanız SKDM sistemi nedeniyle ihracatınız o kadar olumsuz etkilenecek demek oluyor. Zira karbon ağırlıklı üretimin maliyetini artıran bir uygulama SKDM.

ODTÜ’de yapılmakta olan bir doktora tezinin ‘eş danışmanıyım’. Tezin bir bölümü için doktora adayı ile sözünü ettiğim olguyu merkezine alan bir model üzerinde çalışıyoruz. Bitmesine az kaldı. Değindiğim karşılıklı etkileşim ilginç bir olgu. Zira yeşil dönüşüm süreci, kendisinin yoluna taş koyacak bir dinamiği de içinde barındırıyor. Ekonomik kırılganlıkları artırıyor. ‘Taş’, süreci engellemiyor ama yavaşlatma potansiyeli var. Az da değil.

Peki, bazı çalışmalarda görülen ve vaktiyle ekranlarda yer alan bir yarışma programında sıkça duyulan “bir yardım etseniz Mehmet Bey” sendromuna kapılmadan bu finansman sorunu nasıl hafifletilebilir? Sendrom şu: “Falanca uluslararası kurum bize ucuz ya da sıfır maliyetli kredi versin, başımız derde girince de borç ödemelerimizi ertelesin”. Eleştirel yaklaştım ama özellikle SKDM konusunda tarafların koordinasyon eksikliği dikkate alındığında, bu önerilerin (hafifletilmiş biçimlerinin) en azından müzakere başlangıcı için kullanılabileceklerini belirtmekte yarar var. Daha önemlisi ise ‘el eline bakmadan’ bir finansman aracı tasarlama olanaklarını araştırmak.

Ekonomim ↗

Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır; kişisel yatırım tavsiyesi değildir.