Türkiye'nin en önemli ihracat pazarı olan Avrupa Birliği'nde (AB) ithalat artmaya devam ederken Türk sanayisinin bu büyümeden aldığı pay sınırlı kalıyor. Özellikle Türkiye'nin güçlü olduğu sektörlerde rakip ülkelerin daha hızlı büyümesi dikkat çekerken artan üretim maliyetleri, ihracatçıların uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü zorluyor.
Ekonomist Dr. Bader Arslan, Bloomberg HT'de Gözde Kuyumcu'nun sunduğu Ekonomik Görünüm programında Hakan Güldağ ile birlikte Türkiye'nin ihracat performansını ve sanayideki gelişmeleri değerlendirdi. Arslan, Avrupa Birliği'nin ithalat verileri üzerinden Türkiye'nin dış pazarlardaki konumuna ilişkin dikkat çeken rakamlar paylaştı.
Avrupa Birliği'nin ithalat verilerini değerlendiren Arslan, Türkiye'nin en fazla ihracat yaptığı sektörlerin büyük bölümünde pazarın genel büyüme hızını yakalayamadığını belirtti.
Arslan, "Türkiye'nin AB'ye ihracat yaptığı ilk 20 sektörün 16'sında AB'nin dünyadan ithalat artış hızı, Türkiye'den ithalat artış hızının üzerinde" ifadelerini kullandı.
AB'nin toplam ithalatının 2026 yılında yüzde 11 arttığını aktaran Arslan, aynı dönemde Çin'den yapılan ithalatın yüzde 16, ABD'den yapılan ithalatın yüzde 10 yükseldiğini, Türkiye'den yapılan ithalattaki artışın ise yüzde 2,9'da kaldığını söyledi.
Türkiye'nin Avrupa pazarındaki performansının rakiplerinin gerisinde kaldığını vurgulayan Arslan, bu durumun Türk ihracatçılarının söz konusu pazardaki payını olumsuz etkilediğine dikkat çekti.
Türkiye'nin güçlü olduğu sektörlerde de Avrupa pazarının büyüme hızının gerisinde kalındığını belirten Arslan, motorlu kara taşıtları sektörünü örnek gösterdi.
Arslan, AB'nin motorlu kara taşıtlarında dünyadan yaptığı ithalatın yüzde 10,4 arttığını, Türkiye'den yapılan ithalattaki yükselişin ise yüzde 4,2 seviyesinde kaldığını belirterek, "Yani ana pazarımızda pazar payı kaybediyoruz" değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye'nin en önemli ihracat kalemlerinden biri olan otomotivde görülen bu fark, Avrupa'daki talep artışının Türk üreticilere aynı ölçüde yansımadığını ortaya koyuyor.
Türkiye'nin dış pazarlarda karşı karşıya olduğu rekabet baskısının önemli nedenlerinden birinin üretim maliyetleri olduğunu belirten Arslan, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe'nin açıkladığı rapordaki verileri paylaştı.
Arslan'ın aktardığı verilere göre 2019'dan bu yana asgari ücret yüzde 1.290, hammadde ve ara mamul maliyetleri yüzde 1.250, enerji maliyetleri ise yüzde 1.490 arttı. Aynı dönemde dolar kurundaki yükseliş yüzde 860 düzeyinde kaldı.
Maliyet artışlarının döviz kurundaki yükselişi önemli ölçüde aştığına dikkat çeken Arslan, Türkiye'de genel üretim maliyetlerinin dolar bazında ortalama yüzde 55 arttığını belirtti.
Sektörlere göre maliyet artışının farklılaştığını aktaran Arslan, makine sektöründe dolar bazında yüzde 60, giyimde yüzde 58 ve mobilyada yüzde 55 artış yaşandığını ifade etti.
Üretim maliyetlerindeki yükselişin ihracat fiyatlarına yansımasının kaçınılmaz olduğunu belirten Arslan, Türkiye'nin ihracat birim fiyatlarında ulaşılan seviyenin nedenine dikkat çekti.
Arslan, "Maliyetler artarken bunu fiyata yansıtmama şansınız yok" ifadelerini kullanarak üreticilerin artan giderler karşısında satış fiyatlarını yükseltmek zorunda kaldığını vurguladı.
İhracat birim fiyatlarındaki artışın yüksek katma değerli üretimden kaynaklanmadığını belirten Arslan, "Türkiye'nin ihracat birim fiyatları şu an tarihin en yüksek seviyesinde. Ancak bu markalaşmadan değil, maliyet zorunluluğundan kaynaklanıyor" değerlendirmesinde bulundu.
Artan fiyatların uluslararası pazarlarda rekabeti zorlaştırdığını söyleyen Arslan, "Bu durum da pazar kaybına yol açıyor" ifadelerini kullandı.
Türkiye'nin küresel ihracattan aldığı payın yüzde 1,1 seviyesinden yüzde 1'in altına gerilediğini de aktaran Arslan, üretim maliyetlerindeki yükselişin yalnızca şirketlerin kârlılığını değil, dış pazarlardaki konumunu da etkilediğine işaret etti.
Sanayideki sorunların yalnızca üretim miktarı üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Arslan, şirketlerin finansal durumuna ilişkin önemli bir ayrıntıya dikkat çekti.
Sanayi üretiminde miktar bakımından büyük bir kayıp yaşanmasa da kârlılık ve nakit akışında ciddi bozulma bulunduğunu ifade eden Arslan, "Kâr edemeyen şirket yatırım yapamaz" sözleriyle mevcut tablonun yatırımlar üzerindeki etkisini anlattı.
Üretim maliyetlerinin yükselmesi ve ihracat pazarlarında rekabetin zorlaşması, şirketlerin yeni yatırım kararlarını da etkiliyor. Arslan'a göre bu durum, yalnızca bugünkü üretim kapasitesi açısından değil, sanayinin gelecekteki rekabet gücü bakımından da risk oluşturuyor.
Dünyada üretim teknolojilerinin hızla geliştiği bir dönemde Türk sanayicilerinin yatırımlarını ertelemek zorunda kalmasının teknoloji farkını büyüttüğünü belirten Arslan, bu sürecin ilerleyen yıllarda daha belirgin hale gelebileceğini söyledi.
Arslan, "Dünyada teknoloji hızla ilerlerken yatırımları ertelediğimiz için mevcut teknolojimiz ile küresel talebin gerektirdiği teknoloji seviyesi arasındaki fark açılıyor" ifadelerini kullandı.
Küresel pazarlarda teknolojik dönüşüm hızlanırken Türkiye'deki üreticilerin yeni yatırımları geciktirmesinin rekabet koşullarını daha da zorlaştırabileceğini belirten Arslan, "İlerleyen yıllarda bu teknoloji açığı sebebiyle ihracatçılarımız ikinci bir darboğazla karşılaşacak" uyarısında bulundu.
Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır; kişisel yatırım tavsiyesi değildir.