Avrupa Komisyonunun 4 Mart 2026’da açıkladığı Sanayi Hızlandırma Yasası önerisi, üretimin Avrupa’da tutulmasını, yatırımların artırılmasını ve teknolojik kapasitenin korunmasını amaçlıyor. Çin karşısında rekabet gücünü yükseltmek ve kritik tedariklerde dışa bağımlılığı azaltmak isteyen Avrupa’nın bu yaklaşımı, Türkiye’nin yeni sanayi düzenindeki konumuna ilişkin soru işaretlerini artırıyor.
Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki üretim ve tedarik zincirleri, yaklaşık 30 yıldır yürürlükte olan Gümrük Birliği nedeniyle özellikle otomotiv, makine, metal ve tekstil sektörlerinde iç içe bulunuyor. Türkiye “Made in Europe” kapsamına alınmasa bile Gümrük Birliği sona ermeyecek. Ancak Türk ürünleri, Avrupa’da üretilen mallara sağlanan teşviklerden veya düzenleyici avantajlardan yararlanamayabilir. Yerel bileşen kullanan üreticilere destek verilmesi, Avrupa üretimine daha yüksek satın alma teşviki uygulanması ya da Türk tedarikçilerin düşük karbonlu üretim destekleri dışında bırakılması, gümrük vergisi olmadan da rekabet koşullarını değiştirebilir.
Avrupa Üniversitesi Enstitüsü bünyesindeki Robert Schuman İleri Araştırmalar Merkezi için hazırlanan raporda Sinan Ülgen, gümrüksüz ticaretin tek başına yeterli olmayacağına dikkat çekiyor. Raporda, 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı’nın 5. ve 66. maddeleri kapsamında hukuki argümanlar bulunduğu, ancak arz güvenliği ve çevre koruması gerekçeli her teşvikin otomatik olarak hukuka aykırı sayılamayacağı belirtiliyor. Önlemlerin somut verilere dayanması ve orantılı olması gerekiyor.
Brüksel’deki Türkiye-AB İş Zirvesi’nde Ticaret Bakanı Ömer Bolat, 62 milyar dolarlık otomotiv ticaretinin Türkiye-AB toplam ticaretinin yaklaşık yüzde 26’sını oluşturduğunu belirterek kararların sağduyuyla alınması çağrısı yaptı. Koç Holding CEO’su Levent Çakıroğlu ise Avrupa’nın sanayi geleceğinin yalnızca AB sınırları içinde değil, Türkiye gibi entegre ortaklarla birlikte şekillenmesi gerektiğini savundu. “Made with EU” yaklaşımı; Türkiye’de üretilen bileşen ve nihai ürünlerin AB’nin kamu alımları ile destek mekanizmalarında tanınmasını öngörüyor.
Türkiye’nin diplomatik itirazla sınırlı kalmayarak hukuki hazırlık yapması, teşviklerin ve ara mallarının nasıl değerlendirileceğini müzakere etmesi gerekiyor. Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ile Avrupa’nın yeni sanayi düzeninde kapsanma hedefi birbirinin alternatifi değil. Türkiye’nin dışarıda bırakılması, yalnızca Türk sanayisinin değil, Avrupa’nın rekabet gücü ve tedarik güvenliğinin de zayıflamasına yol açabilir.
Ekonomim ↗ · Başlık ve özet AI desteğiyle düzenlendi.
Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır; kişisel yatırım tavsiyesi değildir.