Fon vurgununun ortaya çıkmasından bu yana bir ay geçti. Ödeme takvimine ilişkin hazırlıklar sürüyor, yeni bir yasal düzenleme üzerinde çalışılıyor. Kimler parasını ne zaman alabilecek, hâlâ netleşmiş değil. Hatta ana paranın eksiksiz ödenip ödenemeyeceği bile belli değil.

Belli olan, kesin olan tam bir karmaşa hali.

Ama başka belli olanlar da var, en azından şimdiye kadarki süreçte…

Öyle anlaşılıyor ki bu fon vurgununun yaşanmasında kamudan kimsenin, bir tek kişinin bile sorumluluğu yok. Zaten suçlanmayan tek kesim var, o da bu süreçte etkisi olabilecek kamu görevlileri.

Savcılığın eski SPK Başkanı ile ilgili soruşturma izni başvurusuna da Maliye Bakanlığı’ndan henüz bir yanıt gelmedi, başka bir isimle ilgili de herhangi bir adım atılmadı.

Çalan suçlu, çaldıran mağdur; o kadar.

Bu kadar paranın çalınmakta olduğunu, en azından bu yönde girişimler bulunduğunu fark edip zamanında önlem almayanlar için yapılan bir işlem yok.

Bu hırsızlığı, yani usulsüzlüğü fark eden SPK’nın bizzat kendisi; en azından bunu dile getiren SPK. (18 Eylül 2026 tarihli açıklama.)

Yalnızca SPK mı, bunu dile getiren Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek. (4 Kasım 2025 tarihli konuşma.)

Finansal İstikrar Komitesi’nin 2 Aralık 2025 tarihli toplantısı ve konunun burada ele alınması, o toplantıda SPK’ya görev verilmesi ve SPK’nın ertesi gün konuyla ilgili bir çalışma grubu oluşturması.

Bir tek fona bakalım. Bu vurgunun en büyük fonu durumundaki Tera'nın TLY'sinde SPK'nın soruna neşter vurmak üzere çalışma grubu oluşturduğu gün olan 3 Aralık 2025'te yaklaşık 48 bin yatırımcı var, fonun birim fiyatı 2.604 lira, fonun toplam büyüklüğü ise 43,8 milyar lira.

Bu yılın eylülüne gelindiğinde fonda artık 111 bin yatırımcı bulunuyor, birim fiyat 9 bin lirayı aşmış, fon büyüklüğü de 269 milyar liraya dayanmış.

Aralık 2025'te önlem alınsa ve "Dur bakalım" denilseydi —ki denilebilirdi, en azından denilmesi gerekirdi çünkü öncesinde bir takım tuhaflıklar olduğu biliniyordu— aradan geçen sürede bu fona, yalnızca bu fona 63 bin yeni yatırımcının daha girmesi önlenir, fon büyüklüğünün de 206 milyar lira artmasının önüne geçilebilirdi.

Fonlarda kaç yatırımcı olduğu, birim fiyatın nereden nereye çıktığı, toplam büyüklüğün düzeyi gün gün görülebildiği halde kamuda bir tek kişi bunlara bakmadı mı, baktı da görmedi mi, gördü de görmezden mi geldi?

"Manipülatif işlemlere izin verilmeyecektir" diyerek bu tür işlemlerin varlığını bir anlamda kabul eden, etmese bile en azından olabileceğini dile getiren bizzat Bakan Şimşek...

Bazı fonların bünyesindeki hisse senetlerinde ekonomik gerçeklikten uzak hareketler olduğunu belirleyen SPK.

Bu konuyu gündemine alan Finansal İstikrar Komitesi.

Yani herkes her şeyin farkında. Ama aradan aylar geçmiş, çalışılmış da çalışılmış ve olan olmuş.

Fon vurgunuyla ilgili olarak şimdiye kadar iki konu üstünde duruldu. Bunlardan biri bu vurgundan iktidar içinde kimlerin çıkar sağladığı ve fona para kaptıran tasarruf sahibinin zararının nasıl giderileceği.

Bunların ilkine, yani konunun siyasi boyutuna çok daha fazla ağırlık verildi. Bu fon vurgunundan iktidar içinde kimler çıkar sağlamıştı, bu konu üstünde duruldu. Bir isim kesin olarak çıktı ortaya zaten; Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi. Aslında onlar da fon değil, fon bünyesindeki bir hisse senedinde işlem yapmıştı. Hisse senedi alıp satmak suç değildi, çok kâr etmek de suç değildi; öyleyse Kaya ailesi elde ettiği kazancı niye iade etti? Gerekçe "vicdani rahatsızlık" olarak dile getirildi. İnsanın vicdanını rahatlatmak için "bileğinin hakkıyla kazandığı" 2 milyar lirayı iade etmesi de ilginç doğrusu!

Günlerdir bu konu üstünde duruldu, hâlâ da duruluyor ve başka isimler de gündeme geliyor.

Bu vurgundan kimlerin çıkar sağladığı kadar, bu çıkarın elde edilmesine bir anlamda göz yumanların da varsa ortaya çıkarılmasına odaklanmak gerekmez mi?

"Bu vurgun nasıl oldu" sorusu ikinci planda kaldı gibi.

Ama o soru pek açıklığa kavuşacak gibi görünmüyor.

Çünkü o zaman ortaya "Ben yanarsam herkes yanar"cılar çıkabilir!

Fon vurgununun baş aktörleri içeride. İyi de herkes şunu çok iyi biliyor ki bu vurgun, portföy yönetim şirketlerinin başında bulunan ya da o şirketlerde yönetici konumda olan kişilerin tek başlarına gerçekleştiremeyecekleri kadar büyük. Bir destek gerek. İşte önemli olan da o desteğin kim ya da kimler tarafından sağlandığı. Bu konuda şimdiye kadar atılmış hiçbir adım yok. Sanki her şey kendiliğinden oldu, kamuda kimse bu sorunun varlığından haberdar değildi gibi bir hava hâkim. Oysa sorunun varlığından haberdar olunduğu bizzat kamu tarafından itiraf ediliyor.

Şu an tutuklu olan portföy yönetim şirketlerinin yöneticileri ceza alır mı ya da nasıl bir ceza alır zaman içinde göreceğiz.

Peki bu vurgunun ortaya çıkmasında ihmali olanlar?

Eğer "Kimsenin ihmali yok ki" deniliyorsa, denilebiliyorsa bunun bir anlamı şudur:

"Demek ki bu vurgunu gerçekleştirenler adeta birer finans dâhisi ve büyük bir meziyet sahibiymiş!"

Ekonomim ↗

Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır; kişisel yatırım tavsiyesi değildir.