Türkiye’nin en büyük sanayi gruplarından Yaşar Topluluğu’nun Yönetim Kurulu Başkan Vekili İdil Yiğitbaşı, İstanbul’da bir grup iş insanı ile buluştu. Düzce Belediye Başkanı (Eski Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı) Faruk Özlü’nün daveti ile Divan Oteli’nde gerçekleşen ‘siyaset dışı sohbet’ toplantısında Yaşar Grubu kurucuları Durmuş Yaşar ve oğlu Selçuk Yaşar’ın girişimci yönlerinden Topluluğun yeni yatırım alanlarına, genel ekonomiye uzanan alanlara ilişkin görüşlerini açıkladı. Yanı sıra soruları yanıtladı, dinleyenleri anılar yolculuğuna çıkardı.

Bir soru üzerine, "Ege Bölgesi Sanayi Odası’nda da hep konuşuluyor; özellikle de ihracatçılar çok zorlanıyor, kârlılıkları çok düştü. Bu ekonomik program; dövizi tutmak üzerine uygulanıyor ve bu bir süre daha böyle devam edecek gibi görünüyor” diyen İdil Yiğitbaşı, böyle zor dönemlerde babası, duayen sanayici merhum Selçuk Yaşar’ı örnek aldıklarını vurguladı ve şöyle konuştu: “Babam, karakter olarak hep optimistti (iyimser) ve hiçbir zaman karamsar olmayan, mücadeleden vazgeçmeyen, sonuna kadar çok çabalayan bir insandı. İzmir’i ve Türkiye’yi çok severdi. Bize de her zaman Türkiye’ye bir şey olmaz derdi.”

İdil Yiğitbaşı, grupta toplam istihdamın yaklaşık 7 bin kişi olduğunu belirterek, şöyle konuştu: “1 milyar dolara yakın da ciromuz var. Bu cironun yüzde 5 kadarı ihracattan geliyor. İhracatı artırmaya çalışıyoruz halen birçok ülkede pazarda güçlüyüz. Mesela Pınar olarak Irak’ta Azerbaycan’da çok ciddi pazar payımız var. Abu Dabi’de peynir fabrikamız var, bölge için üretim yapıyor. Almanya’da şirket kurduk ve orada 4-5 fabrikaya markamızla üretim yaptırıp Avrupa ve Amerika’ya satıyoruz. Tabii ki bu satışlar Türkiye’den ihracat sayılmıyor. Rusya’da (Krasnodar) boya fabrikamız var, orada da inşaat boyaları ve bir miktar da mobilya boyaları üretiyoruz. ABD’ye Türkiye’den de ihracat yapıyoruz. Türkiye’nin markalı ürün ihracatında öncü şirketiz. Mesela Pınar Labne’yi kendi patentli formülümüzle üretmiştik ve Körfez ülkelerinde ilk paketli labne olarak büyük pazar payına ulaşmış durumda.”

İhracat potansiyeli yüksek yeni bir ‘üretim yatırımı’ daha yaptıklarını söyleyen İdil Yiğitbaşı, “Turgutlu OSB’de, dondurulmuş unlu mamuller yatırımı yaptık, üretim başladı ve yakında açılışı olacak. Bu ürünlerin ihracat potansiyeli yüksek. Böreklerimiz ve milföy gibi ürünlerimiz, bir de hindi eti ürünlerimiz var onların da ihracat potansiyeli yüksek. Balık işimizde çipura, levrek ihracatımız var en fazla Avrupa’ya satıyoruz. Boyalarda da ihracatı artırmak istiyoruz” dedi.

İdil Yiğitbaşı, dedesi ve babasının ticaretten sanayiciliğe yöneliş hikâyesini şöyle özetledi: “Dedemiz Durmuş Yaşar Bey, ailesiyle 1927’de Rodos’tan İzmir’e göç etmiş ve Şeritçiler Çarşısı’nda boya, denizcilik malzemeleri satan bir dükkân açmış. 1945’te babam Selçuk Yaşar onun yanında ticarete başlamış. İlk başta soyadları Kaptanoğlu’ymuş çünkü Durmuş Yaşar Bey kaptanmış ve Rodos ile ana kara arasında çalışırmış. Selçuk Bey, babasına ‘Baba Kaptanoğlu iyi bir şirket ismi olmaz biz senin ismini soyadı yapalım ve şirketin ismi de öyle olsun’ demiş. Dedemizin ikinci adı sonradan soyadımız olmuş. Bir başka ilginç konu da babam liseyi bitirene kadar İtalyan vatandaşıydı çünkü Durmuş Yaşar Rodos’tan geldiğinde İtalyan vatandaşıymış. Devletimiz onları vatandaşlığa uzun süre almamış herhalde Rodos’taki Türk nüfusu eksilmesin diye ve babam ile dedem Türkiye vatandaşı olmak için çok uğraşmışlar.

1954’te DYO kurulduktan sonra 1969’a kadar boya sektöründe sürekli yeni yatırımlar yapmışlar. Matbaa mürekkepleri, sanayi, mobilya boyaları vs. büyümüşler. Boya işini Danimarkalılarla geliştirmişler. Bu nedenle sonraki bazı sanayi işlerinde de Danimarkalıların deneyimlerinden yararlandılar. Babamız Seferihisar’da bir çiftlik almış, orada sohbet ederken köylülerin sütlerini SEK’e götürdüklerini ama SEK almazsa sütleri mecburen dereye dökmek zorunda kaldıklarını öğrenmiş. Pınar Süt’ü kurma kararını bu nedenle almış. 1973 yılında Türkiye’nin ilk uzun ömürlü süt (UHT) üretimi için fabrika temelini atmış. 1975’te de üretim başlıyor. 4 ay raf ömrü olan süte insanlar ilk başta tepki gösteriyorlar ve zorlu bir süreç yaşanıyor ama zamanla aşılıyor. Pınar Süt kurulduktan sonra çiftçiler ‘bizim et hayvanlarımız da var onları da alın, değerlendirin’ dediği için 1985’te de Pınar Et kuruluyor. Selçuk Bey, çok farklı sektörlere de girdi, çıktı. Ege Gübre, Bira işi, bankacılık, yem fabrikası, kültür balıkçılığı vs. Babam Çeşme’yi çok severdi, orada da turizm yatırımı yaptı. 1974’te 1.100 yataklı Altınyunus’u hizmete açtı. Bir üniversite kurmak da hayaliydi ve onu da yaptı. İzmir’i, çok başarılı güzel bir üniversiteye kavuşturdu. Müzik bölümü de var, elektrik elektronik bölümü de. 9 bin civarı öğrencisiyle, akademik kadrosuyla çok başarılı bir kurum oldu. Ablam Feyhan Hanım şimdi yönetim kurulu başkanımız, ağabeyimi erken kaybettik. Çocuklarımız da yavaş yavaş işe dahil oluyor.”

BABAM VEHBİ KOÇ’A HAYRANDI, DUVARINDA ONUN RESMİ VARDI

İdil Yiğitbaşı, babası Selçuk Yaşar’ın çiftlikteki evinin duvarında Vehbi Koç’un resminin aSılı olduğunu belirterek, şu bilgileri aktardı: “Babam Vehbi Koç’a hayrandı ve onu çok severdi. Kendine göre onun yaptıklarını takip ediyordu. Rahmi Bey ile de arası çok iyiydi ama daha çok Vehbi Bey’in jenerasyonu olarak kendini onunla özdeş görürdü. Sağlığına da çok dikkat ederdi tıpkı Vehbi Bey gibi. Maşallah 98 yaşına kadar yaşadı ve biz de onunla daha uzun süre birlikte olma, çalışma fırsatı bulduk. En küçük evlat olarak hayatında ayrı bir yerim vardı. Ablamla aramda 9 yaş olduğu için babamla daha çok vakit geçirebildim. Çok balığa gittim beraber, sabahları beni de götürür, oltayla balık tutardık. Ablam ve ağabeyim büyüyüp gitmişlerdi, evde tek çocuk ben kalmıştım.”

Son yıllarda ‘paket süt ve yoğurtlarda sağlığa zararlı katkı maddeleri olduğuna dair’ yükselen tartışmaların sorulması üzerine İdil Yiğitbaşı, şöyle konuştu: “Paket sütte ve yoğurtta Pınar olarak öncüyüz. Biz, UHT süt içerek büyüdük ve çok şükür sağlığımız da gayet iyi. UHT süte güvenmemek için hiçbir neden yok. Avrupa ülkeleri dahil dünyanın her yerinde UHT yöntemiyle paketleniyor ve satılıyor. Biz bu ürünlerin aleyhine halen söz söyleyen doktorları duyunca şaşırıyoruz çünkü yapısında bir bozulma olmadan sütü en doğal hali ile tüketiciye ulaştırıyoruz. Hiçbir katkı maddesi yok çünkü katkı zaten yasak. Yoğurt zaten 4 derecede 1 ay rafta kalabiliyor onda da hiçbir katkı maddesi yok. Bizim fabrikaya giren süt çok ağır kontrolden geçer ama dışardan eve aldığınız süt ne kadar güvenilir?”

Ekonomim ↗

Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır; kişisel yatırım tavsiyesi değildir.