MSCI, “Şaibeli hareketler oluyor Türk borsasında diye zaten takibe almıştım. Şimdi önlem almaya yönelik açıklamalar gelmeye başladı. Türkiye’yi takipten çıkarmadan önce vaziyeti Haziran 2027’ye kadar izlemeye karar verdim” dedi. İyi oldu. Şimdi ortada kendimizi yeniden kanıtlamak için bir şans var.

Uluslararası fon akımlarının biçimi değişmeye başlayınca, Türkiye de sermaye piyasalarını inşa etmeye başladı doğal olarak. Yabancı tasarrufların ülkeye akabileceği yeni kanalları açmak üzere çıkardık esasen Sermaye Piyasası Kanunu’nu 1981 yılında. O nedenle kurduk, Sermaye Piyasası Kurulu’nu 1982’de.

Morgan Stanley Capital Investments (MSCI) Yükselen Piyasalar (Emerging Markets Free--EMF) endeksini 1988 yılından beri yayımlıyor, benim bildiğim. Seçilmiş gelişmekte olan ülkelerin borsa performanslarını izlemek için başlatılmış bu endeks çalışması.

Türkiye bu endekse 1989 yılında dahil edilmiş. 1990 başından itibaren de rakamlar toplanmaya başlanmış. Geçen hafta bu nedenle, “fon krizi adı altında takip edilen, organize borsa dolandırıcılığı şebekesi hadisesi” üzerine MSCI tarafından yapılan açıklama önemliydi doğrusu.

Ne dedi MSCI? “Şaibeli hareketler oluyor Türk borsasında diye zaten takibe almıştım. Şimdi önlem almaya yönelik açıklamalar gelmeye başladı. Türkiye’yi takipten çıkarmadan önce vaziyeti Haziran 2027’ye kadar izlemeye karar verdim.” dedi. İyi oldu. Şimdi ortada kendimizi yeniden kanıtlamak için bir şans var.

1989 yılında o endekse dahil olabilmek Türkiye 1981’den beri çalışıyordu. O iş bir günde olmadı. Gelin anlatayım. Bir çuval inciri berbat etmeyelim.

Önce uluslararası fon akımlarının biçimi değişti

MSCI Yükselen Piyasalar endeksi 1988’lerde başlatılıyor ama MSCI endekslerinin başlangıcı 1968 aslında. Nedir? Amerikan piyasalarında uluslararası sermaye piyasalarını takip etmek için bir endeks geliştirme fikri, yükselen piyasalardan daha önce. Amerikalılar önce diğer gelişmekte olan ülkelerin sermaye piyasalarına sonra bizim gibi ülkelere gelmeye başladılar.

Neden? 1980’lere kadar aslında uluslararası fon akımları devletten devlete krediler biçimindeydi. Ancak 1980’lerden sonra uluslararası fon akımları sermaye piyasaları vasıtasıyla gerçekleştirilmeye başlandı. Endekslerin ortaya çıkışı fon akımlarının hedefleri ile yakından alakalı. Önceleri böyle bir ihtiyaç yoktu. 1980 demek, bundan kırk yıl önce filan demek dikkatinizi çekeyim. Yeni yani.

Geçiş öyle birdenbire de olmadı doğrusu. Eskiden yalnızca Türkiye’de değil, Amerika’da da mevduat faizleri üzerinde kamu kontrolü vardı. Ancak 1970’lerin petrol krizi ve oralarda hissedilmeye başlanan enflasyon Amerikan tasarruf sahibini önce reel getiri arayışına yöneltti. Sonra işler gelişti.

İlk eurobond piyasaları o dönemde böyle ortaya çıktı. Böyle bakarsanız hadiseyi aslında ilk eurobond ihracının olduğu 1963’e kadar götürebilmek mümkün. MSCI endeksine ihtiyaçta böyle başladı elbette. İlk eurobond 1963 ise, MSCI endeksi de 1968. Not edeyim.

Türkiye uluslararası fon akımlarındaki değişime intibak etti

Ama 1980’ler uluslararası fon akımlarının devletten devlete kredi biçiminde olmaktan çıkıp, piyasaya dayalı hale geldiği yıllar. Piyasaya dayalı demek, sermaye piyasası araçları vasıtasıyla fon aktarımı demek. Türkiye bu değişikliği ilk fark eden ülkelerden biri oldu doğrusu. Fon akımları sermaye piyasası enstrümanları ile yapılmaya başlayınca Türkiye “finansal liberalizasyon” yolunda tedbir alan ilk ülkelerden biri oldu.

Neden? Türkiye, normal iktisadi faaliyetini sürdürebilmek için, yabancı tasarruflara ihtiyaç duyan bir ülke. Hep cari işlemler açığı verdik. Hep bu açığı batıdan gelen yabancı tasarruflarla finanse ettik. Farklı bir dönem yok tarihimizde.

O yıllardaki banker krizi hadisesi, aynı Amerika’daki gibi bizdeki mevduat faizi kontrollerinden kaynaklanmıştı. Onu da ifade edeyim. Reel getiri arayışı, orada eurobond piyasalarını yarattı, bizde ise banker faciasını. Kurumsal altyapı farkı işte.

Dikkat edin, Amerika’daki mevduat faizi kontrol sistemi 1980’de kalktı, piyasalar serbestleşti. Bizde aynısını yaptık, yabancı tasarruflar ülkeye akabileceği yeni kanallar kurmaya başladık.

“Biz bu piyasaları süs olsun diye kurmadık” dediğim o işte. Hisse senedi piyasası, tahvil piyasası, kamu menkul kıymetleri piyasası hep cari işlemler açığımızı finanse etmemize imkan verecek yabancı tasarruflar, bizim buraya yabancı paralar vasıtasıyla güvenle gelebilsin diye inşa edildi.

Ben mesela Borsa İstanbul’dan önce İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB)’nin nasıl açıldığını hatırlıyorum. 1986 yılında. Hep o tarihten sonra işte. Önce hisse senedi ve tahville ilgili düzenlemeler yapıldı, halka açılma süreçleri belirlendi, sonra opak bir biçimde işleyen hisse senedi piyasası İMKB bünyesinde şeffaflaştırıldı. “Türkiye MSCI EMF’e 1989 yılında eklendi” ifadesini bu çerçevede görmek lazım.

1989 aynı zamanda Türkiye’de sermaye akımlarının serbestleştirildiği yıl, onu da ekleyeyim. Ödemeler dengesi serbestleştirilince, bir nevi, piyasalarda fiyatlarda serbestçe belirlenir oldu. Her şey şeffaflaştı. Kontrolü de emek ister oldu tabii. Bir gün size bizim serbestleştirme ile Çin’inkini de kendimce karşılaştırayım.

MSCI işini ciddiye almakta fayda var doğrusu

Fon akımları biçim değiştirince, biz de değiştik. Çünkü yabancı tasarruflara ihtiyacımız vardı. Hala da var. Hala çok önemli.

Ama hiçbir şey bir günde olmadı doğrusu. Sermaye Piyasası Kanunu 1981’de çıktı. Önce hisse senedi birinci el piyasası düzenlendi. Sermaye artırımları nasıl yapılır, şirket nasıl halka açılır, hisse senetleri borsaya nasıl kote olur? Hepsi belirlendi.

İMKB 1986’da yeniden düzenlenerek açıldı. Hisse senedi ikinci el piyasası düzenli bir biçimde işlemeye başladı. Türkiye MSCI endeksine 1989’da eklendi. Böylece yabancı tasarrufların ülkeye akabileceği yeni bir kanal inşa edilmiş oldu.

Sonuçta bu yolla bugün yabancıların portföyünde 143 milyar dolarlık Türk menkul kıymeti birikmiş durumda. 9 Ekim itibarıyla TCMB verisi bu. Bunun 36 milyar doları hisse senedi, 17 milyar doları devlet iç borçlanma senedi (DİBS), 3 milyar doları özel sektör tahvili, kalan 87 milyar doları da Hazine’nin ve şirketlerin yurt dışında çıkardığı eurobondlar. Bunu TCMB’nin 171,6 milyar dolarlık brüt rezerviyle yan yana koyun. Toplam, brüt rezervin %83’üne denk geliyor; yalnızca yurt içi piyasalardaki kısım bile rezervin üçte biri. Ama dikkat edin, bu kez rezervi eriten yabancı olmadı. 28 Ağustos ile 2 Ekim arasındaki beş haftada brüt rezerv 20,8 milyar dolar eridi. Aynı dönemde yabancının yurt içi piyasalardan net çıkışı 1,9 milyar dolarda kaldı, yerlinin döviz mevduatı ise 6,7 milyar dolar arttı. Dövize kaçan yerli tasarruf sahibi oldu. Hadise bir güven hadisesi doğrusu, önce bizim kendi tasarruf sahibimizin güveni.

Bu kanalı işleten portföy yatırımcılarının ortak kanaatini yansıtıyor aslında MSCI açıklamaları. Bizim burada yaklaşık 455 bin yatırımcının güpegündüz dolandırılmasına neden olan organize bir suç şebekesinin 2022-2026 operasyonlarının tadı henüz damağımızdayken, bu hadisenin hemen sonrasında herhalde yabancı portföy yöneticilerinin sakin olmasını beklemiyorduk değil mi? Değiller elbette.

Şimdi aynı Türkler gibi yabancılar da bu organize suç şebekesinin dağıtılıp dağıtılmayacağını, dolandırıcılardan hesap sorulup sorulmayacağını, piyasalarda fiyatların artık serbestçe belirlenip belirlenmeyeceğini merak ediyorlar doğrusu.

Bu kez hadise ciddi, Türkiye gibi yabancı tasarruf ihtiyacı bariz bir ülkede ek sistemik risk istemeyiz herhalde.

Haziran 2027’ye kadar vaktimiz var işleri yoluna koymak için.

Ekonomim ↗

Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır; kişisel yatırım tavsiyesi değildir.