Avrupa Birliği'nin (AB) küresel rekabette sanayisini korumak amacıyla hazırladığı “Made in Europe” düzenlemelerinde Türkiye açısından kritik bir aşamaya gelindi. Çin'in elektrikli araç ve temiz teknolojilerde artan ağırlığı ile ABD'nin sanayi teşviklerine karşı Avrupa'da üretimi güçlendirmeyi hedefleyen Brüksel, kamu alımları ve devlet desteklerinde yerli üretim kriterlerini öne çıkarmaya hazırlanıyor. Süreçteki son gelişme ise 16 Ekim'de Fransa ile Almanya arasında sağlanan siyasi uzlaşma oldu. İki ülke, İngiltere'nin belirli koşullarla destek mekanizmalarına dahil edilmesinin önünü açarken Türkiye ve Fas önerilen özel kapsamın dışında kaldı.
Henüz AB mevzuatına dönüşmeyen uzlaşma, Türkiye'nin Avrupa otomotiv sanayisindeki konumu açısından soru işaretleri yarattı. Türkiye'nin Gümrük Birliği içinde bulunmasına ve Avrupalı üreticilerin önemli üretim merkezlerinden biri olmasına rağmen yeni desteklerde aynı statüye sahip olamama ihtimali, ihracatın yanı sıra yeni model ve fabrika yatırımlarını da gündeme taşıdı. Türkiye'nin 2025'te gerçekleştirdiği 41,5 milyar dolarlık otomotiv ihracatının 30,1 milyar doları, yani yüzde 72,5'i AB ülkelerine yapıldı.
Fransa ve Almanya arasındaki uzlaşmada Avrupa üretimi tanımının hangi ülkeleri kapsayacağı öne çıktı. Fransa, desteklerin AB içinde üretilen araçlara yönlendirilmesini savunurken Almanya yakın ticaret ortaklarının da kapsama alınmasını istiyordu. Ortak yaklaşımda, 1 Ocak 2020 itibarıyla Avrupa Tek Pazarı içinde bulunan ülkelere belirli koşullarla katılım imkânı tanınması benimsendi. Bu çerçeve İngiltere, Norveç, İzlanda ve İsviçre gibi ülkelere kapı aralarken, 1996'dan bu yana AB ile Gümrük Birliği ilişkisi bulunan Türkiye'yi kapsam dışında bırakıyor.
Uzlaşmada batarya hariç araç bileşenlerinin en az yüzde 70'inin Avrupa kaynaklı olması, bataryalarda ise başlangıçta yüzde 10 Avrupa içeriği kriteri öne çıkıyor. Türkiye'de üretilen parçaların belirli koşullarda Avrupa menşeli sayılması mümkün olabilecek. Ancak nihai araç montajının AB veya tanımlanacak Avrupa üretim bölgesinde yapılmasının zorunlu tutulması hâlinde Türkiye'deki fabrikalar desteklerden yararlanmakta dezavantaj yaşayabilecek.
AB'nin yeni sanayi politikasında kamu alımları, tüketici destekleri ve yatırım teşvikleri üretimin yönünü belirleyen araçlara dönüşüyor. Avrupa Komisyonu'nun 4 Mart'ta sunduğu Sanayi Hızlandırma Yasası (IAA) teklifi, stratejik sektörlerde Avrupa menşeli ve düşük karbonlu ürünleri desteklemeyi öngörüyor. Çelik, çimento, alüminyum, otomotiv ve net sıfır teknolojilerini kapsayan yaklaşım, kamu alımlarına yönelik düzenlemelerle de güçlendiriliyor.
Elektrikli araç alım destekleri, kamu filoları ve sanayi teşviklerinde Avrupa üretimi kriterlerinin yaygınlaşması, Türkiye gibi AB dışında kalan üretim merkezlerinin rekabet koşullarını değiştirebilir. İnovasyon Fonu ve Avrupa Ortak Çıkarına Önemli Projeler (IPCEI) gibi mekanizmalarla batarya, elektrikli motor ve kritik ham madde yatırımlarının desteklenmesi de yeni fabrikalar için AB ülkelerinin cazibesini artırabilir.
Türkiye açısından en önemli belirsizlik, Gümrük Birliği ortaklarına tanınacak hakların kapsamı. Sanayi Hızlandırma Yasası teklifinde, AB ile serbest ticaret alanı veya Gümrük Birliği oluşturan ortaklardan gelen ürünlerin belirli koşullarda Avrupa menşeli kabul edilmesine imkân tanınıyor. Ancak Türk malının Avrupa içeriği hesabına dahil edilmesiyle nihai üretimin AB sınırları içinde gerçekleştirilmesi aynı anlama gelmiyor. Gümrük Birliği'nin kamu alımlarını doğrudan kapsamaması da Türkiye'nin konumunu zorlaştırıyor.
Ticaret Bakanı Ömer Bolat ise 14 Ekim'deki Brüksel temaslarında Türkiye'nin “Made with Europe” yaklaşımı çerçevesinde en başından itibaren eşit ortak kabul edilmesi gerektiğini vurguladı. Türkiye'deki otomotiv üretiminin yaklaşık yüzde 75'inin Avrupalı şirketler tarafından gerçekleştirildiğine dikkat çeken Bolat, kapsam dışında kalmanın Avrupa şirketlerinin yatırımlarını ve tedarik zincirlerini de olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulundu. Avrupa Otomobil Üreticileri Birliği (ACEA) de Türkiye ve Fas'taki mevcut Avrupalı üretici yatırımlarının korunmasının önemine dikkat çekti.
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe: “Ticaret Bakanımız Ömer Bolat ve bakan yardımcılarımızın da yer aldığı heyetle geçen hafta Brüksel'deydik. Avrupa Parlamentosu, Avrupa Komisyonu ve sektör temsilcileriyle yapılan görüşmelerde Türkiye'nin Avrupa sanayisi açısından önemini anlattık. Görüştüğümüz yetkililer, ‘Bu düzenlemeyi Türkiye'yi hedef alarak değil, kendi ekonomimizi ve sanayimizi güçlendirmek için yapıyoruz’ mesajını verdi. Ancak otomotiv ihracatımızın yüzde 70'inden fazlasını AB'ye gerçekleştiriyoruz. Dolayısıyla sektörümüzün etkilenmesi kaçınılmaz. Özellikle kamu alımlarında Avrupa'da üretim şartı, Türkiye'deki üreticilerin ihalelere erişimini zorlaştırabilir. İlave maliyetler ve vergiler gündeme gelirse ihracatımız azalabilir, yeni yatırımlar Avrupa ülkelerine kayabilir. Bununla birlikte Avrupa'nın bu sistemde çok başarılı olacağını düşünmüyorum. Çünkü 27 ülkenin ihtiyaçlarını karşılayacak yeterli üretim kapasitesine sahip olduklarını ve gerekli tedariki sağlayabileceklerini sanmıyorum. Avrupa'daki birçok şirketin Türkiye'de yatırımları ve ortaklıkları bulunuyor. Düzenleme henüz kesinleşmedi, Avrupa Parlamentosu'nun kararı belirleyici olacak. Bizim de pazarlarımızı korurken kendi ülkemizde üretimi ve sanayimizi güçlendirmemiz gerekiyor.”
OİB Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Yazıcı: “Türk otomotiv sektörü olarak Avrupa'nın sanayide rekabet gücünü artırmayı ve yeşil dönüşümünü desteklemeyi amaçlayan Sanayi Hızlandırma Yasası'nı ilke olarak destekliyoruz. Ancak 30 yılı aşkın Gümrük Birliği ilişkimize ve Avrupa otomotiv sektörüyle derin entegrasyonumuza rağmen Türkiye'yi dışarıda bırakacak bir ‘Made in Europe’ yaklaşımını kabul edilemez buluyoruz. Türkiye, Avrupa için üçüncü bir ülke değil, stratejik ve güvenilir bir ortaktır. Fransa-Almanya uzlaşması mevcut hâliyle yasalaşırsa hem AB'ye hem de Türk otomotiv sektörüne zarar verecek. Tedarik zincirlerinin bozulması üretim maliyetlerini artırırken, Avrupa'daki istihdamı ve rekabet gücünü de olumsuz etkileyecek. Eurostat verilerine dayanan analizimize göre Türk otomotiv sektörü AB genelinde 250 binden fazla istihdamı doğrudan destekliyor. Türkiye'nin dışlanması hâlinde Avrupalı tüketiciler aynı araç için daha fazla ödeme yapmak zorunda kalacak. Türkiye'de üretilen araç ve parçalar ‘Made in Europe’ kapsamında değerlendirilmeli; montaj, bileşen, teknoloji, teşvik ve kamu alımlarında AB ülkeleriyle aynı şartlara tabi olmalı. Brüksel, Berlin ve Paris'te gerçekleştirdiğimiz görüşmelerde bu riskleri muhataplarımıza anlattık. Türkiye'nin stratejik rolünün tanınması ve düzenlemenin istediğimiz şekilde yasalaşması için temaslarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz.”
İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ayhan Zeytinoğlu: “Fransa ve Almanya'nın otomotivde ‘Made in Europe’ konusunda vardığı uzlaşının Türkiye'yi dışlaması kabul edilemez. Türkiye'nin toplam otomotiv ihracatının yüzde 73'ü AB'ye gidiyor. AB pazarında ‘Made in Europe’ engeli ile karşılaşmamız ticaretimize ve ihracatımıza büyük zarar verecek. Üstelik Birleşik Krallık'ın kapsama alınması için öngörülen ortak gümrük tarifesi ve ticari korunma önlemlerine uyum şartı, zaten Gümrük Birliği çerçevesinin bir parçası. Türkiye, AB üyesi olmadan Gümrük Birliği'ne giren ve uygulayan tek büyük ekonomidir. Türkiye, bugüne kadar karşılaştığı engellere rağmen Gümrük Birliği'ne bağlı kalmış ve yaklaşık 350 milyar euroluk ticaret açığı vermiştir. AB'nin tek büyük Gümrük Birliği ortağına yönelik böyle bir dışlama, iyi niyetle bağdaşmaz. Gümrük Birliği'nde olan bir ülkenin kapsam dışında ele alınması kabul edilemez. Gerekirse Avrupa Adalet Divanı ve Dünya Ticaret Örgütü tahkim mekanizması gibi yollara gidilerek Gümrük Birliği ile kazandığımız haklar korunmalı ve dışlanmaya izin verilmemelidir. Taslağın yasalaşmasını beklemeden Türkiye kamu alımları piyasasında mütekabiliyeti yerine getirmeli, AB'nin dış ticaret politikası ve ticari korunma önlemlerine ilişkin uyumsuzlukları gidermeli, reform adımlarını AB tarafına ileterek adil muamele talebinde bulunmalıdır.”
• Elektrikli araç destekleri: Araç alım primleri ve vergi avantajlarında üretim yeri, Avrupa içeriği ve düşük karbon kriterlerinin ağırlığının artırılması hedefleniyor.
• Kamu alımları: Kamu filoları ve belirli destek programlarında Avrupa'da üretilen araçlara öncelik verilmesi öngörülüyor.
• Batarya ve teknoloji fonları: İnovasyon Fonu ve IPCEI aracılığıyla batarya, elektrikli motor, Ar-Ge ve geri dönüşüm yatırımları destekleniyor.
• Kritik ham maddeler: Lityum, nikel ve kobalt gibi ham maddelerin Avrupa'da işlenmesi ve batarya tedarik zincirinin yerelleştirilmesi teşvik ediliyor.
• Ticaret savunma önlemleri: AB, sübvansiyonlu ithalata karşı telafi edici vergiler uygulayabiliyor. Çin menşeli elektrikli araçlara getirilen ek vergiler bu yaklaşımın örneklerinden biri.
Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır; kişisel yatırım tavsiyesi değildir.