Türkiye uzun yıllar boyunca net doğrudan yatırım çeken bir ülke oldu. Tabii ki yurt dışında da yatırım yapılıyordu ama yabancıların Türkiye’deki yatırımları hep daha fazlaydı. İşte bu tablo bu yıl değişti. Üstelik gelen yatırımla giden yatırım arasındaki makas da giderek açılma eğiliminde.
Merkez Bankası’nın açıkladığı son veri olan ağustos ayına ait. Geçmiş dönemlerin verisi yıllık olduğu için bu yılın ağustosundaki veriyi de yıllık baza getirmek ve kıyaslamayı öyle yapmak gerekiyor.
Ağustos ayı itibarıyla yıllıklandırılmış verileri irdeleyelim…
Yurt içi yerleşikler son bir yılda yurt dışında toplam 10,1 milyar dolarlık yatırım yaptı. Buna karşılık yabancıların Türkiye’deki yatırımları 9,2 milyar dolar oldu.
Sonuçta bu dönemde yurt dışında yapılan yatırım, yabancıların Türkiye’de yaptığı yatırımdan 946 milyon dolar daha fazla. Bu tutar, şimdiye kadarki en büyük net farka işaret ediyor. Yıllık bazdaki en yüksek net giriş ise 19,9 milyar dolarla 2007 yılında gerçekleşmişti.
Toplam yatırım giriş ve çıkışı aslında biraz yanıltıcı. Bu tutarların içinde gayrimenkul için giden ve yine aynı amaçla getirilen döviz de var.
Yurt içi yerleşikler ağustos itibarıyla bir yıllık dönemde yurt dışında 2,4 milyar dolarlık gayrimenkul aldı. Yabancıların bu dönemde Türkiye’deki alımlarının tutarı ise 2,8 milyar dolar. Gayrimenkulü “sanal doğrudan yatırım” olarak nitelemek pek yanlış olmaz.
Gerçek doğrudan yatırımı görmek için gayrimenkulü hariç tutmak en iyisi. Gayrimenkul bir döviz giriş ve çıkışı ama klasik anlamda bir yatırım değil.
Gayrimenkul hariç tutulduğunda yurt içi yerleşikler son bir yılda yurt dışında 7,7 milyar dolarlık yatırım yapmış durumda. Buna karşılık yabancıların Türkiye’deki yatırımları 6,4 milyar dolarda kalıyor. Fark tam 1,3 milyar dolar. Bu da şimdiye kadar oluşmuş en büyük farka işaret ediyor.
Gayrimenkul hariç doğrudan yatırımı da kendi içinde detaylandırmak gerek. En önemli kalem tabii ki sıfırdan doğrudan yatırımlar.
Ancak yurt içinde ve dışında yapılan yatırımların ne kadarının sıfırdan doğrudan yatırım olduğuna ilişkin veri yok. Her ne kadar Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Türkiye’deki sıfırdan doğrudan yatırımlarla ilgili verileri derliyorsa da bu veriler yatırım tutarını gösteriyor ve yıllık bazda derleniyor. Buna göre Türkiye 2025 yılında 475 proje kapsamında 21,1 milyar dolarlık yatırım çekmiş.
Ancak ödemeler dengesi istatistikleri fiilî döviz giriş ve çıkışını esas aldığı için bu 21,1 milyar doların ödemeler dengesinde bir karşılığı yok, olamaz da zaten. Bu yatırımlar kim bilir kaç yılda gerçekleşecek ya da belki bir kısmı gerçekleşmeyecek. Dolayısıyla sıfırdan doğrudan yatırımların herhangi bir dönem için ne miktarda olduğunu bilme şansımız yok. Belki de bu 21,1 milyar dolarlık yatırımın bir kısmı şimdiye kadar gerçekleşti.
Net doğrudan yatırım tutarı, varsa tasfiye düşüldükten sonra kalan tutarı gösteriyor. İşte kalan doğrudan yatırım toplamını “sermaye, diğer sermaye ve gayrimenkul” olarak üç ana bölümde düşünmek gerek.
Sıfırdan doğrudan yatırımlar, “sermaye” alt kaleminde yer alıyor.
“Diğer sermaye” ise Türkiye’deki ana ortak ya da şubenin yurt dışındaki şube veya ana ortağa verdiği krediler ve bunlara ilişkin geri ödemelerden oluşuyor. Aynı işlemin tersi, yurt dışındaki ana ortak ya da şubenin yurt içine dönük uygulamaları için de geçerli. Yani gerçek anlamda yeni yatırım küçüldükçe küçülüyor. Bu konuya da detaylı olarak daha sonra eğilmekte yarar var.
Türkiye bir aydır sermaye piyasalarında olan bitenle çalkalanıyor. Aslında sorunlar çok uzun zamandır varmış da halının altına süpürüle süpürüle bugünlere gelinmiş. Bu sorun tortusu ne zaman kaldırılabilir, hatta kaldırılabilir mi, belli değil.
Türkiye’de işlerin hukuka uygun yürüdüğü algısı giderek yitirilirken, yerli sermaye bile yatırım yapma eğiliminden uzaklaşırken yabancıları çekmek nasıl mümkün olacak? Yabancı bir yatırımcı hukuki hiçbir engelle karşılaşmayacağını bilse bile ekonominin sürekli zikzak çizdiği bir ülkeyi niye tercih etsin? Türkiye yatırımcıya ne vadediyor?
Sanayi üretimi yerinde sayıyor çünkü yeni yatırım yok, mevcutlar da görece düşük kapasiteyle çalışıyor.
Türkiye’nin en büyük sorunu işsizlik; atıl iş gücü oranı yüzde 30’u bulmuş ama bu işsizliği biraz olsun hafifletecek yatırım yok. Bu gidişle olacağı da yok.
Bu durumda ne denir; “Sabah ola hayrola” mı?
Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır; kişisel yatırım tavsiyesi değildir.