Ağızdan alınan anti-aging takviyelerin cilt gençleşmesindeki rolüne ilişkin son araştırmalar tıp ve estetik dünyasında geniş yankı uyandırıyor. Son dönemde popüler olan ürünlerden biri de longevity yani uzun ömür şekeri… Bu takviyenin kolajen üretimini arttırarak cildin biyolojik yaşını geri sardığı ve görünümde ciddi gençleşme sağladığını öne sürülüyor.
Bu sorunun cevabı, araştırmaya konu olan şekerlerin hayranlarına göre evet ancak bu popüler uzun ömürlülük takviyesi normal bir şeker gibi ucuz değil. 1 aylık kullanım için fiyatı 99 dolar.
Bu takviye şekerin arkasındaki kilit bileşen, yüksek saflıkta bir urolithin A formudur. Urolithin A, hücresel sağlığı ve yaşlanmayı destekleyebilen doğal bir postbiyotik bileşiktir. Markaya göre bu şekerlerin, “hücresel enerjiyi ve kas gücünü artırdığı klinik olarak kanıtlanmış.
Businesswire.com’da yer alan bilgiye göre klinik çalışmalar, 28 günün sonunda hücresel enerjide gelişme sağlandığını, 16 haftanın ardından ise kas gücünde %12’ye varan artış görüldüğünü gösteriyor. Klinik olarak desteklenen diğer faydalar arasında bağışıklık sistemini ve cilt sağlığını desteklemek yer alıyor.
New York Post’ta yer alan habere göre Cell Reports Medicine dergisinde yayımlanan araştırmada, dört ay boyunca günlük 500 mg kullanan katılımcılarda, kontrol grubuna kıyasla mitofajide %39'luk bir artış görülmüştür.
Mitofaji; vücudun hasarlı mitokondrileri geri dönüştürme ve sağlıklı hücresel işlevin korunmasına yardımcı olma yönündeki hücresel kalite kontrol sürecidir ve her ikisi de sağlıklı yaşlanmanın temel göstergeleridir.
Peki bu takviye şeker, hücreler üzerinde nasıl bir etkiye sahip?
Gerçekten yaşlanmanın etkilerini azaltabilir mi?
Uzun süreli kullanımda karaciğer/böbrek yükü gibi yan etkileri olabilir mi?
Vücutta mitofajiyi doğal olarak tetikleyen etkenler neler?
Ağızdan alınan bu takviyeler, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının yerini tutabilir mi?
Medipol Mega Üniversite Hastanesi’nden Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Vedat Göral, Longevity alanındaki klinik deneyimleri ve çalışmaları ışığında son günlerin en çok konuşulan takviyesi hakkında merak edilenleri ekonomim.com okurları için yanıtladı.
Araştırmaya konu olan takviye şekerlerin içeriğinde tam olarak ne var ve nasıl bir mekanizma ile hücreler üzerinde etki ediyor?
Prof. Dr. Vedat Göral: Pazarda ‘hücresel yaşlanma karşıtı’ veya ‘longevity’ etiketiyle satılan yeni nesil jel şekerler formülasyonu, geleneksel vitamin-mineral şekerlerinden çok farklıdır. Bu ürünler, doğrudan yaşlanmanın temel hücresel mekanizmalarını (mitokondriyal çöküş, NAD+ tükenmesi, hücresel atık birikimi,) hedef alan spesifik moleküller içerir.
Haberlerde geçen "Cildi 10 yıl gençleştirme" gibi iddialar klinik açıdan ne kadar gerçekçidir?
Prof. Dr. Vedat Göral: Bu takviyeler ciltte genlerin çalışmasını düzenleyebilir veya hücresel stresi azaltabilir. Ancak ağızdan alınan tek bir takviyenin, cildin yaşlanma belirtilerini tek başına 10 yıl geriye götürebileceğini gösteren güçlü, bağımsız ve çok merkezli bir klinik çalışma henüz bulunmamaktadır.
Cildin en dış tabakası olan epidermis, doğrudan kan damarlarına sahip değildir. Epidermal hücreler besinlerini alt tabaka olan dermisteki kılcal damarlardan sızarak alırlar. Dolayısıyla, ağızdan alınan bir maddenin sistemik dolaşımla epidermise ulaşıp, orada "10 yıllık gençleşme" yaratacak bir yoğunluğa erişmesi, tıbben son derece zordur.
Çiğnenip yutulan bu tür hücresel takviyelerin uzun süreli kullanımında karaciğer/böbrek yükü veya bilinen bir sistemik riski bulunmakta mıdır?
Prof. Dr. Vedat Göral: Pazarda "tamamen doğal" veya "gençleştirici" olarak sunulmaları, bu ürünlerin yan etkisiz olduğu anlamına gelmez. Bu tür takviyelerin kronik kullanımında tıbben öne çıkan risk profili şu şekildedir:
*Ağızdan alınan her yabancı molekül, vücutta öncelikle bağırsaklar tarafından emilir ve karaciğere gelir. Bitkisel ve besinsel takviyeler, gelişmiş ülkelerdeki toksik karaciğer hasarı vakalarının yaklaşık %20'sinden sorumludur. Mitofaji veya hücresel yenilenme adı altında formüle edilen çok bileşenli karışımların uzun vadede karaciğer enzimlerini (AST/ALT) yükseltme ve karaciğeri yorma riski yüksektir.
*Mitofajiyi tetikleyen Urolitin A gibi moleküller, kısa vadeli (4 aya kadar) klinik testlerde karaciğer dostu görünse de, bu maddelerin yıllarca yüksek dozda kullanımının, karaciğer hücreleri üzerindeki uzun vadeli eliminasyon yükü henüz tam olarak haritalandırılmamıştır.
* Böbrekler, bu takviyelerin yıkım ürünlerini vücuttan süzmekle görevlidir. İçeriğindeki maddeler yüksek dozlarda üremik toksin görevi görerek özellikle sınırda böbrek yetmezliği olan kişilerde böbrek hasarını tetikleyebilir.
*Jel şeker formundaki ürünlerde sıklıkla kullanılan koruyucular, stabilizatörler ve ağır mineral kombinasyonları, böbreklerin filtreleme yükünü artırır ve uzun vadede böbrek taşı oluşumuna zemin hazırlayabilir.
Mitofaji ve otofaji, sağlıklı hücrelerde hasarlı yapıları temizlediği için faydalıdır. Ancak vücutta hali hazırda tespit edilmemiş, kanser öncesi hücreler varsa; bu mekanizmaları dışarıdan takviyelerle kontrolsüzce körüklemek, kanserli hücrelerin de kendi hasarlı mitokondrilerini temizleyerek hayatta kalmasına ve kemoterapiye direnç göstermesine neden olabilir.
Sizce geleceğin gençleşme protokollerinde krem ve enjeksiyonlar yerini tamamen bu tür oral hücresel yenileme yöntemlerine mi bırakacak, yoksa kombine tedaviler mi öne çıkacak?
Prof. Dr. Vedat Göral: İçeriden hücresel tamir (oral), dışarıdan ise yapısal mühendislik (enjeksiyon/cihazlar) formülü geleceğin altın standardıdır.
Geleceğin yaşlanma karşıtı tıp protokollerinde, krem ve enjeksiyonların yerini tamamen kaybetmesi, tıbben ve fiziksel olarak mümkün değildir; gelecek, hücresel yenilenme ile lokal müdahalelerin bir arada sunulduğu "kombine ve kişiselleştirilmiş tedaviler" üzerine kurulmaktadır.
Yaşlanma, tek bir biyolojik mekanizmanın değil; hücresel atık birikimi, inflamasyon, genetik hasarlar ve yer çekimine bağlı doku kayıpları gibi, çok katmanlı yapısal faktörlerin bir sonucudur. Bu nedenle, tek yönlü bir tedavi yöntemi tek başına asla tam bir başarı sağlayamaz.
Aynada gördüğünüz "cilt elastikiyeti", aslında, bu büyük hücresel temizliğin cildin alt tabakalarındaki küçük bir yansımasıdır. Mitofaji molekülleri, sadece cildinizi güzelleştirmez; beyninizden kaslarınıza, bağışıklık sisteminizden karaciğerinize kadar tüm organlardaki "jeneratörleri" yenileyerek biyolojik saatinizi hücresel ölçekte yavaşlatır ve stabilize eder.
Düzenli egzersiz ve uzun süreli açlık da vücutta mitofajiyi doğal olarak tetikliyor. Ağızdan alınan bu takviyeler, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının yerini tutabilir mi yoksa sadece bir kestirme yol mu?
Prof. Dr. Vedat Göral: Ağızdan alınan mitofaji takviyeleri, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının yerini kesinlikle tutamaz; bu ürünleri bir "kestirme yol" olarak görmek yerine, doğru inşa edilmiş bir yaşam tarzının üzerine eklenebilecek biyolojik birer hızlandırıcı olarak konumlandırmak gerekir.
Düzenli egzersiz ve aralıklı oruç gibi vücudu güçlendiren kontrollü stres faktörleri ile dışarıdan alınan haplar arasındaki biyolojik farkları anlamak, bu takviyelerin sınırlarını net şekilde çizer:
Bu tür takviyeler, kötü beslenme, hareketsiz yaşam ve kalitesiz uykunun yarattığı tahribatı sıfırlayan sihirli bir kestirme yol değildir. Takviyeler, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının eksiksiz uygulandığı durumlarda, süreci optimize eden birer "yardımcı pilot" olabilirler; asla temel yaşam tarzı disiplininin yerini tutamazlar.
Bu tür hücresel gençleşme vaat eden takviyeleri değerlendirirken tüketiciler hangi bilimsel kriterlere bakmalıdır?
Prof. Dr. Vedat Göral: Tüketiciler bu ürünleri satın alırken şu kriterlere dikkat etmeli:
‘Altın standart’ klinik çalışma varlığı
Bir markanın kendi web sitesinde "bilimsel olarak kanıtlanmıştır" yazması tıbbi bir kanıt değildir. Tüketicinin şu üç şartı araması gerekir:
• İnsan üzerinde deney: İddia edilen etkiler yalnızca laboratuvardaki hücreler veya fareler üzerinde mi kanıtlanmış, yoksa canlı insanlar üzerinde mi? Farelerde mitofajiyi artıran bir molekül, insanda aynı etkiyi göstermeyebilir.
• Çift kör ve plasebo kontrollü: Katılımcıların bir kısmına boş şeker (plasebo), bir kısmına etken madde verilmeli ve ne doktor ne de hasta hangisini aldığını bilmelidir.
• Bağımsız hakemli dergi yayını: Çalışmanın, reklam kokan broşürlerde değil, PubMed gibi tıp veri tabanlarında taranan, saygın ve bağımsız hakemli dergilerde yayınlanmış olması şarttır.
‘Aktif madde’ ve dojaj gerçekliği (yetersiz doz tuzağı)
Pazarlamacılar genellikle, arkasına bilimsel rüzgarı aldıkları bir maddeyi içeriğe eklerler ancak miktarı gizler ya da çok düşük tutarlar.
Klinik çalışmalarda hücre yenilenmesi veya mitofaji sağladığı görülen doz miktarı ile jel şekerin içindeki doz miktarı birbiriyle uyuşuyor mu?
Örneğin, kas ve hücresel gençleşme üzerine yapılan Urolitin A çalışmaları, genellikle günlük 250 mg ila 500 mg dozlarda kullanır. Alacağınız jel şekerin porsiyonunda, sadece 10-20 mg aktif madde varsa, ödediğiniz yüksek fiyatın karşılığı biyolojik olarak imkansızdır.
Jel şeker formunun biyolojik sınırları ve formülasyonu
Jel şekerler, tüketimi eğlenceli hale getirse de, ciddi takviyeler için biyolojik dezavantajlar taşır:
Hücresel yenilenme vaat eden kararsız moleküllerin bağırsaktan emilip hücreye ulaşması zordur. Marka, bu maddeyi koruyacak bir teknoloji kullanmış mı? Sıradan bir jelatin/pektin matrisine karıştırılmış moleküller, midede kolayca parçalanabilir.
Hücresel gençleşme vaat eden bir ürünün, doğası gereği, yoğun rafine şeker, glikoz şurubu, yapay renklendirici ve aroma içermesi tam bir biyolojik tezatlıktır. Şeker, hücrelerde glikasyon adı verilen süreci tetikleyerek, kolajeni yıkar ve tam tersine yaşlanmayı hızlandırır. Ürünün, şekersiz veya doğal meyve özleriyle tatlandırılmış olup olmadığı kontrol edilmelidir.
‘İçerik’ vs. ‘ürün’ iddiası çelişkisi
Firmaların en sık başvurduğu yöntemlerinden biri, "içerikteki X maddesinin faydalarını", "satılan Y jel şekerinin faydasıymış" gibi göstermektir.
Etikette "İçindeki Resveratrol hücresel ömrü uzatır" yazabilir. Bu bilimsel bir literatür bilgisidir. Ancak soru şudur: "Sizin ürettiğiniz ürün kutusu, bu formda ve bu dozda insanda bu etkiyi yapıyor mu?" Tüketici, hammaddeye ait genel çalışmaları değil, doğrudan satılan nihai ticari ürüne yapılmış klinik testleri sorgulamalıdır.
Sağlık otoritelerinin onayları ve güvenlik sertifikaları
Hücresel mekanizmaları manipüle eden maddelerin kontrolsüz tüketimi, henüz tam keşfedilmemiş uzun vadeli riskler barındırabilir.
Bu tip yüksek fiyatlı hücresel takviyeleri değerlendirirken, rasyonel bir süzgeçten geçirmek için FDA, EFSA veya uluslararası GMP/NSF gibi kalite ve güvenilirlik onayları bulunuyor mu? Bu şekilde değerlendirmek gerekir.
Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır; kişisel yatırım tavsiyesi değildir.