Alçın, Türkiye’nin enerji, ham madde ve ara malında dışa bağımlı yapısı nedeniyle ekonomik büyümenin aynı zamanda cari açığı artırdığını söyledi.
2025 yılının yaklaşık 25 milyar dolarlık cari açıkla kapatıldığını, 2026’nın ilk sekiz ayında ise açığın 44 milyar dolara ulaştığını belirten Altun, yıl sonu tahminini 58-60 milyar dolar bandına yükseltti.
Cari açık tahminindeki yukarı yönlü revizyonun en önemli nedenlerinden biri olarak enerji maliyetleri gösterildi.
Türkiye’nin üretim arttıkça daha fazla enerji, ham madde ve ara mal ithal etmek zorunda kaldığını belirten Altun, bu yapının cari açığı kronik bir sorun haline getirdiğini ifade etti.
Alçın, 60 milyar dolara yaklaşabilecek cari açığın tek başına doğrudan bir kriz anlamına gelmediğini söyledi.
Asıl kritik konunun açığın nasıl finanse edileceği olduğunu belirten Alçın, 2026’da finansmanın önemli bölümünün Merkez Bankası rezervleri üzerinden sağlandığını ifade etti.
Fon krizinin ve iç siyasi gelişmelerin doğrudan yabancı yatırımlar ile portföy yatırımlarındaki gerilemeyi hızlandırmasının rezerv yönetimini daha önemli hale getirdiğini söyledi.
Programda IMF’nin yüksek borç, yüksek faiz ve kalıcı enflasyonun aynı anda yaşanmasının yaratabileceği risklere yönelik uyarıları da değerlendirildi.
Alçın, dünya genelinde üretilen mal ve hizmetlerin değerinin yaklaşık 85 trilyon dolar seviyesinde olmasına karşılık borçla birlikte dolaşan toplam para büyüklüğünün yaklaşık 300 trilyon dolara ulaştığını söyledi.
Bu farkın sürdürülebilir olmadığını savunan Altun, sistemde yaşanabilecek sert bir düzeltmenin 2008 benzeri büyük bir küresel finansal kriz yaratabileceği değerlendirmesinde bulundu.
Alçın, küresel finansal sistemde artan borçların tek risk olmadığını; ABD’nin küresel ekonomik hakimiyetinin tartışılması, petrodolar sistemindeki değişim, Çin’in yükselişi ve ticaret savaşlarının da mevcut sistemi zorladığını söyledi.
Panik dönemlerinde finansal varlıkların hızla gerçek değerlerine dönmesinin sert fiyat düşüşlerine yol açabileceğini belirten Altun, bunun normal koşullarda sorun yaşamayan piyasalarda bile yeni kriz alanları yaratabileceğini ifade etti.
Alçın, özellikle ABD’nin 10 ve 30 yıllık tahvil faizlerinin uzun süredir yüzde 5’in altında kalamamasını küresel finans sistemindeki stresin önemli göstergelerinden biri olarak değerlendirdi.
IMF’nin son uyarılarının da bu biriken risklerin artık görmezden gelinemeyecek seviyeye ulaşmasıyla bağlantılı olduğunu savundu.
Çin’in rezerv politikasındaki değişim de programın önemli başlıklarından biri oldu.
Alçın, Çin’in 2008 öncesinde yaklaşık 4,4 trilyon dolarlık döviz rezervine sahip olduğunu, bu rakamın zamanla yaklaşık 2,1 trilyon dolar seviyesine çekildiğini söyledi.
Çin’in yaklaşık 1 trilyon dolarlık dış ticaret fazlasına rağmen ekonomide önemli iç sorunlarla karşı karşıya olduğu belirtildi.
Alçın, Çin’in 2015 sonrasında üretimini daha yüksek katma değerli ve daha düşük çevresel maliyete sahip sektörlere kaydırdığını söyledi.
Bununla birlikte konut piyasasındaki sorunlar ve iç talebin yeterince güçlü olmaması nedeniyle dış ticaret fazlasının tek başına ekonomik başarı göstergesi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti.
Türkiye’de fon krizinin Borsa İstanbul üzerindeki etkileri de değerlendirildi.
Programda işlem hacmi ve işlem adedinin yaklaşık yarıya gerilediği belirtilirken Altun, piyasada kalıcı toparlanma için öncelikle fon krizinden kaynaklanan “kanamanın durdurulması” gerektiğini söyledi.
Fonlarda yaşanan kayıpların nasıl karşılanacağının ve tasfiye sürecinin nasıl tamamlanacağının yatırımcı güveni açısından belirleyici olacağını ifade etti.
Alçın, kriz sonrasında Borsa İstanbul’da daha sağlıklı bir fiyatlama yapısının oluşabileceğini söyledi.
Manipülatif hareketlerin azalması ve şirketlerin gerçek değerlerine daha yakın fiyatlanmasının piyasa açısından olumlu bir sonuç olabileceğini belirten Alçın, halka açık şirketlerin kurumsallaşmaya daha fazla önem vermesi gerektiğini vurguladı.
Şirketlerin halka arzı yalnızca ucuz finansman sağlama yöntemi olarak görmemesi gerektiğini söyleyen Alçın, halka arz öncesi ve sonrası kurumsal yönetim süreçlerinin güçlendirilmesinin önemine dikkat çekti.
Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır; kişisel yatırım tavsiyesi değildir.