Fon tasfiye sürecinde ödeme kriterlerinin netleşmesi, petrol ve rafine ürünlerde yüksek fiyatlar, altında merkez bankası alımları, teknoloji şirketlerinin artan borçlanması ve Merkez Bankası'nın 22 Ekim toplantısına ilişkin faiz indirimi beklentisi Ekonomi Masası'nda değerlendirildi. Programda sanayi üretimindeki zayıflama ve enflasyon görünümüne ilişkin beklentiler de ele alındı.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın açıklamasına göre olağanüstü fon tasfiyesinde net yatırım tutarı esas alınacak. Ana parasını geri alan yatırımcıların 1 milyon liraya kadar yapılacak ara ödemeden yararlanamayacağı belirtildi.

Olağan ve olağanüstü tasfiye süreçlerinde kamu kaynağı kullanılmayacağı açıklanırken, fon varlıkları, el konulan şirketlere ait gayrimenkullerin nakde çevrilmesi ve haksız kazançların gönüllü iadesi finansman kaynakları arasında gösterildi.

Tasfiye süreci devam eden fonların portföylerinde bulunan bazı şirketlerin yer aldığı halka arz endeksinin 15 Eylül'den bu yana yüzde 56,3 gerilediği de programda aktarıldı.

Programda aktarılan ING Global verilerine göre Ağustos sonundan 6 Ekim'e kadar işlemleri durdurulan fonlar hariç Türk lirası fonlarından net 625 milyar liralık çıkış yaşandı.

Dövize bağlı fonlardaki çıkışın ise 2,2 milyar dolar olduğu belirtilirken, fon piyasasındaki hareketliliğe rağmen dolarizasyonun sınırlı kaldığı ifade edildi.

Hakan Güldağ, yatırımcıların ana paralarını en azından belirli oranlarda geri almadan piyasalardaki tedirginliğin tamamen ortadan kalkmasının kolay olmayacağını belirterek tasfiye sürecinin hızlandırılması gerektiğini söyledi.

Küresel enerji piyasalarını değerlendiren Altın ve Para Piyasaları Uzmanı Mehmet Ali Yıldırımtürk, Brent petrolde 100 doların üzerindeki seyrin devam edebileceğini söyledi.

Hürmüz Boğazı çevresindeki taşıma sorunları, Orta Doğu'daki jeopolitik riskler ve petrol altyapısına yönelik saldırıların fiyatları desteklediğini belirten Yıldırımtürk, kış aylarıyla birlikte enerji talebinin artmasının da fiyatları yukarıda tutabileceğini ifade etti.

120 dolar ihtimalinin şimdilik ötelenmiş göründüğünü ancak bölgedeki gerilimlerin yeniden tırmanması halinde bu seviyenin tekrar gündeme gelebileceğini söyledi.

Programda ham petrol fiyatıyla gerçek ekonomide kullanılan rafine ürünlerin maliyeti arasındaki fark da gündeme geldi.

Hakan Güldağ, fiziki petrol alımlarında ekran fiyatlarının üzerine 20-25 dolarlık ilave maliyetler oluşabildiğine dikkat çekti. Türkiye'nin benzin ve jet yakıtında daha güçlü bir üretim yapısına sahip olmasına karşın dizelde dışa bağımlılığın fiyat baskısını artırdığı belirtildi.

Dizel fiyatlarının dönem dönem varil eşleniği olarak 160-200 dolar seviyelerine kadar çıkabildiği ifade edildi.

Altın fiyatlarında yüksek tahvil faizleri, güçlü dolar ve jeopolitik gelişmelerin baskı oluşturduğu ancak merkez bankalarının alımlarının değerli metali desteklediği belirtildi.

Yıldırımtürk, ABD 10 yıllık tahvil faizlerinin yüzde 5'in üzerinde kalmasının ve dolar endeksinin 102 seviyesine yükselmesinin altın üzerindeki baskıyı artırdığını söyledi.

Buna rağmen ons altında 4 bin dolar bölgesinin güçlü destek olarak çalıştığını belirten Yıldırımtürk, yukarı yönlü harekette sırasıyla 4 bin 400, 4 bin 500, 4 bin 700 ve 5 bin dolar seviyelerinin gündeme gelebileceğini ifade etti.

Gümüşte sanayi metali özelliğinin eskisi kadar güçlü fiyatlanmadığını belirten Yıldırımtürk, değerli metalin son dönemde daha fazla altına bağlı hareket ettiğini söyledi.

Gümüşün 60 dolar civarında seyrettiğini, daha önce gündeme gelen 68-72 dolar beklentilerine rağmen yeni yatırımcı talebinin zayıf kaldığını ifade etti.

Altın tarafında ise merkez bankalarının yanı sıra ETF'lerden gelen talebin de fiyatlara destek verdiğini belirtti.

Fon krizinin fiziki altın piyasasına etkileri de programda değerlendirildi. Yıldırımtürk, Kapalıçarşı'da işlemlerin kriz sonrasında belirgin biçimde yavaşladığını, ardından başlayan hareketin ise ağırlıklı olarak satış yönünde gerçekleştiğini söyledi.

Fonlarda parası kalan bazı yatırımcıların nakit ihtiyacını karşılamak amacıyla altın sattığını, buna karşılık mevduat vadesi dolan bazı yatırımcıların da altına yöneldiğini aktardı.

Anadolu'dan fiziki altın talebinin sürdüğünü ve bankalardaki kaydi altını fiziki altına çevirmek isteyen yatırımcıların bulunduğunu belirtti.

Küresel tahvil piyasasındaki yükselişte yapay zekâ ve teknoloji şirketlerinin yoğun borçlanmasının da etkili olduğu değerlendirildi.

Coface Ekonomisti Seltem İyigün, teknoloji şirketlerinin yalnızca ABD'de değil Avrupa ve Japonya'da da tahvil ihraç ederek büyük miktarda finansman sağladığını söyledi.

Aynı yatırımcı havuzundan hem devletlerin hem de şirketlerin borçlanması nedeniyle teknoloji şirketlerinin artan finansman ihtiyacının tahvil faizlerini yukarı taşıyan unsurlardan biri haline geldiğini belirtti.

Yapay zekâ yatırımlarına aktarılan sermayenin ne ölçüde verimlilik artışıyla geri döneceğinin ise henüz net olmadığını ifade etti.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın 22 Ekim toplantısı da programın önemli gündemlerinden biri oldu.

Seltem İyigün, Merkez Bankası'ndan 100 baz puanlık faiz indirimi beklediğini, bir sonraki toplantıda da benzer bir adımın mümkün olabileceğini söyledi.

İç talepteki yavaşlama, enflasyonun yüzde 30'un altına gerilemesi ve trend enflasyondaki düşüşün Merkez Bankası'na faiz indirimi için alan açtığını belirten İyigün, buna karşın hızlı bir faiz indirim süreci beklemediğini vurguladı.

Enflasyonun ana eğiliminde iyileşme görülmesine rağmen enerji ve hizmet fiyatlarının risk oluşturmaya devam ettiği belirtildi.

Kiralardaki artış hızının yavaşlamasının olumlu olduğu, gıda fiyatlarında da son dönemde daha iyi bir görünüm izlendiği ifade edildi. Buna karşılık enerji fiyatlarındaki yüksek seviyelerin ulaştırma ve hizmet enflasyonunu baskılamaya devam ettiği kaydedildi.

İyigün, Coface'ın 2026 yıl sonu enflasyon tahmininin yüzde 31,5, 2027 sonu tahmininin ise yüzde 24 olduğunu söyledi. Jeopolitik gerilimlerin sürmesi ve enerji fiyatlarının yükselmeye devam etmesi halinde 2027 tahmininin yukarı yönlü revize edilebileceğini belirtti.

Türkiye'de sanayi üretiminin Ağustos 2026'da yıllık yüzde 1,9 ve aylık yüzde 1 gerilediği, yıllık bazdaki düşüşün dördüncü aya taşındığı hatırlatıldı.

İmalat sanayisindeki yavaşlamayı değerlendiren İyigün, yüksek finansman maliyetleri, kredi kısıtları, iç talepteki yavaşlama ve şirketlerin bozulan nakit akışlarının üretim üzerinde baskı oluşturduğunu söyledi.

Şirketlerde atıl kapasitenin yükseldiğini belirten İyigün, faizlerin gerilemesi ve finansman koşullarının normalleşmesi halinde mevcut kapasitenin yeniden devreye alınmasıyla üretimin görece hızlı toparlanabileceğini ifade etti.

Programın sonunda üretim ekonomisinin önemi üzerinde duruldu.

Hakan Güldağ, üretken sermayenin finansmana erişiminin zorlaştığı dönemlerde kaynakların spekülatif alanlara yönelme riskinin yükseldiğini belirterek sanayi üretiminin güçlendirilmesinin ekonominin sağlıklı işleyişi açısından kritik olduğunu söyledi.

İyigün de güçlü imalat sanayisinin verimlilik, insan kaynağı, yeni yatırım alanları ve çalışma kültürü açısından ekonominin tamamına katkı sağladığını belirterek, “Bunların hepsinin temelinde üretmek var” değerlendirmesinde bulundu.

Ekonomim ↗

Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır; kişisel yatırım tavsiyesi değildir.