Ukrayna savaşında beşinci yıl geride kalırken Putin’in toprak kazanma ve Rusya’nın bölgesel gücünü kabul ettirme hedefinden vazgeçmeye niyeti görünmüyor. Ukrayna’nın savunma kapasitesindeki aşınma ve ABD’nin desteğinin geleceği ise savaşın seyrini belirleyecek kritik başlıklar olarak öne çıkıyor.
Rusya’nın 2014’te Kırım’ı ilhakına Batı’nın sınırlı tepkisi, Ukrayna savaşının önünü açan gelişmelerden biri olarak değerlendiriliyor. Putin’in zafer kazanma ısrarı savaşı uzatırken, Ukrayna’nın Avrupa’nın yanı sıra ABD’den alacağı desteğin Moskova’nın hesaplarını değiştirip değiştirmeyeceği merak konusu.
Ukrayna’daki savaş beşinci yılını tamamladı. İnsanların bu savaş ne zaman son erecek demeleri artık normal karşılanmakla beraber, maalesef o cepheden iyi bir haber vermek mümkün gözükmüyor. Putin ne kadar sürerse sürsün, savaştan mutlaka galip ayrılmak istiyor. Bu tavrını anlamak mümkün çünkü kendisi tüm vaktini, enerjisini ve hatta geleceğini Ukrayna’yı işgale bağlamış bulunuyor. Sanıyorum hatırlamakta zorluk çekmeyeceksiniz, başlangıçtaki hedefleri daha da kapsamlıydı. Bütün Ukrayna’yı ele geçirecek ve böylece Rusya’nın nüfuz bölgesini de genişletmiş olacaktı. Bu hedefe uygun olarak Ukrayna diye bir ülkenin var olduğu fikrini bile reddediyor, böyle ayrı bir ülke olduğunu benimsemiyordu. Ona göre Ukraynaca diye bir dil de yoktu, bir kısım insan Rusçayı yerel aksanla konuşuyorlardı. Şimdilerde bu fikirler üzerinde durmuyor, Rusya’ya sınırdaş bölgelerde yaşayanların Rus kökenli olduğunu ve bu toprakların Rusya’ya ait olmasının tabii olduğunu ileri sürüyor. Bu hususun özellikle Luhansk bölgesi için geçerli olduğunu savunuyor. Nitekim Rusya’nın işgal ettiği bölgelerde hemen Rus yönetimi tesis etti ve halkın Rusya’da yapılan seçimlere iştirakini bile sağladı. Özetlemek gerekirse, bu yaklaşım aynı soydan insanların aynı yönetim altında, aynı toprakları paylaşması gerektiğini ileri süren demode bir anlayışı temsil ediyor, Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı öncesi Sudetenland ve Avusturya ile ilgili olarak ileri sürdüğü iddiaları çağrıştırıyor.
Putin Ukrayna’dan toprak elde etmek harekâtını Luhansk’a saldırarak başlatmadı. Belirttiğimiz gibi, daha önceki bir tarihte, 2014 yılında, Kırım’ı işgal etmiş ve Batı dünyasından ciddi bir tepki almamıştı. Kırım’ın Rusya için önemli olduğunu herkes kabul ediyordu. Rus donanması Sivastopol’da üslenmişti. Her ne kadar Kırım Bölgesi Ukrayna’ya ait olsa bile, kiralama yoluyla Ruslar özellikle Sivastopol’da hakim konumda bulunuyorlardı. Kendilerini Sovyetlerin devamı olarak gördüklerinden, onların yerleştiği bölgelerde hak iddia edebiliyorlardı. İkinci bir husus vardı. Kırım Rusya’ya ait olmakla birlikte, 1953 gibi yakın bir tarihte Ukrayna’ya armağan edilmişti. Kırım’ın Rusya’ya ait olduğu tezi ileri sürülebilirdi.
Tabii, bütün bu iddiaların ötesinde bir gerçek daha var. Kırım’ın yerleşik nüfusu aslında Tatarlardan oluşmaktadır. Kırım Tatarlarının yarımadaya egemenlikleri Osmanlı dönemine kadar uzanmakta ve Karadeniz’in bir Osmanlı gölü olmasında Kırım Tatarlarının büyük katkısı olduğu bilinmektedir. Bu ahalinin Ruslarla yakınlaşması Osmanlı egemenliğini kırmak isteyen bölge yöneticisi Girayların gayretleriyle olmuş ancak bilahare Rusya Kırım’a tamamen hakim olmuştur. Bununla beraber, Çarlık Rusya’sının yarımadadaki Tatar egemenliğine karşı hoşgörü ile yaklaştığı, Bahçesaray’ın merkez olarak kabul edilmesinde görülmektedir.
Sovyet döneminde Tatarlar, Stalin tarafından güvenilmez bulunmuşlar ve İkinci Dünya Savaşı esnasında Orta Asya’ya sürülmüşlerdir. Bunda şaşılacak bir husus bulunmadığını da ekleyelim. Sovyet ordusundan kaçan Tatar kökenli subay ve erlerin ülkelerini özgürlüğe kavuşturmak için Hitler’in yanında savaştıklarını hatırlayalım. Tatar nüfus Stalin’in ölümünden sonra ülkelerine geri dönmeye başlamış, ancak geri döndüklerinde ülkelerinin artık Ukrayna toprağı olduğunu görmüşlerdir. Rus olmadıkları için Ukrayna onları benimsemiş, parlamentoda temsil edilmelerine olumlu yaklaşmış ve kamu yönetiminde de önemli görevlere getirmiştir. Bu dönemde Türkiye de Ukrayna’ya destek vermiş, Orta Asya’dan dönenlerin yerleşmesi için evler yapmakta yardımcı olmuş, ayrıca bir eğitim okulu açarak bölgedeki öğretmen ihtiyacını karşılamak maksadıyla katkıda bulunmuştur.
Kırım’a el koymasının tepki görmemesi sanıyorum Putin’in Ukrayna’yı ele geçirme girişimine kalkışmasında etkili olmuştur. Gerçekten de Kırım’ı işgal ettiği zaman Batı sesini pek çıkarmamıştı, şimdi niye çıkarsındı. Böylece Putin Kırım’ın işgali konusunda Batı’nın sessiz kalmasını da doğru yorumlayamamış, eylemini ise Rus halkına Ukrayna yönetimindeki faşistleri temizlemek diye açıklamıştır. Buna ek olarak, NATO mensubu ülkelerin çok iyi anlamaları gereken bir gerekçe de sunmuştu. Sovyetler dağılırken, NATO Ruslara Sovyet egemenliği altında kalmış ülkelerin üye yapılmayacağını ifade etmişti. Bu vaadin ihlal edilmesi bir yana, Ukrayna ve Gürcistan gibi sınırdaş ülkelere dahi üye olabilecekleri söylenerek eskiden verilen sözlerin hiçbir anlam taşımadığı adeta ilan edilmiş oldu. Bu kendisini Birleşik Amerika ile aynı seviyede gören ve Avrupa’nın geleceğinde söz sahibi olduğunu düşünen Rusya için kabul edilmesi mümkün olmayan bir davranıştı. Olaya böyle bakılınca, Putin’in kızgınlığı ve Rus kamuoyunu Ukrayna’ya karşı harekete geçirmesi daha kolay anlaşılır hale geliyor. Rus kamuoyu işin başlangıcında Putin’i tamamen desteklemiş, ancak pahalı bir savaşa girildiği ve Rusya’nın sanıldığı kadar güçlü olmadığı anlaşılınca bu destek azalama yoluna girmiştir.
Bay Putin bölgedeki hakim gücün Rusya olduğunu kabul ettirmek için Ukrayna’da mutlaka bir zafer kazanmak zorunda olduğunu düşünüyor. Dolayısıyla, izlediği siyaseti değiştirmesi ve savaşa son vererek bir barışa yanaşması şu an için imkânsız gözüküyor. Şayet şu an bir barışa yanaşacak olursa, bu kamuoyu tarafından bir yenilgi olarak yorumlanacak ve kendisinin, en iyimser yorumla, siyasetten çekilmesi gerekecektir ki şu an için kendisinin böyle bir düşüncenin sahibi olduğu söylenemez. Bu nedenle kabul edilebilir bulduğu bir zafere kadar savaşmaya devam etmesini bekleyebiliriz. Acaba rüya peşinde mi koşuyor der siniz? Ne de olsa, Ukrayna Rus saldırılarına karşı koyuyor ve saldırıları cevapsız bırakmıyor. Buna karşılık, Ukrayna’nın yavaş yavaş tükenmekte olduğunu da görmezden gelemeyeceğimizi bilmemiz gerekiyor. Özellikle, jet motorlu yeni füzelere karşı Ukrayna hava savunması çaresiz kalmaktadır. Ellerinde bu saldırılarla mücadele edecek hava savunma silahları olmadığı bir yana, genel olarak hava savunma imkânları da neredeyse tükenmiştir. Birçok İHA Kiev’e engelsiz ulaşabiliyor
Bu koşullar altında karşımıza çıkan soru Birleşik Devletler’in Ukrayna savunmasına destek olup olmayacağıdır. Sizlerin de bildiği gibi, daha önceki dönemlerde Başkan Trump Rusya’ya Avrupalı ülkelere kıyasla daha anlayışlı yaklaşmak taraftarıydı. Şu sıralarda fikrini değiştirmiş görünüyor. Bir ihtimal, damadı Jared Kushner ve emlak kralı Steve Wittkopf’un Moskova’dan eli boş dönmüş olmaları tutumunu etkilemiş olabilir. Eğer Ukrayna, Avrupa yanında Amerikan desteğini de almayı başarırsa, Rus saldırılarına karşı koymak için yeterli kaynak edinmiş olacağını söyleyebiliriz. O zaman Bay Putin kararını gözden geçirmek, hatta görevinden ayrılmak mecburiyetinde kalabilir. Demokrasilerden farklı olarak, diktatör konumunda olanları, onun sayesinde mevki sahibi olanlar kolayca bırakmadığı gibi, diktatörlerin kendileri de uzun süren ve onları ezmeyi öngören bir hesap sorma döneminin başlamasından endişe ederler. Dolayısıyla görevlerinden kendi istekleriyle ayrılmaları pek alışılmış değil. Bakalım ne olacak!
Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır; kişisel yatırım tavsiyesi değildir.