Ekonomi Masası’nda Avrupa Birliği’nin otomotiv politikası, Merkez Bankası’nın yaklaşan faiz kararı, fon tasfiyesi düzenlemesi, MSCI’ın Türkiye’ye yönelik uyarısı, petrol ve deniz yakıtı maliyetleri ile Avrupa’daki hayat pahalılığı protestoları değerlendirildi.
Fransa ve Almanya arasında içten yanmalı motorların üretimden kaldırılması takvimine ilişkin varılan uzlaşmanın ardından Made in Europe düzenlemesinde Türkiye’nin konumu yeniden tartışmaya açıldı.
Yayında yapılan değerlendirmelerde, Türk otomotiv sanayisinin Avrupa Birliği’nin 27 üye ülkesine uygulanacak düzenlemelerin dışında tutulması yönündeki yaklaşımın Türkiye açısından ciddi bir risk oluşturduğu belirtildi.
Avrupa Birliği’nin Türkiye’nin otomotiv ihracatındaki en büyük pazar olduğu, Türkiye’de üretim yapan birçok Avrupa merkezli otomotiv şirketinin ürünlerinin de ağırlıklı olarak bu pazara gönderildiği hatırlatıldı.
Türkiye’nin Gümrük Birliği içinde yer almasına rağmen Avrupa dışındaki üçüncü ülkelerle aynı kategoride değerlendirilmesinin mevcut ticari düzenlemeyle çelişebileceği ifade edildi.
Yayında, Türkiye’den Avrupa’ya giden araç ve otomotiv parçalarının üçüncü ülke ürünü sayılmasının Gümrük Birliği’nin fiilen delinmesi anlamına gelebileceği değerlendirmesi yapıldı.
Gümrük Birliği’nin tarım, sanayi ve hizmet sektörlerini de kapsayacak şekilde güncellenmesi beklenirken Made in Europe üzerinden yeni bir ticari engel oluşturulmasının Türkiye açısından olumsuz sonuçlar doğurabileceği belirtildi.
Yayında aktarılan değerlendirmeye göre Avrupa Birliği, üretimdeki katma değerin belirli bir bölümünün üye ülkelerde oluşturulmasını şart koşabilir.
Bu koşulun sağlanmaması halinde Türkiye’de üretilen otomobil ve yedek parçaların Avrupa Birliği dışından gelen ürünler gibi değerlendirilmesi ve ilave gümrük vergileriyle karşılaşması gündeme gelebilir.
Bu senaryonun gerçekleşmesi halinde Türk otomotiv şirketlerinin Avrupa pazarındaki rekabet gücünün zayıflayabileceği ve ihracat kaybı yaşanabileceği ifade edildi.
Made in Europe tartışmasının yalnızca mevcut otomotiv ihracatıyla sınırlı olmadığı vurgulandı.
İçten yanmalı motorlardan elektrikli otomobillere geçişle birlikte motor, batarya ve yazılım teknolojileri etrafında yeni bir üretim ekosistemi oluştuğu belirtildi.
Türkiye’nin Avrupa pazarına erişiminin zorlaşması halinde yeni elektrikli otomobil ve batarya yatırımlarının dışında kalabileceği, bunun uzun vadede bugünkü ihracat kaybından daha büyük bir risk oluşturabileceği ifade edildi.
Prof. Dr. Evren Bolgün, Avrupa otomotiv sektörünün son yıllarda Çin rekabeti, enerji maliyetleri ve verimlilik sorunu nedeniyle zorlandığını söyledi.
Ukrayna-Rusya Savaşı sonrasında artan enerji ve diğer üretim maliyetlerinin Avrupa’daki otomotiv şirketlerinin rekabet gücünü zayıflattığını belirten Bolgün, Avrupa’nın bu sorunlara henüz kalıcı bir çözüm üretemediğini ifade etti.
Türkiye’nin kapsam dışında tutulmasının Avrupa otomotiv sektörünün temel rekabet sorunlarını çözmekten çok Türk üreticiler üzerinde yeni bir maliyet baskısı oluşturabileceği değerlendirildi.
Programda 22 Ekim’de açıklanacak Merkez Bankası faiz kararı da ele alındı.
Bir değerlendirmede, matematiksel açıdan 100-150 baz puanlık indirim alanı bulunduğu ancak jeopolitik riskler, enerji fiyatları, fon krizi ve enflasyondaki kalıcı iyileşmenin henüz sağlanamaması nedeniyle faiz indiriminin riskli olabileceği belirtildi.
Merkez Bankası’nın yapacağı indirimin kısa süre sonra yeni bir faiz artışıyla geri alınmak zorunda kalmasının piyasa açısından daha ağır sonuçlar doğurabileceği ifade edildi.
Evren Bolgün ise piyasanın Merkez Bankası’ndan 100 baz puanlık faiz indirimini büyük ölçüde fiyatladığını söyledi.
Bolgün, 100 baz puanlık indirimi güçlü bir olasılık olarak değerlendirirken aralık toplantısına ilişkin beklentilerin henüz fiyatlara tam olarak yansımadığını belirtti.
Petrol ve diğer enerji maliyetlerinin gerilememesi ile gıda fiyatlarındaki risklerin Merkez Bankası’nın sonraki adımları açısından belirleyici olacağını ifade etti.
ABD Merkez Bankası’nın ekim toplantısına ilişkin faiz artırımı beklentisinin önceki döneme göre belirgin biçimde gerilediği belirtildi.
Programda yapılan değerlendirmede Fed’in ekim ayında faizi sabit tutmasının daha olası olduğu ifade edildi. ABD’de enflasyon baskısının devam etmesine rağmen iş gücü piyasasında aşırı ısınma görülmemesi ve bütçe ile büyüme tarafındaki sorunların Fed’in beklemede kalmasına neden olabileceği kaydedildi.
Yapay zekâ yatırımlarına ayrılan kaynağın geçmiş teknolojik dönüşüm dönemlerine kıyasla çok yüksek olduğu, buna karşılık yatırımların geri dönüşünün henüz netleşmediği belirtildi. Bu durumun teknoloji şirketlerinde “yapay zekâ balonu” tartışmasını büyüttüğü ifade edildi.
Tasfiye edilen bazı yatırım fonlarında 1 milyon TL’ye kadar ödeme yapılmasına olanak sağlayan düzenlemenin bu hafta TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmesi bekleniyor.
Teklif üzerinde büyük ölçüde uzlaşma sağlandığı ve hızla kanunlaşmasının beklendiği belirtildi. Meclis işleyişi açısından olağanüstü bir gecikme bulunmadığı, teklifin rutin Genel Kurul takviminde ele alınabileceği aktarıldı.
SPK’nın bazı fonları daha önce belirlenen karar kapsamından çıkararak olağan tasfiye işlemlerinin başlatılmasına karar verdiği de programda aktarıldı.
Fon krizinde yatırımcı ödemelerine yönelik adımların atıldığı ancak sorumlulara ilişkin adli süreçlerin yeterince şeffaf olmadığı değerlendirmesi yapıldı.
Yayında, fonlarda elde edilen haksız kazançların geri alınması ve yatırımcıların zararlarının karşılanmasının ekonomik boyutu çözebileceği ancak kamuoyunun sorumluların cezalandırıldığına ikna edilmemesi halinde güven sorununun devam edeceği belirtildi.
Krizin yalnızca finansal kayıplar üzerinden değil, denetim, hukuk ve piyasa ahlakı açısından da ele alınması gerektiği vurgulandı.
MSCI’ın Türkiye endekslerindeki değişiklikleri dondurması da programın ana başlıklarından biri oldu.
Kararın Türkiye’ye düzenlemeleri tamamlaması için zaman kazandırdığı ancak piyasanın statüsüne ilişkin belirsizliği ortadan kaldırmadığı ifade edildi.
Türkiye’nin gelişmekte olan piyasalar sınıfında tutulmasının olumlu olduğu, buna karşılık Haziran 2027’ye kadar sürecek izleme döneminin yabancı yatırımcı açısından “bekle-gör” davranışını güçlendirebileceği belirtildi.
HSBC’nin ise kararı bir uyarı olarak değerlendirdiği, doğrudan statü değişikliği süreci başlatılmamasının Türkiye’ye zaman kazandırdığını belirttiği ve Türkiye için “ağırlığını artır” görüşünü koruduğu aktarıldı. Ekonomi Masası
ABD-İran görüşmelerinin yeniden başlamaması ve Hürmüz ile Babülmendep boğazlarında eş zamanlı kapanma yaşanması halinde Brent petrolün 120 doların üzerine çıkabileceği değerlendirmesi yapıldı.
Petrol fiyatlarının 110 dolar civarında seyrettiği bir ortamda Merkez Bankası’nın faiz indirimi kararının daha zor hale gelebileceği belirtildi.
Enerji maliyetlerindeki yükselişin yalnızca enflasyonu değil bütçe, cari açık, üretim ve taşımacılık maliyetlerini de baskılayabileceği ifade edildi.
Orta Doğu’daki savaşın deniz yakıtı fiyatlarını savaş öncesine göre yüzde 70’ten fazla artırdığı aktarıldı.
Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz’deki riskler nedeniyle gemilerin daha uzun rotalara yönelmesi, yakıt tüketimini ve taşıma maliyetlerini artırıyor.
Gemi sahiplerinin uzun vadeli yakıt sözleşmeleri yerine spot piyasalara ve alternatif ikmal limanlarına yönelmeye başladığı belirtildi.
Fransa’da eğitim koşullarına yönelik öğrenci eylemlerinin hayat pahalılığına karşı geniş çaplı protestolara dönüştüğü aktarıldı.
Yarım milyondan fazla kişinin katıldığı gösterilerde bir kişinin hayatını kaybettiği, çok sayıda iş yeri ve aracın zarar gördüğü belirtildi. Benzer toplumsal huzursuzlukların Belçika, Hollanda, İspanya, Portekiz, Arnavutluk ve Hindistan gibi farklı ülkelerde de görüldüğü ifade edildi.
Avrupa’da ekonomik aktivitenin zayıflaması, reel gelirlerin baskı altında kalması ve sosyal harcamalardaki kesintilerin protestoların büyümesinde etkili olduğu değerlendirildi.
Savunma harcamalarının milli gelirin yüzde 5’ine çıkarılması hedefinin eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik bütçeleri üzerinde yeni baskı oluşturabileceği ve ilerleyen dönemde toplumsal huzursuzlukları artırabileceği belirtildi.
Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır; kişisel yatırım tavsiyesi değildir.