Ağustos ayı ödemeler dengesi verilerini değerlendiren Prof. Dr. Fatih Özatay, son 12 aylık döneme bakıldığında cari açığın iki yıldır sürekli artış eğiliminde olduğunu belirtti. Mevcut cari açık seviyesinin geçmiş yıllardaki %3,5 - %5 seviyelerindeki kadar ürkütücü olmadığını ifade eden Prof. Dr. Özatay, Orta Vadeli Program’daki (OVP) milli gelir tahmini baz alındığında Ağustos ayındaki 42 milyar dolarlık açığın milli gelirin %2,3'üne denk geldiğini söyleyerek, açığın 50 milyar dolara yükselmesi durumunda dahi bu oranın %2,8 seviyesinde kalacağını bildirdi.
Ancak bu tablonun ekonomi yavaşlarken gerçekleştiğine dikkat çeken Prof. Dr. Özatay, Türkiye'nin normal şartlarda büyürken cari açık veren bir yapıya sahip olduğunu vurguladı. Altın ve enerji kalemi dışarıda tutulduğunda Türkiye'nin cari fazla verdiğini hatırlatan Prof. Dr. Özatay, buna karşın altın ve enerji hariç cari fazlada da iki senedir düşüş ve bozulma eğilimi yaşandığının altını çizdi.
Cari açığın finansman boyutunun küresel risk iştahına bağlı olduğunu kaydeden Prof. Dr. Özatay, ABD, Almanya, Fransa, İngiltere ve Japonya gibi gelişmiş ekonomilerde uzun vadeli faizlerin yükseliş trendinde olduğunu ifade etti. Şimdilik küresel bir finansal çalkantı olasılığı öngörülmese de faizlerdeki yükselişin küresel piyasalardaki risk alma iştahını olumsuz etkileyebileceğini belirten Prof. Dr. Özatay, dış finansman koşulları açısından dikkatli olunması gerektiğine işaret etti.
Goldman Sachs’ın TCMB brüt rezervlerinde son bir yılda yaşanan 30 milyar dolarlık azalışa ilişkin uyarısını yorumlayan Prof. Dr. Özatay, bu gerilemenin olumlu bir gelişme olmadığını ancak mevcut rezerv düzeyinin programın ilk başladığı döneme kıyasla halen belirgin biçimde daha yüksek bir seviyede bulunduğunu dile getirdi. Türkiye’nin risk priminin 240-250 baz puana gerilemekle birlikte halen yüksek seyrettiğini hatırlatan Prof. Dr. Özatay, rezerv algısının doğrudan uygulanan ekonomi politikalarının kalitesine ve güven ortamına bağlı olduğunu savunarak iki farklı senaryoyu kıyasladı.
Enflasyonun yıl sonunda %30 civarında gerçekleşmesinin beklendiğini ve uygulanan programa rağmen verimlilik, teknoloji, ihale yasası, rant yasası ve hukuk gibi yapısal alanlarda beklenen adımların atılmadığını belirten Prof. Dr. Özatay, iç siyasetteki gelişmeler ile yargı kararlarının da rezervler üzerinde keskin düşüşler yaratabildiğini sözlerine ekledi.
Yıl başında TCMB, OVP ve Uluslararası Enerji Ajansı tarafından 2026 yılı ortalaması için 62-65 dolar seviyelerinde tahmin edilen ham petrol fiyatlarının 100 doların üzerine tırmandığını hatırlatan Prof. Dr. Özatay, rafine ürün marjlarının açıldığını ve özellikle motorinde tedarik kıtlığı yaşandığını aktardı.
Yüksek enerji ve petrol fiyatlarının imalat ve taşıma maliyetlerini doğrudan artırdığını vurgulayan Prof. Dr. Özatay, enerjinin enflasyonu yukarı doğru iten bir güç olarak çalıştığını ve ekonomi yönetiminin enflasyonu düşürme çabalarının karşısında ciddi bir karşı kuvvet oluşturduğunu belirterek değerlendirmelerini tamamladı.
Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır; kişisel yatırım tavsiyesi değildir.